Belli bir yaşın üzeri, erkek ve kanser kelimelerini aynı cümlede bir araya getirdiğimizde herkesin aklında şekillenen tek tür var; prostat kanseri. 65 yaş üstü erkeklerde, deri kanserinden sonra en sık görülen türdür. 40 yaş altında nadiren rastlanırken, çoğu başka nedenlerden dolayı hayatını kaybeden erkeklerde yapılan otopsi istatistikleri, 85 yaş üstündeki erkeklerin yüzde 75’inin prostat kanseri olduğunu göstermektedir. Belli bir yaşın üzeri, erkek ve kanser kelimelerini aynı cümlede bir araya getirdiğimizde herkesin aklında şekillenen tek tür var; prostat kanseri. 65 yaş üstü erkeklerde, deri kanserinden sonra en sık görülen türdür. 40 yaş altında nadiren rastlanırken, çoğu başka nedenlerden dolayı hayatını kaybeden erkeklerde yapılan otopsi istatistikleri, 85 yaş üstündeki erkeklerin yüzde 75’inin prostat kanseri olduğunu göstermektedir. Yaş, aile öyküsü ve beslenme en önemli risk faktörleridir. Yaşla birlikte görülme sıklığı artar. Aile öyküsü kadar genetik faktörlerin de önemli olduğuna dair çok sayıda çalışma mevcuttur. Yapılan bir meta-analizde; babasında prostat kanseri olan bir bireyin, hastalığa yakalanma riski normal popülasyonun iki katına, kardeşi prostat kanseri ise üç katına, hem babası hem kardeşi prostat kanseri olanlarda ise risk beş katına çıkmaktadır. Yağ açısından zengin beslenenlerde ve obezlerde de prostat kanseri daha sık görülmektedir. Teşhisi ve takibi son derece kolaydır. Prostat Spesifik Antijen (PSA), prostat tarafından salınan ve spermin sıvılaşmasını sağlayan bir enzimdir. Kanda yükselmesi, prostat kanseri teşhisinde önemlidir ve diğer tümör belirteçlerine göre daha hassastır. Sadece unutulmaması gereken nokta, prostatın iyi huylu tümörlerinde veya iltihap durumunda da salgılanabilir olduğudur. Bu kadar sık görülmesine rağmen bir başka iyi nokta da, birçok hastanın tedavi almadan izlenebilmesidir. Bu sebeple son yıllarda PSA’nın tarama testi olarak kullanılmasıyla ilgili yayınlarda çelişkili sonuçlar görülmektedir. “Yüksek çıkan PSA ile hasta gereksiz tedavilere mi sevk ediliyor?” sorusu gündeme gelmektedir. Biz yine de 50 yaşından sonra yılda bir kez, ailede prostat kanseri hikayesi varsa daha erken yaşlarda düzenli olarak PSA taraması tavsiye ediyoruz. Öncesinde ilginç bir detay paylaşmak isterim; uluslararası kılavuzlar, birçok düşük riskli hastanın sadece izlenmesini, rahatsızlığın daha agresifleşmesi durumunda tedavi edilmesini öneriyor. Düşük risk grubundaki birçok hasta yıllarca hiç tedavi edilmeden stabil kalabiliyor. Ama elbette izlenme sürecine alınan hastaların, rahatsızlıkları konusunda bilinçli olması ve sağlık hizmetine kolay ulaşabiliyor olması gerekiyor. Çünkü bu konforu sağlama almamız ve belli testleri, belli aralıklarla aksatmadan yapmamız gerekiyor. 

Cerrahi şart mı? 

Prostat kanserinin tedavisinde, cerrahi yöntemlere duyulan yaygın inancın aksine radyoterapi de hastalığın her evresinde güvenle uygulanabilir. Üstelik her iki seçenek sonrasında yaşam kalitesi söz konusu olduğunda, radyoterapi çok daha etkili olabiliyor. Hormonoterapi ile birlikte kullanılmasına ya da hali hazırda bir fonksiyon kaybı olup olmamasına bağlı olarak; radyoterapi sonrası cinsel fonksiyonların korunması yüzde 60-80 oranlarında seyrederken, idrar kaçırma oranı ise (yüzde 1-3) son derece düşük. Son yıllarda stereotaktik vücut radyoterapisi ve hipofraksiyone tedavilerle daha kısa sürede daha pratik sonuç almak mümkün. Önemli olan, tümöre daha hassas bir şekilde odaklanmak. Yeni sistem cihazlar, milimetrik hesaplar yapabilmemize olanak sağlayarak tümöre çok yüksek dozlarda etki edebilmemize olanak tanıyor. İşinin ehli uzman ellerde bir cerrahiyi tercih ediyorsanız, burada da  bazı seçenekler devreye giriyor; açık cerrahi, (laporoskopik) kapalı cerrahi ya da robotik cerrahi size iyi bir tedavi sağlayabilir. Tüm türlerde olduğu gibi, prostat kanserinde de erken teşhis sevindirici. Yüksek risk grubuna kaydığınızda radyoterapi biraz daha iyi bir seçenek. Genellikle cerrahi sonrasında da radyoterapi uygulamak zorunda kalıyoruz ve bu yan etki gelişme riskini ikiye katlayabiliyor. Bu durumda direkt radyoterapi ile başlamak daha iyi bir tercih gibi görünüyor. Hayatınızın hangi evresinde  olursa olsun, prostat kanseri tanısı aldığınızda yaşam konforunuzu göz ardı edecek kadar paniğe kapılmayın. Rahatsızlığınız için en uygun tedaviyi üroloji, ardından radyasyon onkolojisi doktorunuza danışın. Yeni teknolojiler ve deneyimli ellerle alacağınız radyoterapiler, yeni geliştirilen hedefe yönelimli ilaçlar hastalığı kontrol altına almada geleneksel yöntemlerle eşit sonuçlar verirken, yaşam kalitenizi de korumanızı sağlayacaktır. 

Korunma

Korunma ile ilgili, likopen, yeşil çay, soya, selenyum, D ve E vitaminlerinin koruyucu olduğuna dair yayınlar bulunmaktadır; ancak bu konuda net bir yorum yapmak mümkün değildir. Yağ tüketimi ve fazla kilodan kaçınmak çok daha etkili bir yoldur. Aile öyküsü olduğu durumlarda, tekrar ediyorum sizin duyarlılığınız en etkili korunma yoludur; erken başlayacağınız PSA taramaları, daha şikayetiniz bile gelişmeden hastalığı erken dönemde fark etmenizi sağlayacaktır.
Bilim insanlarının çabası, sizlerin kendinize karşı geliştirdiğiniz sağlıklı duyarlılıkla hepimizi daha huzurlu ve keyifli günler bekliyor. Sağlıkla kalın...