SAĞLIK SİSTEMİNİ TÜMÖR AGNOZİ ÇAĞINA HAZIRLAMALIYIZ!

Bir zamanlar çevremizde bir kanser vakası duyduğumuzda ilk öğrenmeye çalıştığımız bilgiler, kanserin türü ve hangi evrede olduğuydu. Geçmişte bu iki sorunun cevabının çok anlamı vardı; hangi tedavilerin alınacağı ve hastalığın gidişatı, bu soruların yanıtlarla kestiriliyordu. Bugün soruların sıralaması da, bunlara göre oluşan savlar da o kadar önemli değil; artık kanserdeki genomik değişikliklerin önemli olduğu, 2001 yılında İnsan Genom Projesi’nin sonuçlarının açıklanmasıyla başlayan yeni bir çağa girdik: Tümör Agnozi Çağı.

İnsan Genom Projesi nedir?

İnsan Genom Projesi, bilim dünyasının çığır açan projelerinden biri. Genom olarak bilinen genlerimizin haritalamasını çıkarmayı amaçlayan çok uluslu proje, 1990’da başlayıp, 2003 yılında sonuçlandı. İlk basın lansmanını, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton ile İngiltere Başbakanı Tony Blair birlikte açıklamışlardı. O döneme kadar onkolojik gelişmeler, görüntüleme yöntemleri radyasyon onkolojisindeki cihazlarla yapılıyordu yani öncelikle kanseri daha iyi görüntülemeye başladık; bunun anlamı da teşhisin artması, radyoterapi ve cerrahi için tümörün daha keskin hedeflenmesi oldu. Radyoterapideki gelişmelerle, ışın demetlerini tam olarak hedefteki kansere yönlendirip, çevre dokuyu daha çok koruyan, yan etkileri azaltan ve cerrahi ile yarışan tedaviler yapma olanağımız doğdu. Kişiye özel tedaviler ise gerçek anlamda İnsan Genom Projesi’nin sonuçlanmasıyla başladı.
Bugün söylemek bile zor gelse de, geçmişte tümörün genomik durumunu bilmeden her hastaya tümörün köken aldığı organa göre neredeyse körleme tedaviler verilirdi. 3-4 kür tedavinin ardından tomografi veya MR çekilip, iyi gelip gelmediği gözlenirdi. Tedavinin sonuçlarının tatmin etmediği bir durumda bir başka ilaç verilirdi. Bugün genetik profilleme ile kime hangi ilacın iyi gelebileceğini önceden kestirme şansı var. Bir dönemin “Hastalık yok, hasta var” sözü, bu gelişmelerle birlikte değişti. Artık hasta da yok, tümörünün genetik mutasyonu var.
Tedavi kararının genel olarak aynı organdan belli evrelerde hastaların katıldığı geniş çalışmalarla belirlenmiş standart protokollere göre belirlenmesi geçerliliğini yitirdi. Sigorta kurumlarının, bu standart protokollere göre ödeme yapması da...
Kanser artık hem hastalığın başlangıcını hem de süreci yönlendiren genomik değişikliklerin belirlenmesiyle tedavisine karar verilen ‘genomik’ bir hastalık. Kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan mutasyonların, biyo belirteçlerin tanınması ve bunlara karşı geliştirilen tedavilerin tespiti ve buna cevap verme ihtimali yüksek olan hastaların belirlenmesi, araştırmaların temelini oluşturuyor.
Tümör agnostik tedaviler, tümörün vücutta büyümeye başladığı bölgeye bakmaksızın köken aldığı dokudan bağımsız olarak tümör içerisindeki spesifik genomik değişiklikleri hedefliyor. Bu yönüyle geleneksel anti-kanser tedavilerden farklı. Artık ciddi bir paradigma kayması yaşanıyor; kime ne tedavi verileceği, anatomik veya histolojik olarak değil de mutasyona özgü alınan kararla gerçekleşmeli.

SAĞLIK SİSTEMİNİ TÜMÖR AGNOZİ ÇAĞINA HAZIRLAMALIYIZNeler değişmeli?

Hastaların tümörün yerine göre değil de, mutasyonuna göre sınıflandığı çalışmalar yapılmalı. Veri toplama ve inceleme amacıyla ek teknolojiler ve süreçler geliştirilmeli. Elektronik hasta kayıtları, hasta uygulamaları (aplikasyonlar) genomik veri tabanlarının oluşturulması için kullanılmalı.
Gen testleri, kanser tedavi protokollerinin bir parçası olmalı. Hekimler, ‘hastalara özel’ tedavileri belirlemek için gerekli genetik profillemeyi, standart tedavilere cevap vermeme durumunda değil, tanı anından itibaren yapabilmeli. Özel sağlık sigortaları ve Sosyal Güvenlik Kurumu hem testleri hem de testlerden çıkan sonuçlara göre oluşturulan tedavileri ödeme kapsamına almalı.
Genetik testlerin baştan tedavi sürecine girmesiyle, mutasyonlara göre verilecek akıllı ilaçlar veya immünoterapiler, kısa vadede sağlık sigortalarının yükünü artırıyor gibi gözükse de; hastanın ağır kemoterapi protokollerine maruz kalmayacak olması, işinden ve yaşamından soyutlanmaması, yan etkileri gidermek için daha az ilaç kullanacak olması bu mali yükü dengeleyecektir. Kanser tedavilerinin pahalıya mal olmasının sebebi, çoğu zaman kemoterapi ilaçlarının kendisi değil, yan etkiler için kullanılan ilaçlar ve destek tedavileridir. Buna, artan hayat kalitesi ve hasta yatış süresinin kısalması eklenirse, tüm tedavi süreci herkes için hafifleyebilir.
Bilim ve teknoloji hızla gelişmeye ve değişmeye devam ediyor. Buna paralel, her bir bireyin kanseri ile mücadele etme konusunda her zamankinden daha fazla ümitli ve cesaretliyiz. Kanser teşhis ve tedavisindeki gelişmeleri değerlendirip, yenilikleri mevcut sisteme nasıl adapte edeceğimizi düşünmenin ve bir an önce pozisyonlamanın zamanı geldi. Bu sürecin tüm paydaşları yenilenme ve değişime hazır olmalı.
Bilgili, maskeli, sağlıklı ve mutlu kalın.