Kilo veremiyorsanız mikrobiyotanıza da bakın!

Her taşın atından çıkan mikrobiyota kilonuzu da belirliyor olabilir. Bazı insanlar çok zor kilo verebiliyor hatta hiç veremiyorken bazıları yaşam tarzında yaptıkları küçük değişikliklerle çok hızlı kilo verebiliyorlar. Bunun pek çok sebebi olsa da en az akla geleni bağırsaktaki bakteri durumu. Mikrobiyota, aynı her hafta ertelediğimiz spor gibi, kilo verememe sebebimiz olabilir.

Mikrobiyota, yani bağırsaktaki bakteriler, besinlerin nasıl sindirileceğini ve emileceğini belirler. Dolayısıyla kilo verip vermeme durumumuz da etkilenir. Bakterilerin bölünme hızı ve hatta bakterilerin genleri, yediğiniz yiyeceklerdeki besinlerden ne kadar yararlanabileceğinizi, nişaşta ve liflerin ne kadar hızla şeker moleküllerine ayrılacağını belirler. Tabii ki bir bakışta hangi bünyenin ne kadar nişastayı veya lifi metabolize ettiğini anlamak pek mümkün değil. Eylül ayında American Society for Microbiology dergisinde yayınlanan bir çalışma bu sorunun cevabını araştırdı. Bu çalışmada sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyen bir insan popülasyonunun bağırsak mikrobiyotasındaki bakteriler incelendi. Bu kişilerin bakterilerinde kilo verme hızlarını belirlemeyi sağlayan spesifik bir gen bölgesi tanımlanıyor. Bu çalışmada her ay kilosunun yüzde 1 veya daha fazlasını kaybeden 48 kişiyle, kilo veremeyen 57 kişi karşılaştırılıp, bağırsak mikrobiyomundaki 31 fonksiyonel gendeki farklılıklar ortaya konuluyor.

Aslında daha önce buna benzer çalışmalar yapılıyor, yani kilo verenler ile veremeyenler arasındaki mikrobiyota farkı daha önce ortaya konulmuş ancak bu araştırma ile ilk kez bakterilerin genetik farklılığına bakıldı, yani bir adım ötesine gidilip daha fazla detay elde edildi. Bakterilerin hızlı bölünmesine sebep olan genlerin kilo vermeyi de hızlandırdığı görüldü. Nişastayı, lifi veya şekeri parçalayan enzimleri daha fazla bulunduran bakteriler kilo vermeye direnç gelişmesine sebep oluyor.

İçeriği nasıl saptanır?

Dışkı örneğinde, DNA sekanslama denilen yöntemle bakteri genleri belirlenerek mikrobiyotayı oluşturan bakteriler tanımlanır. Bu bakterilerin bağırsakta bir denge içinde olması gerekir; bazılarının fazlalığı veya azlığı birçok hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Bu hastalıklar...

Alerjik hastalıklar,

Diyabet, obezite, metabolik   sendromlar,

Akne başta olmak üzere cilt     hastalıkları,

Kalp damar hastalıkları,

Fonksiyonel bağırsak hastalıkları,

Otizm, depresyon, anksiyete,

Kolon kanseri.

Mikrobiyota için ne yapmak gerekir?

Sağlıklı ve uzun yaşayabilmek için mikrobiyotanın durumunu bilmek elzemdir. Hava kirliliği veya ağır metallere maruz kalma vb. çevresel faktörler, kronik sindirim sistemi hastalıkları, yaşanılan coğrafyanın mikrobiyotası, stres, antibiyotik veya antiasit kullanımı bağırsak mikrobiyotasının durumunu belirler. Düzenli ve dengeli beslenmek, mikrobiyota kalitesi açısından en önemli nokta. Ancak her zaman dengeli ve düzenli beslenmek mümkün olmayabilir veya altta yatan bir hastalık, sağlıklı bir mikrobiyota varlığına engel olabilir. Dışkı örneğinin analizi ile artık kişiye özel tedavi yaklaşımları mümkün. Artmış ya da azalmış bakteriler için diyetin düzenlenmesinin yetmeyeceği düşünülüyorsa prebiyotik veya probiyotikler, fekal transplant dediğimiz dışkı transferi yapılabilir. Ama tüm bu tedavilerin kişiye özel planlanabilmesi için öncelikle mikrobiyota analizi şarttır.

Mikrobiyota ile ilgili çalışmalar giderek artıyor. Kanser hastaları başta olmak üzere birçok rahatsızlığın, hatta tedavilere verilen yanıtların da yine mikrobiyota ile ilişkili olduğu açıklanıyor. Artık bir hastalığımız olduğunda, tedavi aldığımızda bağırsaktaki bakteri durumumuzu da akla getirmek gerekiyor.

Sağlıklı ve uzun yaşamın sırlarıyla ilgili giderek daha fazla veriye ulaşıyoruz. Bu bilgileri nasıl kullanacağımız ise tamamen bizim elimizde. Hayata, sağlığa ve olası hastalıklara hep daha fazla açıdan bakalım, biz kazanalım.