Son 10 yıldır kanser tedavilerinde belki de en fazla konuştuğumuz konu immünoterapiler. İmmünoterapi, kişinin kendi bağışıklık sistemi baskılanarak ya da aktive edilerek kanserin tedavi edilmesidir. Özellikle immün kontrol noktalarını baskılamak için geliştirilen ilaçlarla son yıllarda kanser tedavisinde önemli bir aşama kaydedildi. Ancak bu ilaçların etkinliği halen sınırlı ve bireysel farklılıklar gösteriyor. Peki immünoterapi tedavisi altındaysak, tedavinin daha etkin olmasını sağlamak için neler yapmalıyız?

Uyku

Her gece 23.00-00.00 sıralarında uykuya giderek, sabah 07.00-08.00’de kalkacak şekilde en az yedi saat uyku şart. Yanı sıra uykunun çok sağlıklı ve kaliteli olması da şart.
- Her gün yatağa aynı saatte gidip, aynı saatte kalkmak,
- Uyurken karnınızın mümkün mertebe boş olması,
- Gündüz uyku veya uyuklamalarının terk edilmesi,
- Ve sağlıklı hormon salınımının sağlanması için karanlık uyku ortamı önemli...
Her şeye rağmen uyumakta zorlanıyorsanız, yatmadan önce içeceğiniz bitkisel çaylar veya melatonin hapı uyumanızı kolaylaştırabilir.

Spor

Egzersiz, bağışıklık sistemi için çok önemli ancak tedavi sırasında bunun doktor kontrolünde olması şart; egzersiz yapmamanız gereken durumlar da olabilir.

Beslenme

Yapmanız gereken, çok çeşitli yemek, meyve-sebze ve proteinden yeteri kadar tüketmek. Karnınızı aç hissetmeseniz bile sağlıklı yiyeceklerden ufak atıştırmalar yapmakta fayda var. Takviyelerden uzak durun, özellikle kanser kürü ve vitamin takviyesi adı altında satılanlardan... Lütfen unutmayın, dünyanın en sağlıklı besinini bile tüketiyor olsanız, bir süre sonra fazlası zarar verecektir.

Stres kontrolü

Kanser tanısı bile stresi beraberinde getiriyor, yani stresten kaçmak mümkün değil. Ancak stresi yönetmek mümkün. Size neyin iyi geleceğini düşünüyorsanız onu yapın. Dua edin, yoga ve meditasyon yapın, masaj yaptırın… Psikolog, psikiyatrist desteği almaktan da çekinmeyin; işin profesyonelleri her zaman yol gösterici olacaktır.

Mikrobiyata

Bağırsaklar milyonlarca mikrobu barındırıyor ve bu mikroorganizma topluluğuna mikrobiyata diyoruz. Bağırsak mikrobiyatasının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi eskiden beri biliniyor. Yapılan çalışmalarda mikrobiyatanın pek çok kanserin oluşumu, ilerlemesi ve yayılması ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bağırsaklar milyonlarca mikrobu barındırıyor ve bu mikroorganizma topluluğuna mikrobiyata diyoruz. Bağırsak mikrobiyatasının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi eskiden beri biliniyor. Yapılan çalışmalarda mikrobiyatanın pek çok kanserin oluşumu, ilerlemesi ve yayılması ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. 

Öncelikle mikrobiyata, bağırsağın iç yüzeyini döşeyen mukozanın bariyer etkisini artırarak, vücudu hastalık yapıcı etkenlerden korur. Bağışıklık sistemi hücrelerini düzenleyici etkisi vardır. Bu etkiyi ürettiği TNF, IL-1, IL-8, IL-10 interferon vb. moleküller ve fermantasyonla üretilen, kısa zincirli yağ asitlerinin üzerinden yapıyor. 

Bu kısa zincirli yağ asitleri de hem T hücrelerini (immün sistemin en önemli hücrelerinden) düzenliyor hem de koruyup IL-18 üretimini sağlıyor. Mikrobiyatanın bazı üyeleri, direkt etkiyle bulunduğu konak üzerinde kanseri başlatacak genomik değişikliklere sebep oluyor. Mikrobiyal metabolizma sonucu oluşan bazı ürünler de aynı şekilde kanseri tetikleyebiliyor veya tam aksine koruyucu oluyor.  

İmmünoterapide en sık kullanılan ilaçlar, kontrol noktalarına karşı geliştirilen immün kontrol nokta baskılayıcılarıdır. Ancak bu baskılayıcılara verilen cevaplar da yan etkiler de bireysel farklılık gösteriyor; bazılarında hiç yan etki oluşmazken, bazılarında tedaviyi kesmek zorunda bile kalabiliyorsunuz. Yapılan çalışmalar bu kontrol noktası baskılayıcıları ile mikrobiyata arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor. 

Deneylerde antibiyotik kullanan farelerin immünoterapiye cevabının azaldığı gözleniyor ve bu azalmanın mikrobiyata içeriğindeki bazı mikrop türlerindeki değişiklikle ilişkili olduğu kaydediliyor. 

Hayvan deneyleri bu sonuçları gösterince, mikrobiyata üzerine yapılacak manipülasyonlarla immünoterapi etkinliğinin artırılıp artırılamayacağı araştırılıyor. Klinik çalışmalarda en etkin sonuçların fekal transplantasyonla (dışkı nakli) alındığı, probiyotik vb. takviyelerle immünoterapi etkinliğinin artırılmadığı kaydediliyor. 

Aslında en sağlıklı yöntem, dışkının analiziyle hangi bakterinin eksik veya fazla olduğunu belirleyip, ona göre takviye yapmak olmalıdır. Probiyotik ve takviyeler diğer hastalıklarda olduğu gibi burada da faydasız. 

Ne eksikse onu yerine koymaya çalışmak ve alınan takviye ve ilacın bağırsaktan emilimini artırmak, en doğru seçenek gibi görünüyor. Mikrobiyata ve immünoterapi etkinliği ilişkisi araştırılmaya devam ederken, immünoterapi alan hastalarımızın kendileri için yapabileceği en iyi şey, gereksiz antibiyotikten uzak durmak, düzenli ve çeşitli beslenmek, yaptırabiliyorlarsa dışkı analiziyle eksiği telafi etme yolunu seçmek.

Bilgili, sağlıklı, mutlu ve maskeli kalın...