Sağlıklı kalmanın olmazsa olmazlarından biri su... Ancak onlarca kaynağı, içme şekli ve zamanı var. Doğru su hangisi ve suyu nasıl içmeli sorularının cevabını vermeye çalışalım.

BPA içeren şişeleri kullanmayın: BPA, bisfenol A’nın kısaltılmışıdır, plastik ve reçine yapımında kullanılan bir maddedir. Son 50-60 yıldır giderek daha fazla ürüne entegre edildiği için çok maruz kalıyoruz. Kullandığımız su şişeleri, damacanalar, biberonlar plastik bardak ve saklama kapları, bazı diş dolguları dahil BPA hemen her yerde karşımıza çıkıyor ve yapılan çalışmalar BPA’nın, kullanıldığı kaplardan yiyecek ve içeceklere sızabildiğini belirtiyor. Belli bir düzeyin altında olduğunda insan sağlığına zarar vermiyor ama yaygın kullanılması sebebiyle, farklı ürünlerde maruz kalmamız doz aşımını gündeme getirebiliyor.

BPA’nın çocuklarda davranış bozukluğu, kan basıncı yüksekliği gibi etkileri olsa da dikkat çekici etkileri hormon dengemiz ve üreme sistemimiz üzerine. Bu sebeple BPA içermeyen, cam veya paslanmaz çelikten yapılan su şişelerini tercih edelim.

Damacanalar: Damacanalar kabul edilebilir oranlarda BPA içeriyor, ancak bu kez de başka bir handikap ortaya çıkıyor, ozon... Temizlemek amacıyla damacanadaki suya eklenen ozon, yüksek oksidasyon gücü ile bakterileri yok ediyor, ağır metalleri uzaklaştırıyor, suyun kötü koku ve tatlarını yok ediyor, sertlik derecesini düşürüyor. Tüm bu faydaları sağlarken çok reaktif olduğu için temas ettiği her şeyle reaksiyona giriyor. BPA başta olmak üzere damacananın yapısındaki birçok maddeyle kimyasal etkileşime girerek suya salınmasına sebep olabilir. Cam damacana önerisini tekrarlamakta fayda var.

Meyve veya sebze dilimleri eklemek: Suyunuzu daha lezzetli ve ferahlatıcı hale getirebilir. Ancak iyice yıkamazsanız salmonella veya E.coli gibi enfeksiyonları bulaştırabilirsiniz. Kabukları yeteri kadar temizlenmemiş meyve sebzeyi atmak ya da daha önce et vb. ürün kestiğimiz tahtayı kullanmak bu soruna yol açabilir. Meyve ve sebzeleri doğru ve yeteri miktarda yıkadığınızdan, hijyenik alanlarda kestiğinizden emin olmalısınız. 

Katkı maddesi eklemek: Arada bir sorun olmayabilir, ancak bunu her gün yapmamız sorun olabilir. Öncelikle yapılan araştırmalar gösteriyor ki, yapay tatlandırıcılar sizi tip 2 diyabet ve kanser için daha yüksek risk altına sokuyor. Ayrıca daha sık da acıktırabilirler. Şeker, yüksek früktozlu mısır şurubu, aspartam veya sükraloz içeren her şeyden kaçının. Bunların yerine, limon, nane, maydanoz veya salatalık kullanmayı tercih edin.

Yorgunken su içmek: Dehidratasyon yani yeterli su içmemek de yorgun hissetmenize sebep olabilir. Tüm vücut fonksiyonlarımız için suya ihtiyacımız var, su kaybı için tek sebep fazla terlemeniz değil.

Tükettiğiniz su miktarını gün içine dağıtın: Aynı anda çok miktarda su içmenin metabolizmaya bir faydası yok, üstelik bunu akşam saatleri veya gece yaparsanız sık sık idrara çıkmak için uykunuzu bölmek durumunda kalırsınız. Uygun olan gün boyunca yavaş yavaş içmektir, saat başına bir litreden fazla tüketmemeye dikkat edin.

Nehir veya akarsularda su içmek: Temiz görünebilirler, ancak etraftaki birçok kaynak onları kirletebilir. Doğal suyu içmeden önce filtrasyon tabletleri veya su filtreleri kullanın.

DOĞRU SU…

Dehidrate kalmayın!

Yani tükettiğimiz kadar su almayı ihmal etmeyin. Vücudumuzun büyük çoğunluğu sudur ve birçok fonksiyonunda onu kullanır; toksinleri temizler, cildi nemlendirir, böbrek taşlarının oluşmasını engeller, sindirime yardımcı olur. Sağlıklı kalmanın olmazsa olmazı suyu tüketmenin de bir yolu yordamı var. Biraz dikkat etmek, elde etmenin kolaylığıyla özensiz davranmamak, onu daha sağlıklı tüketmemize yeter.

Sık sık bazı konulardaki yerleşik deyimlerin değişmesini savunduğum gibi, “Sudan ucuz” deyimini de unutalım. Hem tüketirken hem korurken göstermediğimiz özen, sağlık ve gelecek açısından su oldukça pahalıya mal olabilir.