Kanser türleri içinde sinsi ilerleyişi ve geç tanı oranının yüksek olmasıyla bildiğimiz, erken evrelerde yakalandığında ise tedavi şansı çok yüksek olan mide kanserinin en Kanser türleri içinde sinsi ilerleyişi ve geç tanı oranının yüksek olmasıyla bildiğimiz, erken evrelerde yakalandığında ise tedavi şansı çok yüksek olan mide kanserinin en önemli handikapı, sıklıkla gastrit veya ülser belirtileriyle karışmasıdır. Bu nedenle genelde erken evrede fark edilemez. Kanser sinsice ilerleyip ileri evreye geldiğinde tanı konulur. Beslenme alışkanlığında tuzlu ve tütsülenmiş yiyeceklerin sıkça görüldüğü Japonya, Malezya, İzlanda gibi ülkelerde daha sık rastlanılır. Ülkemiz, görülme sıklığı açısından yedinci sıradadır.

Sık rastlanılan belirtiler

- Kilo kaybı ve halsizlik,

- İştahsızlık,

- Karın ağrısı,

- Yemek sonrası hazımsızlık ve şişkinlik,

- Bulantı ve kusma,

- Mide girişini tutan kanserlerde yutma güçlüğü,

- İleri evrelerde karında sıvı birikmesi, sarılık ve karaciğer büyümesi.

Risk faktörleri

Yaş: Genelde 70 yaş üstünde rastlanılır.

Cinsiyet: Erkeklerde daha fazla görülür.

Sigara: Riski artırır. 

Diyet: Tuzlanmış, tütsülenmiş veya aşırı tuzlu yiyeceklerle beslenenlerde daha sık görülür. 

Kronik atrofik gastrit: Mide yüzeyinin sürekli iltihabıyla oluşan değişiklikler kansere sebep olabilir. 

Helikobakter pilori enfeksiyonu: Helikobakter pilori, mide ve bağırsağın ilk kısmına yerleşen bir bakteridir. İltihaba sebep olur ve kronik enfeksiyon sonrası kansere giden süreci başlatabilir. 

Pernisiyöz anemi: Vücudun yeteri kadar B12 vitaminine sahip olmamasından dolayı yeterli miktarda kan hücresinin üretilemediği durumdur. Pernisiyöz anemili hastalarda, midede üretilen bir proteinin eksikliğinden dolayı B12 vitamini vücutta yeterli düzeyde emilemez. Epidemiyolojik çalışmalarda, pernisiyöz anemi ve mide kanserinin birlikteliği gösterilmiştir.  

Tanı

Büyük oranda endoskopi aracılığıyla tanı konulur. Endoskopi ile mide iç yüzeyine bakılır ve şüpheli bir bölgenin olması halinde biyopsi alınarak ilerlenir. Endoskopik ultrasonografi ile hastalığın mide dışına taşıp taşmadığı, çevre dokularla ilişkisi ve midenin etrafındaki lenf nodlarının tutulup tutulmadığı değerlendirilebilir. Hastanın fiziki muayenesi ve öyküsünün ardından, mide kanserinden şüphelenilmesi durumda ilk önerilen endoskopi yapmaktır. Rahatsızlığın yaygınlığını değerlendirmek için karın ultrasonu, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans, sık tercih edilen görüntüleme yöntemlerindendir. Tüm vücudu değerlendirmek için direkt pozitron emisyon tomografi (PET-BT) de çekilebilir.

Tedavi

Tedavide temel yöntem midenin cerrahi olarak alınmasıdır. Gastrektomi denilen bu işlemde tümörün yerleşimi, boyutu ve hastanın genel durumuna göre midenin tamamı ya da bir kısmı alınabilir. Cerrahi sonrası tümörün özelliklerine ve rahatsızlığın yaygınlığına göre kemoterapi, radyoterapi veya her iki tedavi seçeneği de uygulanabilir. Ayrıca yemek borusunun son ya da mide başlangıç kısmında yerleşmiş tümörlerde, önce kemoterapi veya radyokemoterapinin uygulanması ve her zaman olduğu gibi sadece cerrahla değil de, multidisipliner olarak konuyla ilgili tüm uzmanlardan görüş alınması, rahatsızlığınızın değerlendirilmesi ve tedavi kararının birlikte verilmesi gerekir.
Yine günümüzde en uygun olan, endoskopik biyopsi ile birlikte tanı konulduğunda hastalarımızın genetik testlerinin yapılması ve bu testlere göre kemoterapi veya immünoterapi tedavilerinin en doğru şekilde belirlenmesidir.
Tedavi sonrasındaki dönem için diyetisyen desteği şarttır. Mide alındığı için yemekler yemek borusundan direkt bağırsağa geçer, yani midenin depolama fonksiyonu ortadan kalkacaktır ve beslenmeye adaptasyon için zaman gerekecektir. Bu sebeple hastaların sık sık ve az yemesi, diyetinin düzenlemesi, B12 vitamini gibi gerekli vitamin desteklerinin temini gerekmektedir.
Sağlıklı ve bugünlerde evde kalın...