Kullandığımız bazı ürünlerin içeriklerine biraz olsun dikkatli baktığınızda, sık sık gördüğünüz tanıdık bir isimle karşılaşacaksınız; benzen. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, benzeni kanserojen maddeler arasında değerlendiriyor. Ancak benzenden kaçmak ne kadar mümkün bilemiyorum. Çünkü doğada ve birçok fabrika ürününde bulunuyor, Amerika Birleşik Devletleri’nde de en çok kullanılan 20 kimyasal
madde arasında...

Benzen, oda sıcaklığında renksiz veya açık sarı sıvı formdadır. Ancak çok hızlı bir şekilde buharlaşabilir ve havadan ağır olduğu için yüzeylere çökebilir. Hafif bir kokusu vardır ve kolay yanar.

Nerelerde bulunur?

Benzen, doğada volkan, orman yangını benzeri yüksek ısının yayıldığı durumlarda ya da bozulmuş yiyeceklerde havaya, toprağa ve suya karışarak karşımıza çıkabilir. Ayrıca petrol, benzin ve sigara dumanında da benzene rastlanır.

Endüstride kullanımı

Plastik ve reçineler,

Kauçuk,

Naylon ve sentetik lifler,

Boyalar,

Peptisitler,

İlaçlar,

Makyaj malzemeleri,

Tarım ilaçları,

Deterjanlar.

Olmadığı yer pek yok gibi, hatta 2021 yılındaki bir raporda, benzenin 78 değişik tipte güneş koruyucusunda ve 44 farklı nemlendiricide bulunduğuna dair veriler var.

Vücuda olan etkisine bakarsak... Benzen, özetle hücrelerimizin çalışma biçimini değiştiriyor. Mikroplarla savaşan antikorları ve beyaz kan hücrelerini değiştirerek bağışıklık sistemine zarar verebiliyor. Ya da vücutta kırmızı kan hücresi yapımını baskılıyor ve bu da anemi dediğimiz duruma yol açıyor. Hatırlayalım, kırmızı kan hücreleri vücuda yeterli oksijeni sağlamakla görevli ve benzen maddesine uzun süre maruz kalmak lösemiye sebebiyet verebiliyor.

Hücrenin enerji üretebilmesi ve birçok yaşamsal fonksiyonunu devam ettirebilmesi için oksijene ihtiyacı vardır. Sinir hücrelerinde tahribat yaratabilir, kadınlarda yumurtalıklara zarar vererek düzensiz adet dönemlerine yol açabilir. Tabii bu etkiler maruz kalınan benzen dozuna ve vücuda giriş şekline bağlıdır; yani soluyarak mı, dokunma veya yutma ile mi maruz kalındığı kişinin yaşı, başka bir sağlık probleminin olup olmaması da hastalık oluşturmasında önemli faktörlerdir.

Vücudumuzda öncelikle cildimiz ve burundaki siliyer hücrelerden oluşan bir koruyucu bariyerimiz var. Bunlara rağmen kimyasalları böbrek ve karaciğerimiz metabolize edip atabiliyor. Ancak bu savunma mekanizmalarında bir sorun varsa ya da bir limitin üzerinde maruz kaldıysak, zarar vermeye başlayabilir.

Yani pek çoğumuzun duyduğu “Toksin yok, doz var” doğru bir söz. Dünya Sağlık Örgütü, standart bir benzen konsantrasyonu belirlemedi, bu durum tabii ki güvenli bir aralıktan bahsetmenin mümkün olmadığı anlamına gelebilir. Ancak birçok ülke, standart ortalama dozunu milyarda bir (0.001 ppm) olarak belirliyor.  

Fazla maruz kaldığımızı nasıl anlarız?

Benzenin havadaki konsantrasyonunun 2.5-5 kısım/milyon (ppm) doz olması durumunda kokusunu almak mümkün. Fazla miktarda maruz kalma durumunda ise aşağıdaki belirtileri olabilir.  

Bağ ağrısı,

Bulantı, kusma,

Çarpıntı,

Göz yanması, görmede bulanıklık,

Ellerde titreme,

Uyku hali, bilinç bulanıklığı,

İştah kaybı.

Petrol rafinerileri, kimya veya petrokimya tesisleri, benzin veya benzenin kendisinin depolanması, dağıtımı ve kullanımı ile ilgili işlerde çalışanlar daha fazla risk altındalar. Maruz kaldığımızı düşünüyorsak, yapmamız gerekenler çok zor değil; temiz havaya çıkın, üzerinizdeki kıyafetlerden hemen kurtulun, doğal bir sabun ve suyla yıkanın. Gözleriniz maruz kaldıysa ,15 dakika süreyle yıkayın. Çok fazla bulgunuz ve şikayetiniz varsa hemen bir hastaneye başvurun.

Yapabileceğimiz en iyi şeylerden biri kullandığımız ürünlerin üzerini okumak ve elden geldiğince benzen içermeyenleri tercih etmek. Her zaman mümkün olmuyor tabii ki ama ne kadar az dozda maruz kalırsanız vücudumuzun arınma olasılığının daha yüksek olduğunu unutmayın.

Bilgili, sağlıklı ve mutlu kalın. Bu güzel günlerin coşkusuyla maskelerinizi çıkarmayın ve korunmaya devam edin.

KÜÇÜK YAZILAR HAYAT KURTARIR