Kanserin sebebinin genetik mutasyonlar olması, aileden, yani kalıtsal yollarla geçtiği izlenimini uyandırsa da sadece yüzde 10-15’i kalıtsaldır. Yani bilinenin aksine, kaderimiz değildir.
Ama yeterli önlemi almadığımız için bizzat kendimizin sebep olduğu bir hastalıktır. Kanser oluşumunun yüzde 85-90 sebebi, dengesiz beslenme, kendi yaşamımıza duyarsızlık ve çevresel faktörlerdir. Hayat tarzımızda yapacağımız, spor, hareketli bir döngü, dikkatli beslenme gibi küçük değişikliklerle korunabiliriz. Kanserin kaderimiz olduğunu düşünüp, teslimiyetçi bir yaklaşıma girmek aslında sadece kendimizi kandırmaktan ibarettir.
Büyüklerimize çektirdiğimiz vicdan azabı da cabası...
Bir ailede kanserin çok görülmesi, o ailede kalıtsal olduğu anlamına gelmez. Bu durum, aile bireylerinin bazı kanserojenlere birlikte maruz kaldığı bir hayat tarzından kaynaklı olabilir; ailedeki sigara alışkanlığı, geleneksel yapıdan kaynaklanan beslenme alışkanlıkları, belli meslekleri devam ettiren aile gelenekleri, coğrafya olarak talihsiz durumlarla yüz yüze kalmak ya da asbest içeren beyaz toprak vb. kimyasallarla temasta olmak gibi...
Ebeveynlerden çocuklara genlerle geçen hastalıklara kalıtsal denir. Kalıtsal mutasyonlarda, döllenen yumurta veya spermden hastalıklı gen aktarılır. Bebeği oluşturmak üzere bölünmeye başlayan hücreler, bu mutasyonu sperm veya yumurta dahil tüm hücrelere devredilir ve hastalıklı gen, nesiller boyu bu şekilde aktarılma potansiyeline sahip olur.
Sonradan edinilmiş mutasyonlar, anne veya babadan geçmez. Yaşamın bir yerinde, herhangi bir hücrede meydana gelir ve bölünmesiyle oluşan yeni hücrelere aktarılır; yani yumurta veya spermde olmadığı için gelecek jenerasyonlara geçmez. Kanserlerin çoğu, bu sonradan kazanılmış mutasyonlardan oluşur.
Tümör baskılayıcı genler, normalde hücreleri kontrol altında tutarlar ve hücrelerin bölüneceğini, DNA hasarını tamir edeceğini ya da programlı hücre ölümüne gideceğini zamanı belirlerler. Bu tümör baskılayıcı genlerde meydana gelen herhangi bir mutasyon, ailesel kanser sendromlarına yol açabilir.
Normalde insan vücudunda, genlerin iki kopyası bulunur. Bunlardan birinde hasar oluştuğunda veya aileden bu hasarlı gen aktarıldığında, diğer gen kopyası işlevini sürdürür ve mutasyonlu genin hastalığı ortaya çıkarmasına izin vermeyebilir. Ancak bu normal gen de, uğradığı bir mutasyon sonucu fonksiyonunu durdurursa, tümör baskılayıcı genin işlevi ortadan kalkar ve anormal hücre büyümesi başlayarak kansere giden sürece yol açabilir. Görüldüğü üzere, aileden mutasyonlu geni alan herkes kanser olmaz, sadece diğer insanlara göre biraz daha fazla yakalanma riskine sahip olur.

Sendromları...

En bilinen kalıtsal kanser sendromları: Kalıtsal meme ve yumurtalık kanserleri, Cowden Sendromu, Li-Fraumeni ve Lynch Sendromu olarak sıralanabilir.
Eğer bir ailenin birçok bireyinde aynı tür kanser görülüyor ve genç yaşta ortaya çıkıyorsa, toplumun genelinde fazla olmayan bir türü fazla sayıda görülüyorsa, ailede birden çok kişide kanser varsa veya birden fazla kardeşte görülüyorsa genetik testlere başvurulabilir.
Ancak her zaman tekrarladığımız gibi testin yapılması gerekliliğine bir doktor karar vermelidir. Genetik olarak taşıdığımız birçok özelliğin; çevresel koşullarımız, sosyal yapımız, geliştirdiğimiz alışkanlıklar ve kültürlenmemiz gibi sebeplerden hiç ortaya çıkmadan ömrümüzü tamamladığımızı biliyoruz. Kansere de tıpkı böyle bakmamızda fayda var. İyi ve sağlıklı alışkanlıklarla donatılmış bir yaşam, bizi hem kanserden hem de benzeri ciddiyette birçok olumsuzluktan uzak tutacaktır.
Bu karantina günlerinde, hazır yoğun bir biçimde kendimizle kalmışken biraz değişmeye ve iyileşmeye, kendimize dikkat etmeye ne dersiniz?
Sağlıkla ve bugünlerde ‘sadelikle’ kalın.