Acayip yakışıklı, karşı konulmaz bir cazibesi olan bir adam değil Cem Yılmaz. Peki, ne buldu Serenay Sarıkaya onda?
Zeka, espri yeteneği, falan diye ilk akla gelen cevapları geçelim bir kalem...

Zeki ya da sizi çok güldüren her kişiyle ilişki yaşamaz insan, yaşamasına da gerek yok zaten.
Bazen insanların geçmişleri, bugün yaşananlara dair önemli ipucları verir, ben de Sarıkaya’nın geçmişine
baktım biraz.

Daha yedi yaşındayken anne-babası boşanmış, sonra babası bir başka kadınla evlenmiş. Baba demek sevgi kadar,
güven de demektir.

Hiç dikkatinizi çekti mi bilmem, babaların derin izler bıraktığı kız çocukları, büyüdüklerinde yaşıtlarından daha büyük insanlarla ilişki yaşıyor ya da evleniyorlar. Maslow’un ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ piramidinde de fizyolojik ihtiyaçlardan sonra, ilk güvenlik ihtiyacı gelir insanın. O yüzden ‘güven’ şişmiş kas yumağından da, yüzdeki gamzeden de daha değerlidir.

Sonra bir diğer önemli nokta, ünlü adamların, en az ünleri kadar şişkin egoları ve o egolarla beslenen biraz umursamaz, biraz ‘Ben senin için büyük bir şansım’ havaları olur.

Bir yanda öyle adamlar diğer yanda çıkıp, gizli gizli hesabına baktığını ve her seferinde rüyalara daldığını itiraf eden bir Cem Yılmaz portresi gördü Serenay Sarıkaya.


Sadece bir kadın ve bir erkeğin arasında söylense sıradan olabilecek bir cümle, kadının olmadığı bir yerde ve herkesin önünde söylendiğinde daha da kıymetli hale geldi kaçınılmaz olarak...

Bir kadına para, bir kadına güç, bir kadına çok ünlü bir soyadı vermenin yeterli olacağını düşünenlere hatırlatmış olayım; bir kadına güven veremiyorsanız, başka ne verirseniz verin, kalıcı olmayacaktır...

BAK ŞU KARASAKAL’A!

Terörle mücadelenin en çetin olduğu yıllarda, sabah ilk uçakla Diyarbakır’a gidip, Selim Amca’da kaburga dolması yedikten ve fotoğraflar çektirdikten sonra akşam son uçakla dönüp, günlerce Güneydoğu yazan çok insan gördüm.


Benzer bir durum şimdi Kuzey Kıbrıs için yaşanmaya başladı. Oraya turist olarak gidenler, “Bize karasakal diyorlar” diye aşağılandıklarını anlatırlar döndüklerinde.


Tanım doğru ama o laf 1960’lı yıllarda Ada’ya, Türk Mukavemet Teşkilatı’na eğitim vermek için giderken, tanınmamak adına sakal bırakan subaylardan alır kaynağını...


Maraş Emek Tiyatrosu gibi son derece siyasi bir tiyatroda rol alan, Kıbrıs’ın bir sürü köyünde sahneye çıkmış bir adamım ben. Pazar günü, Kuzey Kıbrıs’ta, Türkiyeliler’e olan tepkiyi de yazacağım, Akıncı’nın yapmaya çalıştığı şeyi de...

Şu piknikçi gibi gidip gelenlere aldırmayın siz pazara kadar...

Kadınlar komik erkekleri sever mi?

Bu ülkede komedi deyince akla gelen isimleri yazın bir kağıda önce. Sonra arama motorlarında geçmiş ilişkilerine bir bakın. Boyları çok uzun olmasa da, kılık kıyafetleri James Bond’un yanından geçmemiş olsa da, hepsi ülkenin sayılı güzelleriyle birlikte oldular. Buradan yola çıkıp, ‘Kadınlar komik adamları sever’ diye düşünmek her erkeğe hata yaptırır. Kadınlar komik değil; mizah yapabilecek kadar zeki erkeklerle birlikte olmayı tercih eder. O mizah zekasındaki erkekler, sadece beden olarak değil; ruh olarak da tatmin olursa, ortaya uzun soluklu ilişkiler çıkar. Aksi durumda, beden tatmini bitince, komedi deyince akla gelen isimlerin adı çapkına çıkar, bir sürü adam da “Ben de komiğim, neden onlar kadar güzel kadınlarla birlikte olamıyorum?” diye hayıflanmaya başlar.

