Covid-19 etkisini sürdürürken, bizlere bıraktığı alışkanlıkların birçoğunun yararının ve gerekliliğinin farkındayız. Pandeminin başında faydasını tartıştığımız maskenin, hastalığı önlemenin yanı sıra, şiddetini azalttığını ya da belirti vermeden geçirilmesine yardımcı olduğunu artık biliyoruz. Aşıyı beklerken hastalığın yumuşamasına yardımcı en büyük etkenin maske olduğu artık kaçınılmaz bir kabul; üstelik sosyal mesafe gibi karşılıklı, çift taraflı bir uyum da gerektirmiyor. Maske takmak tamamen sizin elinizde ve koruyucu etkisi kesin...

ÖYLE BİR DÜNYA YOK ARTIK

Diğer solunum yolu virüsleriyle ilgili geçmiş tecrübe ve kanıtlar; 2003 yılındaki SARS salgını ve Covid sürecinde Boston’da mart ayından itibaren maske kullanan sağlık çalışanları arasında Covid-19 enfeksiyonunun azaldığının raporlanması, maske takmanın yararına dair ilk verileri oluşturuyor.
Mart ayından beri edindiğimiz tecrübe bize gösterdi ki bu virüs, belirtisiz vakalardan akut solunum sıkıntısına ve ölüme kadar geniş bir spektrumda karşımıza çıkıyor. Yine virolojik, epidemiyolojik veriler bize gösteriyor ki viral yük yani maruz kalınan virüsün miktarı, bu hastalığın atlatılma sürecini çok etkiliyor; virüse, miktar olarak düşük dozlarda maruz kaldıysanız, belirtisiz atlatma şansınız var. Ama viral yükünüz çoksa süreci de ağır geçiriyorsunuz.

Virüsler hep hayatımızdaydı

Bu sonuçlar bazen içimizi ürpertse de maalesef sürpriz değil. Covid-19 ile varlığını hissedip konuştuğumuz virüsler aslında hep hayatımızdaydı. 1938 yılından beri araştırmacılar, bir virüsün ölümcül dozu kavramını veya maruz kalan kişinin yüzde 50’sinin öldüğü (LD50) senaryosunu araştırdılar. Yüksek dozda virüs, bağışıklık mekanizmalarını ve koruyucu bariyerleri baskılayabiliyor veya düzensizleştirip hastalığın şiddetini artırabiliyor.

Özetle bu sonuç bile viral yükün önemi üzerinden, maskenin neden bu kadar önemli olduğunu açıklıyor. Filtreleme kapasitesi maskenin türüne göre değişse de, bazı virüs içeren damlacıklar maskeden geçemiyor ve viral yük otomatik olarak azalıyor. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, virüse maruz kalan ve hastalığı belirtisiz geçiren yüzde 40 bir popülasyonun yüzde 80’inin maskeli olduğunu rapor ediyor. Hayvan deneylerinde de maskeli kobayların, maskesizlere göre enfekte olma olasılığının azaldığı ya da belirtisiz geçirme olasılıklarının arttığı belirtiliyor. Arjantin’e ait yolcu gemisi vakasında, maske kuralına uyan yolcuların belirtisiz enfeksiyon oranı yüzde 81’di. Maske zorunluluğu olmayan önceki yolcu gemilerinde bu oran yüzde 20 olarak rapor
edilmişti. Bir başka analize göre de, Amerikan Gıda İşçileri arasında maske takma zorunlu hale getirilince belirtisiz enfeksiyon oranı yüzde 95’e kadar yükselebildi. Kalan yüzde 5’te ise hafif ve orta şiddette bir süreç yaşandı.

Maske takmayı önemseyin

Maske takmayı önemseyen ülkelerin pandemiyi daha iyi yönettiğini görüyoruz. Yine aynı şekilde maskeyi zorunlu hale getiren ülkelerde ölüm oranları zorunluluk kalktığında bile daha iyi kaydedildi. Karbondioksit soluduğumuz, bunun da bize zararlı olduğu savına gelince; yine bilimsel çalışmalar bunu doğrulamıyor. Bizi bunaltması dışında belirtilen bir zararı yok ama getirdiği fayda artık tüm bilimsel veriler eşliğinde tartışmasız. Bu pandemi geçecek ama bıraktığı maske alışkanlığı bizde bir süre daha kalacak ve kalmalı. En azından kapalı ortamlarda...

Yeni fark ettiğimiz virüsler, bağışıklığı düşük olanları etkilemeye devam edecek...

Artan nüfus, köyden şehirlere yönelen kontrolsüz göç, kirlenen hava ve çevre, ısınan iklim... Anlaşılan o ki artık eskisi gibi bir dünya yok. Şapkamızı önümüze koyup en azından kişisel önlemlerimizi almaz ve bu hızlı kötü gidişi durdurmazsak, eski rahat, umarsız günlerimizi çok özleyeceğimiz aşikâr.
Sağlıklı, bilgili, mutlu ve maskeli kalın…