Bu yazıyı, ‘evinizde’ kahvenizi yudumlarken okuyor olmanızı yürekten diliyorum. Malumunuz Çin Wuhan kaynaklı yayılan korona artık tüm dünyayı etkisi altına aldı. İnsanlık tarih boyunca dönemsel salgınlara alışık, ancak bu virüsün bulaşıcılığı çok daha yüksek, daha fazla seyahat edebiliyor olmamız, virüsün de hareket kabiliyetini artırarak hızlıca yayılmasına ve ardından binlerle ifade edilen kayıplara neden oldu.
Koronavirüs, soğuk algınlığı veya grip gibi kolayca yayılıyor. Enfekte bir kişi yakındaki insanların gözlerine, burnuna veya ağzına girebilecek zerrecikleri öksürdüğünde veya hapşırdığında virüs bulaşıyor. Önce yüksek ateş ve öksürük, ilerleyen evrede ise solunum güçlüğüyle seyrediyor. Ek olarak diğer koronavirüs enfeksiyonlarında olduğu gibi bulantı-kusma, diyare, kas-eklem ağrısı ve iştahsızlık gibi belirtiler de gösterebiliyor.
Koronavirüs, diyabet, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kanser gibi kronik hastalığı olanlarda ve yaşlılarda daha şiddetli seyrediyor ve ölümle sonuçlanabiliyor. Bu gibi hastalarda ölümcül olmasının sebebi, elbette bağışıklık sisteminin baskılanmış olması.

Tedavi süreci

Bu durumda aklımıza gelen ilk soru: Kanser tedavisi alıyorsak veya yeni tanıyla tedavinin henüz başındaysak, ne yapalım?
Kemoterapi ve cerrahi işlemler, bağışıklık sistemini baskılarlar ve süreci daha ağır geçirmemize sebep olabilirler. Çin’de yayınlanan bir analizde; 18’i halihazırda kanser tedavisi alan bin 590 koronavirüs vakası inceleniyor.
Ölüm oranı, kanser tedavisi alanlarda yüzde 39, normal popülasyonda ise yüzde 8... Araştırmacılar, korona pozitif durumunda kemoterapiye ara verilmesini, acil olmayan cerrahilerin ötelenmesini ve kanser tedavisi görürken koronavirüs tespit edilen hastaların daha yakından izlenmesini tavsiye ediyorlar. Burada önemli olan, kemoterapi alan hastaların tedavi kararını, sorumlu hekimleriyle birlikte değerlendirmeleri...
Tedavi hedefleri, beklenen faydanın alınan riske oranı, hastanın genel durumu gibi birçok detay, sonucu berraklaştıracaktır. Radyoterapi hastaları için ise durum biraz daha farklı; çünkü radyoterapi bağışıklık sistemini baskılamaz, aksine bağışıklık sistemini uyarır. Özellikle başlanmış tedaviyi durdurmak, tedavinin etkinliğini azaltacaktır. Radyoterapi ile uyarılan hücrelerin, verilen arada daha hızlı bölünmesi veya kontrolden çıkması ihtimali, tedavinin planlandığı gibi devam etmesini zorunlu kılmaktadır.
Radyoterapi devam ederken uyulması gereken kurallara gelince... Koronavirüse maruz kalmış halde radyoterapi alan hastalarda, tedavinin uygulandığı bölümün ve genel durumun hijyeni için ekstra adımlar atılması gerekir. Tedaviye gelen hastaların sadece bir yakınıyla gelmesi, 18 yaş altı veya 65 yaş üstü hiç kimsenin kendilerine eşlik etmemesi, hastaların ve yakınlarının kendi iyilikleri için hijyen kurallarına eksiksiz uyumu bu yeni süreçte çok ama çok önemlidir.

Bu süreçte kanserli biriyle yaşıyorsanız yapmanız gerekenler...

Kanserli birisine bakıyorsanız veya onlarla yaşıyorsanız, virüsün bulaşmasını önleyen hijyen ve dezenfektasyona çok titizlikle uymanız gerekiyor. Bir şekilde kendinizden kaygılandığınızda, kanserli hastayla derhal teması kesin. Durumun yarattığı duygusal hoşgörüye asla kapılmamanız, hijyen ve ziyaret kabulü vb. konularda taviz vermemeniz gerekiyor.

Maske kullanmalı mıyız?

Uzmanlar, maske takmanın genel kitle için yararlı olmadığını dile getirse de, bu durumu da sorumlu doktorunuz veya hemşirenizle konuşun. Solunum semptomlarıyla hastaneye gelmeniz halinde maske istemeniz daha doğru olacaktır.
Son günlerde biz profesyoneller için onlarca uluslararası bilgi mektubu yayınlandı. Genelinin ortak önermesi; bu salgının, kanser tedavisi gören veya yeni başlayacak hastaların tedavi sürecine engel teşkil etmediği yönünde. Ayrıca tedavisi tamamlanmış ve takipte olan hastalarımız, herhangi bir şikayetleri yoksa kontrol tarihlerini bir süre erteletebilir veya evden destek alma imkanlarını sorgulatabilirler.
Bugünlerde, sağlıkla ve sadelikle kalın...