Çok çalıştık, çok yorulduk... Hepimizi bunaltan bir pandemi sürecinden çıkmak üzereyiz. Artık biraz rahatlamanın, dinlenmenin vakti. Medyada birileri öyle ya da böyle konuşmaya devam edecektir; üstelik aylardır söyledikleri yetmezmiş gibi, bu yaz da ne yapmanız ya da yapmamanız gerektiğini durmadan tekrar edecektir. “Ne güzel tatilden bahsederken buraya nereden geldik?” diyeceksiniz. Ama söylenenleri ne kadar dikkate alacağınıza ve nihayetinde bu yaz ne yapacağınıza karar vermeden önce kulak vermenizde fayda var.
Pandemiyle bilimin önemini daha iyi anladık. Nihai sığınağımız olduğunu, bize hizmet ettiğini ve sonuna kadar yararlanmamız gerektiğinin farkına vardık. Anlamamız gereken küçük ama önemli bir detay daha kaldı! O da ‘bilimci’ ile ‘bilim insanı’ arasındaki fark. Bilim insanları bize ışık tutar, bilimsel verilerle konuşur, sorular sordurur, doğru yolu bulmamıza yardımcı olurlar. Bize sürekli bir şeyleri dikte etmezler. Korku kültürü oluşturarak toplumu hipnotize etmek bilim insanlarının seçtiği bir yol değildir. Bir felaket daha yaşamadan bu ayrımı yapabilecek duruma gelmeliyiz; insanları biraz daha akılcı analiz ederek, kimi ne kadar ciddiye almamız gerektiğine karar vermeliyiz. Ya da bilgileri doğrudan kendi doktorlarımızdan almalıyız. Onlar bizi daha iyi tanıdıkları için neye ne kadar ihtiyacımız olduğunu herkesten daha iyi bilirler.

Psikolojik pandemi

Tatile ihtiyacınız olup olmadığını, bağışıklık sisteminizin durumunu, koronadan ne kadar çekinmeniz gerektiğini, almanız gereken önlemlerin derecesini, ne kadar risk alabileceğinizi en iyi siz bilirsiniz aslında. Önünüzde uzun bir kış dönemi olduğunu, yine çalışacağınızı, korona korkusu dahil birçok şeyle mücadele edeceğinizi düşünürseniz, tatil sizin için, hepimiz için kaçınılmaz. Herkes kendi bütçesine uyan, zevklerine göre bir tatilin tadını çıkartmalı.
Yaşlılar kadar evde tutulan çocuklarımızın ruh durumları ve bağışıklık sistemleri de göz ardı edilmemesi gereken bir konu. Geçtiğimiz yıl İngiltere’de yayınlanan bir çalışma, ülkemiz dahil tüm dünyada çok konuşulmuştu. Çocukların bağışıklık sistemi mikroplarla karşılaştıkça gelişir. Eğer doğuştan da gelen genetik bir yatkınlıkları varsa, steril ortamlarda yetişen miniklerde lösemi riskinin arttığı gösterilmişti. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, çocuklarımızı daha fazla evde tutamayacağımız aşikar. Tutmaya devam edersek de bağışıklık sistemleri konusunda problemler yaşayacağız. Çok iyi biliyoruz ki, yaşamımızdaki tek virüs korona değil; bağışıklık sistemimizin başa çıkmak zorunda olduğu binlerce mikro-organizma var ve steril ortamlarda yaşayan bünyemiz bunlarla başa çıkmakta zorlanmaya başlayacak. 65 yaş üstü için de aynı şey geçerli. 20 yıl önce 60 yaş bile ‘çok yaşlı’ algısına sahipti ama artık ortalama insan ömrü 78.3 yıl. Bu süre kadınlarda 81 yıl, erkeklerde ise 75.6.
Üstelik 65 yaş aslında Dünya Sağlık Örgütü’ne göre de, Türkiye İstatistikleri’ne göre de genç bir yaş. 65 yaş üstü diye tamamını aynı potaya koyduğumuz insanları kendi aralarında da kategorilere ayırmamız gerekiyor. Hiç hastalığı olmayan, kendine dikkat eden 70 yaşında bir insanın, özenli yaşamayan, bir sürü sağlık problemi olan bir gençten daha az riskli olduğunu tahmin etmek çok zor değil. Bağışıklık sistemi kötü olan, görece küçük bir grubu koruyacağız diye sağlıklı büyük çoğunluğa zarar veriyoruz; bu insanlar D vitamininden mahrum, hareketsiz ve aşırı steril ortamlarda aylardır ‘immün çökme’ yaşıyorlar. Oluşan psikolojik pandemi ise ayrı bir yazı konusu...

Bu durumun sonu yok!

Sağlık Bakanımızın çıkış noktası “Herkes kendi karantinasını yaşasın”dı, yine bu başlangıç noktamıza geri dönmek ve kişinin alacağı tedbirlerin derecesini, kişiye bırakmak zorundayız. Bu durumun sonu yok, koronadan korunacağız diye çökerttiğimiz bağışıklık sistemimizin yeni mücadelelere, başka virüslere hazırlanması gerekiyor. Ve kim ne derse desin, şu günlerde iyi bir tatil, en iyi bağışıklık sistemi destekleyicisi.
Bol D vitamini, tuzlu suyun inanılmaz ferahlatıcı ve vücuda iyi gelen etkisi, bol egzersiz, yüzme, dinlenen ve farklı şeyler yapan bir ruh, bizi birçok felaketten koruyacak, kışa hazırlayacaktır. Biz hijyen sorunu olmayan bir milletiz. Bizde eksik olan sosyal mesafe alışkanlığıydı; dip dibe yaşayıp, dokunmayı çok seviyorduk.
Geçen sürede bu konuda temkinli olmayı artık öğrendik. Özellikle kalabalık ortamlarda takacağımız maske, biraz unuttuğumuz ‘başkalarına saygıyı’ hep hatırlatacaktır. Bunları özenli yaptığımız sürece de normalleşme süreci hızlanarak ve güçlenerek lehimize olacaktır. İyi bir tatille çevrenize sosyal mesafenizi koruyarak kendinize daha da yakınlaşın. Dikkatli, özenli ve sağlıklı kalın...