Popüler takviyelerde bugün: Koenzim Q10

Koenzim Q10, son dönemde çok konuşulan takviyelerden biri. Bir Netflix dizisi gibi komşudan, arkadaşımızdan duyup biz de kullanalım diyoruz, kliniklere başvuruyoruz ama gerçekten buna ihtiyacımız var mı? Gelin bir bakalım, özellikle 40 yaş sonrası ihtiyaç olduğunu baştan söylemem gerekse de, detaylarını bilmekte fayda var.
Koenzim Q10, hücrelerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmeye yardımcı olur. Aslında vücudumuz koenzim Q10 üretiyor ama yaşla birlikte miktarı azaldığı için dışarıdan almak şart. Yapılan çalışmalarda kalp, beyin, diyabet ve kanser dahil birçok kronik hastalıkta bağlantılı olduğu saptansa da henüz Koenzim Q10 ile rahatsızlıklar arasındaki neden-sonuç ilişkisi bilinmiyor. Yani düşük olduğu için mi bu hastalıkların geliştiği, yoksa rahatsızlık sonucu mu Koenzim Q10 değerinin düştüğü bilinmiyor. Ben algıda seçicilik yaparak en çok çalışıldığı kanser tedavilerindeki rolünü ayrıntılarıyla aktaracağım.

Üretimi ve görevleri

Koenzim Q10, vücutta üretildikten sonra mitokondrilerde depolanır. Mitokondrinin görevi de hücrelerimizin işleyişi için enerji üretmek; bakteri ve virüslerin sebep olduğu hasar dahil her türlü oksidatif zarardan hücreleri korumaktır. Ayrıca bütün kronik hastalıkların zemini olan inflamasyonu engeller. Üretimi, özellikle yaşla azalır. Bunun dışında B6 vitaminin eksikliğinde olduğu gibi bazı besin yetersizliklerinde, Koenzim Q10’un yapım veya kullanımında doğuştan gelen bir hasarda, mitokondri hastalıklarında ve statin ilaçlarının kullanımında seviyesi azalabilir. Asıl görevi hücrede enerji üretmektir ve hücre içerisinde enerjiyi taşıyan adenosin trifostat (ATP) yapımında görevlidir. Bir diğer önemli fonksiyonu, antioksidan gibi görev yapıp hücreleri oksidatif hasardan korumasıdır. Bu iki yaşamsal etkisiyle bağlantılı olmadığı sistem de pek yok gibi…

Kalp hastalıkları: Kalp yetmezliği olan bir grup hasta, Koenzim Q10 ile iki yıl boyunca tedavi ediliyor ve kalp hastalıklarından ölüm riskinin azaldığı gözleniyor. Bir başka çalışmada ise hastalar, Koenzim Q10 ile tedavi ediliyor veya placebo grubuna alınıyor. Sonuç olarak daha az hastaneye yatış ve kötüye gidişin azaldığı tespit ediliyor.

Kanser: Kanser hastaları üzerindeki araştırmalar ise çok daha ilginç. Ama yine aynı soruyu burada da sormak mümkün; insanlar Koenzim Q10 seviyesi düşük olduğu için mi kanser olmuş? Yoksa hasta olduktan sonra mı düşmüş? Fakat her şekilde Koenzim Q10, kanser hastalarında işe yarıyor. Değişik kanser türlerinde hem laboratuvar hem de klinik düzeyde düşük seviyesiyle kanser arasındaki ilişkisi gösterilmiş durumda. Düşük seviyesi inflamasyonu ve kanser hücrelerinin gelişimi, çoğalması ve yayılmasını tetikliyor. Mesela meme kanserli hastalarda yapılan bir çalışmada, hormonoterapiye Koenzim Q10 eklenmesi tedavi başarısını artırıyor. Aynı şekilde kemoterapiler sırasında verilmesinin, tedaviye bağlı yan etki oranını azalttığını gösteriyor. Birçok meslektaşım, diğer antioksidan ajan ve vitamin takviyeleriyle karıştırıp kanser tedavileri sırasında ve hemen sonrasında verilmesine karşı çıkıyor, ancak bu konudaki literatürü gözden geçirmelerini öneriyorum. Hem tedavinin etkinliğini artırıp hem de normal hücreleri korumak mümkün olabilir gibi görünüyor.

Cildi gençleştirme: Antioksidan koruma ve enerji üretimiyle hem en geniş hem de içten ve dıştan her türlü hasara açık organımız olan cildimizi de gençleştirebilir. Düşük Koenzim Q10 seviyesine sahip olanlarda cilt kanseri riskinin arttığına dair de yayınlar var.

Diyabet: Çalışmalarda insülin duyarlılığını ve kan şekeri seviyesini düzelttiği gözlemleniyor.

Beyin: Yaşla birlikte mitokondri fonksiyonu azalıyor ve süreçte Parkinson ya da Alzheimer gibi hastalıklara yol açıyor. Koenzim Q10 takviyesi, bu hastalıkların oluşumunu geciktirebilir. Aynı şekilde mitokondrilerin anormal fonksiyon görmesi, hücrelere kalsiyum girişini, serbest radikal oluşumunu artırır; sonuç olarak beyin hücrelerinin enerjisi düşer ve migrene sebep olabilir. Yapılan çalışmalarda Koenzim Q10 seviyesinin artışı ile migren sırasında oluşan inflamasyonu azalttığı gösterilmiştir.

Ne sıklıkla alınmalı?

Tabii her zaman olduğu gibi takviye ne sıklıkla ve nasıl yapılmalı sorusuna da cevap verelim. Ağızdan alınan tüm takviyeler gibi yararının kısıtlı olma riski var, belli dönemlerde damardan takviyesi alınabilir. Ancak sürekli alımının vücudun doğal işleyişini bozacağını unutmayın. Bu konuda uzman doktorlarla uygulamayı tercih edin. Sağlık söylentilerinden uzak, bilgili, maskeli, sağlıklı ve mutlu kalın.