Hep sorarız ya! “Bu kanserojen mi?”, “Şu kanser yapar mı?” Bugün başka türlü soralım: “Ben kanser yapar mıyım?” Hemen “Hayır” diye haykırmayı isterdim ama kısmen evet... Kendi hayatımızın kanserojeni olabiliyoruz ve iyi haber buna engel olabiliriz. Kanser oluşumunun (yüzde 85-90 oranında) sebebi, beslenme ve çevresel faktörlere bağlıdır. Özetle, kanser olmak aslında bir kader değil, büyük oranda hayat tarzımızın etkili olduğu bir sonuçtur. Küçük değişikliklerle; spor yaparak, uyuyarak ve beslenmemize dikkat ederek yani hayata özen göstererek kanserden korunabiliriz.
Doğru beslenme ve egzersizin yanında aşağıdaki önerilere dikkat etmek bizim için yararlı olacaktır.
Güneş ışınları: Deri kanseri, en sık görülen rahatsızlıklardan biridir ve güneşe maruz kalmakla direkt ilişkilidir. Alışılagelmiş inancımız, güneş ışınlarının en güçlü olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneşte kalmamak yönündeydi, ancak son yıllarda, D vitaminin öneminin anlaşılmasıyla bu yaklaşımımız değişti. D vitaminini, en iyi şekilde güneşten alırız. Gelen UVB ışınlarıyla deride doğal sülfatlı D vitamini üretiliyor; ancak bunun için güneş ışınlarının direkt gelmesi, herhangi fiziksel bir engelle karşılamaması gerekiyor. Yani inanıldığının aksine aslında saat 10.00 ila 16.00 arasında güneşlenmek gerekir, daha önce veya sonrasının D vitamini üretimine bir katkısı yok. Erken veya geç saatte güneşlenme, ciltteki melanin hücrelerini uyarıp bronzlaşmayı sağlar, ama D vitamini üretimine bir katkısı bulunmaz, aksine aksatır. Önerilen, yaz aylarında herhangi bir güneş koruyucu sürmeden öğle saatlerinde kısa süreli güneşlenip, yıl boyu ise haftada en az 1-2 kez, 5-10 dakikalık el-ayak ve yüz güneşlenmeleri yapmaktır. Solaryumdan ise kesinlikle uzak durmak gerekmektedir.
Aşılanma: Bazı viral enfeksiyonlara karşı aşılanma, o virüsle ilgili kanserlerin riskini azaltacaktır.
Hepatit B ve C: Karaciğer kanseri, sık rastlanan rahatsızlıklardan biridir. Hepatit B ve C virüsleri, karaciğer kanserinin nedenleri arasında ilk başta gelir. Özellikle Hepatit B taşıyıcılarının yakalanma riski, taşıyıcı olmayanlara oranla 200 kat fazladır ve bu oldukça dramatik bir orandır. Bu nedenle aşı, koruyucu olacaktır. Sağlık Bakanlığı, yenidoğanlara aşıyı yapmaktadır; ancak önceden aşısı yapılmamış sağlık çalışanları, hemodiyaliz hastaları, sık sık kan ve kan ürünleri verilen hastalar, homoseksüeller ve düzensiz cinsel yaşamı olanlar, hepatit açısından daima risk altındadır ve mutlaka aşı uygulanmalıdır.
HPV: Cinsel yolla bulaşır, kadında rahim ağzı ve her iki cinste baş-boyun bölgesi kanserine yol açar. Doğru
zamanda yapıldığında aşının koruyuculuğu yüksektir.
Risksiz cinsel yaşam: Çok sayıda partnerden kaçınmak ve kondom kullanmak ilk sayılabilecek tedbirlerdendir.

Düzenli sağlık kontrolü

Check-up olarak bilinen sağlık kontrollerinin düzenli yapılmasıyla kanserden korunmak, erken dönemde tanı alıp kolaylıkla tedavi olmak mümkündür. Hiçbir şikayet olmasa da düzenli olarak yılda bir kez yaptırılacak kontrollerle, erken dönemde belirti vermeyen bir kanser yakalanabilir. Check-up’lar kişiye özel olmalıdır ve sadece tetkiklerden oluşmaz. İyi bir fiziki muayene, öz geçmiş, soy geçmiş ve alışkanlıkların sorgulanması iyi bir check-up’ın olmazsa olmazlarındandır.
Tekrar etmekte fayda görüyorum; vitamin takviyeleri, ilaçlar, sihirli reçeteler ve iksirlerle çözüm aramaya son! Basit önlemler almak ve algımızı kendimize çevirerek yanlış giden şeyleri erkenden fark ederek doktora başvurmak, bizi sadece kanserden değil, birçok hastalıktan kurtaracaktır.
Sağlıkla ve bugünlerde evde kalın...