Dünya nüfusunun yüzde 50’den fazlası cep telefonu kullanıyor ve önemli bir kesimde bu durum bağımlılık boyutunda.  Araştırmalara göre, Türkiye’de ortalama bir cep telefonu kullanıcısı, her 13 dakikada bir telefonuna bakmakta... Yeni koronavirüsün hayatımıza girmesi ve sosyal medya üzerinden takibinin bu süreyi ne kadar kısaltmış olabileceğini düşünmek bile istemeyiz!Dünya nüfusunun yüzde 50’den fazlası cep telefonu kullanıyor ve önemli bir kesimde bu durum bağımlılık boyutunda.  Araştırmalara göre, Türkiye’de ortalama bir cep telefonu kullanıcısı, her 13 dakikada bir telefonuna bakmakta... Yeni koronavirüsün hayatımıza girmesi ve sosyal medya üzerinden takibinin bu süreyi ne kadar kısaltmış olabileceğini düşünmek bile istemeyiz!Cep telefonları, baz istasyonlarından gelen radyo dalgalarıyla iletişim sağlıyor, dolayısıyla kullanıcılar da bu elektromanyetik dalgalara maruz kalıyor. Bu maruz kalmanın kansere, özellikle de beyin kanserine sebep olup olmadığı uzun süredir tartışma konusu.  İlk çıkan yayınlar, cep telefonunun kanser yapmadığı yönünde olsa da, son çalışmalar aksini söylüyor. Uzun süre cep telefonuyla konuştuğumuzda kulağımızın ısındığını hissederiz. Bu radyo frekans enerjisi ve insan vücudu arasındaki etkileşimi gösteriyor. Ancak bu enerjinin deri ve diğer yüzeysel dokular tarafından soğurulduğu ve beyne çok fazla iletilmediği düşünülüyor.İlk araştırmalarda radyo frekans dalgalarının; beynin elektriksel aktivitesini, fonksiyonlarını, kan basıncı veya uyku düzenini değiştirip değiştirmediği incelendi; ancak bunların etkilendiğine dair hiçbir veri elde edilemedi. Cep telefonlarının kanser yapma riski varsa bunu gözlemleyebilmek için en az 10-15 yıllık bir süre geçmesi gerekiyor. Beyin tümörü ile kanser riskini gösteren ilk çalışmalar, cep telefonunun daha az yaygın olduğu yıllara dayanmaktadır. En geniş çaplısı; 13 çalışmanın ortak değerlendirildiği Interphone’dur. Bu araştırmada, 10 yıl ve daha fazla cep telefonu kullanımıyla beyin tümörü gelişme riski arasında direkt bir ilişki olmadığı; ancak uzun saatler ve yıllar boyu kullanımının riski artırabileceği raporlandı. Bu analize dayanarak Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, cep telefonunu muhtemel kanserojenler arasına alsa da bir dönem peş peşe gelen yayınlarda kanserle ilişkisi olmadığı görülünce FDA muhtemel kanserojen statüsünden çıkardı. Yine de son çalışmalar, cep telefonu kullanmı ile beyin tümörü arasındaki ilişkiyi daha net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu risk, konuşma süresi artıkça fazlalaşıyor.  

Çocuklar üzerindeki etkisi

Araştırmaların önemli bir ayağı da, şüphesiz cep telefonlarının çocuklar üzerindeki etkileri... Miniklerin beyin hücreleri henüz gelişmemiş olduğundan büyük risk altındalar. Uzmanlar, yetişkinler için günde 30 dakikadan fazla cep telefonuyla konuşmanın beyin tümörü riskini üçte bir oranında artırdığını söylemektedir. İleriki yıllarda yapılacak çalışmalarda bu riskin çocuklarımız için ne boyutta olduğunu daha net anlayabileceğiz.

Ne yapmak lazım?

Cep telefonsuz bir hayat elbette mümkün değil. Kulaklık kullanmak, mesaj yazarken telefonu elle tutmak yerine bir zemine bırakmak ve konuşma süresini azaltmak ilk akla gelen tedbirler arasında. Ayrıca gece uyunan ortamda da cep telefonunu uzakta tutmak, hem uyku kalitesi hem de radyo frekans etkisinin azaltılması açısından faydalı olacaktır. Mekanik zararlarının dışında, özellikle akıllı telefonlar söz konusu olduğunda uzun vadeli zararlardan bahsetmemek olmaz. İnsanlarla bire bir sosyalleşmenin, ailenin, sevdiklerimizin, çevremizin farkındalığını yaşamanın kanser ve tüm diğer hastalıkların karşısında bağışıklığımızı artırdığını, hatta ömrümüzü uzattığını hiçbir araştırmaya gerek olmadan biliyoruz. Meseleye bu açıdan baktığımızda cep telefonunun yaptığı tahribatı gözden kaçırmamak gerek. Bu gönüllü karantina günlerinde hayretle keşfettiğimiz ‘evimiz’ yıllardır yerli yerinde duran bir ilaç! Ve temin ederim ki, kansere karşı ondan daha iyisi henüz keşfedilmedi. Cep telefonsuz bir hayat elbette mümkün değil. Kulaklık kullanmak, mesaj yazarken telefonu elle tutmak yerine bir zemine bırakmak ve konuşma süresini azaltmak ilk akla gelen tedbirler arasında. Ayrıca gece uyunan ortamda da cep telefonunu uzakta tutmak, hem uyku kalitesi hem de radyo frekans etkisinin azaltılması açısından faydalı olacaktır. Mekanik zararlarının dışında, özellikle akıllı telefonlar söz konusu olduğunda uzun vadeli zararlardan bahsetmemek olmaz. İnsanlarla bire bir sosyalleşmenin, ailenin, sevdiklerimizin, çevremizin farkındalığını yaşamanın kanser ve tüm diğer hastalıkların karşısında bağışıklığımızı artırdığını, hatta ömrümüzü uzattığını hiçbir araştırmaya gerek olmadan biliyoruz. Meseleye bu açıdan baktığımızda cep telefonunun yaptığı tahribatı gözden kaçırmamak gerek. Bu gönüllü karantina günlerinde hayretle keşfettiğimiz ‘evimiz’ yıllardır yerli yerinde duran bir ilaç! Ve temin ederim ki, kansere karşı ondan daha iyisi henüz keşfedilmedi. Sağlıkla kalın ve bugünlerde evde kalın.