RADYOCERRAHİ ZAMANLA CERRAHİNİN YERİNİ ALIR MI?

Radyocerrahi, kesisiz, kansız, dikişsiz bir tedavi yöntemidir. Bir defada çok yüksek dozda radyasyon vererek tümörü yok ettiğimiz radyoterapi tekniğine, radyocerrahi diyoruz. Cerrahi ekinin kimseyi yanıltmaması önemli; kesici, delici bir işlem yok ve geleneksel fraksiyone radyoterapiden farkı, aynı seansta çok yüksek dozların hastaya verilmesi ve cerrahiyle aynı etkiyi yaratıyor olması. Haftalarca süren bir tedavinin ardından aylarca cevabını beklemektense, işlemi kısa sürede tamamlayarak, göreceli olarak belki daha az sürelerde sonuç alabiliyoruz.
Radyocerrahi, önceleri kritik organların etrafına veya ameliyatla alınması zor bölgelere yerlermiş tümörlerde uygulanıyordu. Zamanla yayınlanan çalışmalar, birçok lokalizasyonda cerrahiyle eşit sonuçlar verdiğini gösterdi ve bu kolay yöntem giderek daha fazla hastaya başarıyla uygulandı. Gelinen süreçte sadece beyin değil; akciğer, prostat, pankreas ve karaciğer başta olmak üzere, vücudun herhangi bir yerindeki hemen her tümöre rahatlıkla uygulanabiliyor. Radyocerrahi sonuçları, çoğu zaman cerrahiyle aynı olmakla birlikte hasta için çok basit bir uygulama; ağrı ve acı yok. Süreç, hastanın yarım saat civarında tedavi cihazında hareket etmeden yatmasıyla sonlanıyor. Akciğer gibi göğüs kafesi ya da karın içerisindeki organların tedavisinde hastanın belli aralıklarla nefesini tutması gerekiyor. Bu bir yandan tümöre daha iyi odaklanmamızı sağlarken, diğer yandan soluk alıp verme sırasında yer değiştiren tümörü kaçırmamak için verdiğimiz güvenlik marjlarını azaltıyor. Dolayısıyla yaptığımız işin doğruluğu artarken, normal dokuya verebileceğimiz zarar da minimalize hale geliyor. Radyocerrahi yöntemi, diğer cerrahi veya kemoterapi süreçlerinin tersine bağışıklık sistemini baskılamıyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar bize, radyoterapinin ve özellikle de radyocerrahinin bağışıklık sistemini aktive ettiğini gösteriyor. Salınan sitokinler ve aktive edilen yolaklar bu etkiye aracılık ediyor.

Sağduyu ve sakinlik

Her kolay çözüm gibi, burada da sağduyu ve sakinlik önemli. Tanı aldığınızda tedaviye başlamadan önce radyasyon onkolojisi, medikal onkoloji ve cerrahi doktorlarının her birinden görüş alarak, uygulanacak tedavilere her üçünü de dinleyerek karar verin. 1960’lı yıllarda gamaknife ile başlayan radyo cerrahi uygulamaları, 80’lerden sonra lineer akseleratörlerde de uygulanmaya başlandı. Gamaknife ile başlaması nedeniyle; radyocerrahi sadece gamaknife ile yapılır algısı oluşsa da, linak bazlı, cyberknife ya da tomoterapi gibi cihazlarda da benzer doz dağılımları verimli uygulanabilmektedir.
Stereotaksik radyocerrahide, ışın demetleri, çok sayıda farklı açılardan hedef hacme yönlendirilir. Işın demetlerinin çakışma bölgesinde yüksek dozlara çıkılırken, çevresindeki normal dokular en iyi şekilde korunur. Başlangıçta 3 cm.’nin altındaki tümörlere uygulanırken, (normalde yaptığımız 1-3 fraksiyon yerine) daha çok fraksiyona bölerek 3-5 cm. civarındaki tümörlere de uygulanır hale geldi. Kötü huylu tümörler için başlangıçta mümkün olduğunca bir seansta bitirmeye çalışılan işlem; radyoterapinin de immünolojik etkisinin olduğu ve bunun daha çok fraksiyone radyocerrahiyle oluştuğunun anlaşılmasıyla üç seansa yükseldi...

‘Siz neye hazırsanız o da size hazırdır’

Gözümüz, kulağımız, tüm gücümüzle; küresel bilimsel yayınları, mecraları, meslektaşlarımızı ve onların çabalarını izliyor, hastalığa çözüm olabilecek yeni bilimsel yöntemlerin, reçetelerin peşinde koşuyoruz. Yanı sıra kanser tedavilerinde dikkate değer yol almış durumdayız. Sizlerden beklentimiz, geçerliliği bilimsel çalışmalarla gösterilemeyen yöntemlere ya da bilimi kendi çıkarlarına göre kullanan insanlara kanmamanız. Bilimin güvenli aydınlığından ayrılmamanız. Kanser karşısında eskisinden çok daha güçlü olduğumuzu, özellikle erken evrelerde, daha fazla tedavi alternatifimiz ve çaremiz olduğunu unutmayalım.
Sağlıkla ve bugünlerde evde kalın...