Tıp fakültesi öğrenciliğim boyunca hep temkinli yaklaştığım iki ilaç vardı; kortizon ve klorokin. Bu iki ilaç her derde deva; aklınıza gelebilecek birçok hastalıkta kullanılabilir ama her ikisinin de sayısız yan etkisi var. Klorokini kortizondan ayıran bir özelliği var; birçok yan etkisi doza bağımlı değil, yani çok küçük dozlarda bile kalp, göz başta olmak üzere birçok yan etkisinin görülmesi mümkün. Oysa kortizonun yan etkileri büyük ölçüde doza bağımlı. Pandemi hayatımızı ele geçirmeye başladığı ilk günlerde klorokinin koruyucu (profilaktik) olarak kullanılabileceğini düşünen meslektaşlarım başta olmak üzere birçok kişi ilacı kullandı. O panikle hesap etmediğimiz şey, koronavirüsünden zarar görme olasılığımız kadar klorokinin olası yan etkileriydi...

KORONADAN HABERLER


Sonraki süreçte de klorokin kafa karıştırmaya devam etti. Lancet gibi en önemli yayınlardan birinde klorokinin yararlı olduğunu ileri süren bir çalışma, sonrasında geri çekildi. Arkasından yayınlanan başka bir araştırma ise azitromisin gibi bir antibiyotikle birlikte veya tek başına kullanıldığında, klorokinin standart tedavilere üstünlüğü olmadığı rapor edildi. Özetle, eğer doktorunuz tavsiye etmiyorsa kendi başınıza koruyucu olarak bu ilacı almayın.

Öldürücü etki ve kanın pıhtılaşması!


Covid-19’a ait en korkutucu iletişim, Çin, İtalya ve İspanya gibi ülkelerden gelen kayıtlarda, insanların nefes alamayıp boğularak öldüğü görüntülerdi. Covid-19’a maruz kaldığımızda bunu basit bir üst solunum yolu ya da gastroenterit şeklinde atlatmak yerine, akciğerleri tutmasından korkuyorduk. Ancak yine yayınlanan çalışmalar ve meslektaşlarımızın klinik tecrübeleri gösteriyor ki; ölümcül olan etkisi kanı pıhtılaştırması; kanın pıhtılaşmasıyla damarlardaki akışı yok etmesi ve kalp krizi veya kalp yetmezliği gibi ölümcül tablolara yol açması. İyi haber ise, erken dönemde kullanılan kan sulandırıcılarla hastanın bu tabloya girmesinin engellenebilmesi.

Radyoterapi bir seçenek olabilir mi?

Antibiyotiklerin keşfinden önce, verem başta olmak üzere akciğer enfeksiyonları radyoterapi ile tedavi ediliyordu. Geriye dönük olarak yapılan analizlerde, akciğer enfeksiyonlarında radyoterapinin ölüm oranını yüzde 30 civarında azalttığı kaydediliyor. Radyoterapi hücrelerin üremesini baskıladığı için birçok iyi huylu hastalıkta kullanılabiliyordu ama Covid-19 sürecinde bu konudaki ürkekliğimizin sebebi, radyasyonun yaratacağı ikincil kanser riskleriydi. Üstelik bu risk dozdan bağımsız gelişebiliyor; doz arttıkça risk artıyor ve çok düşük dozda da bu risk devam ediyor. Tedavisinde uygulanan 0.5 Gy çok ama çok düşük bir doz. Covid-19 mağduru hastaların ciddi ölüm riskine ek olarak, kanser hastalarının tedavisinde 80 Gy’e kadar çıkan dozları kullandığımız düşünülürse her iki akciğere uygulanacak 0.5-0.7 Gy gibi dozlar belki göze alınabilir. Amerikan Sağlık Enstitüsü’nün de destek verdiği çok sayıda radyoterapi çalışması devam ediyor. Yakın zamanda sonuçları gördüğümüzde tedavi seçenekleri arasına radyoterapi de girebilir, üstelik çok ekonomik bir çözüm, birçok antibiyotiğe kıyasla daha ucuz.

Aşı ne zaman geliyor?

Covid-19 için aşı çalışmaları, bilim tarihinin alışık olmadığı bir hızda devam ediyor. Amerika’dan ve Oxford’dan gelen haberler bizlerin en çok önemsediği aşı haberleri oldu. Faz I sonuçlar çok az hasta sayısıyla gerçekleşti ve olumlu olunca hemen ikinci aşamaya geçildi. Çok az yan etki var, gelişen immün cevap da yeterli dendi ama çalışmaya alınan kişi sayısının azlığı ve yan etkileriyle aşının etkinliğini değerlendirmek için yeterli zamanın geçmemiş olması, Faz III evresini görmeden konuşmanın erken olacağını düşündürüyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen “Aşı tamamen çözüm olacak mı?” sorusuna en azından kişisel cevabım “Hayır.” Nezle, grip olmayalım diye yaptırdığımız birçok aşı bizi kısmen koruyor, bunu şimdiye kadar çoğumuz tecrübe etmişizdir. Virüsün mutajenik olduğu da baştan beri en çok konuşulan konulardan biri; dolayısıyla aşı hangi formlarına etkili olacak? Faz III çalışmasında aşının 30 bin kişi üzerinde denenmesi planlanıyor, 1 milyar dolar civarında bir bütçe ayrıldı aşı için. Ama çalışma sonuçları olumlu gelse ve ortaya geçerli bir aşı çıksa bile bunun bizim elimize ulaşması ne kadar zaman alacak? Bunları mutlaka düşünmek zorunda kalıyoruz.

Yine dönüp dolaşıp “Kişisel hijyenini sağla ve bağışıklık sistemini çökertmemek için elinden geleni yap” demek dışında elimizde bir şey kalmıyor. En ucuz ve en pratik yol bu. Sevdiklerimize dokunamadığımız, öpemediğimiz bir bayram; bu durumu her zamanki bayramlarımızdan farklı ve sevimsiz diye değerlendiriyor olabiliriz. Böyle düşünmektense, şimdiye kadar ki alışkanlıklarımızın, yani gereğinden fazla dokunmamızın, sarılmamızın anormal olduğunu düşünmek faydalı olabilir. Bu durumun bayram mutluluğumuza gölge düşürmemesi için elimizden geleni yapalım; çok bunaldık ve sağlıklı bir bayram sürecine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Sıkılmanın, kendimizi garip bir cenderede hissetmenin bizi haklı çıkaracağını aklımıza getirmeden, sabır ve metanetle davranarak yaşamaya devam etmeliyiz.

Sağlıklı ve mutlu bir bayram diliyorum...