Defne aldatılan olmayı seçince...

Bir zamanlar, Yılmaz’ın Sarıkaya’ya olan ilgisine dair haberleri yapan gazetecilerden özür diledi Defne Samyeli.

Aslında onlardan özür dileme cümlesiyle aldatılan kadın sıfatını yakıştırdı kendisine... Sonra yorumlar başladı, bir yanda Samyeli’ne destek olanlar, diğer yanda “Geçmişte de o kocasını aldatmıştı, oh olsun!” diyenler. Peki gerçekten aldatılan kadın mı Defne Samyeli?

Serenay Sarıkaya, Cem Yılmaz’da ne buldu


Başta ‘Aldatmak’ nedir, bu konuda net bir tanım lazım. Öncelikle bir erkeğin ya da bir kadının aldatan ya da aldatılan olması için illa evli olmaları gerekmiyor. Bir duygu paylaşılıyor, ortak hayaller kuruluyor, sorunlarla birlikte mücadele ediliyorsa, belediyenin işe karışmış olup olmaması dert değil.

Devam edelim, bir erkek ya da bir kadının aynı anda iki ilişkiyi birden yürütmesi, farklı yüzlere aynı cümleler kurması, kesin aldatma. Peki ya, bir başkasına aşık olduğunu fark eden birinin, ilişkisini sonlandırması da aldatma tanımına girer mi?


Soru sert ve kimimiz için bu da kesin aldatma sınıfına giriyor ama durup tekrar düşünelim. Hayatında biri olduğu sırada bir başkasına “Seni seviyorum” ya da
“Birlikte olalım” demeyen biri gerçekten aldatan olabilir mi?

Serenay Sarıkaya, Cem Yılmaz’da ne buldu


Ya da gerçekten aldatan ‘diğer ilişkisi’ başladıktan ya da başlayacağına emin olduktan sonra mevcut ilişkisini bitiren kişi değil midir?
Çıkan haberler, Yılmaz’ı aldatan, Samyeli’ni de aldatılan yapmaya yetmiyor.


Yine de kendine acımak isteyenlere, ‘aldatıldım’ kelimesinin hakkını verebilecekleri bir nokta olduğunu da hatırlatayım:

Bir başkasına aşık olan erkek ya da kadınlar, mevcut ilişkilerini noktalarken gerçeği, yeni hislerini söylemez, ayrılık için başka bahaneler bulurlar.
Karşısındakini üzmemek adına olsa da bu bir aldatma hali midir?

Evet, öyledir...

Ahu Yağtu mutlu mudur acaba?

İbrahim Tatlıses’ten magazin basınına sızan haberlerden öğrendiğim bir şey var hayatta... Bir adamın ayrıldığı ilk eşi, asla ikinci eşle arkadaş olamaz ama üçüncü ya da dördüncü eşle olabilir.

Serenay Sarıkaya, Cem Yılmaz’da ne buldu


Cem Yılmaz-Serenay Sarıkaya ilişkisi, Yılmaz’ın eski eşi Ahu Yağtu’ya da sorulmuş. O da son derece akıllı bir davranışla, yanıt vermemiş, soruyu soran muhabire de “Bak, sen de utandın bu sorundan” demiş.

Yağtu, haklı olarak, kendisini, Yılmaz’ın hayatına giren tüm kadınlardan daha farklı bir noktada konumluyor. Böyle diyorum zira, Yılmaz ile ortak bir çocuğu var ve her şart altında adı, varlığı, onun hayatında hep olacak.



Bu asıl sebebe bir de yan sebep ekleyebilirim: Bugüne kadar, eğer bir başarıysa, Yılmaz’ı nikah masasına oturmaya ikna eden tek kadın oldu Yağtu... Dolayısıyla da, başlayan ya da biten bir ilişkiden dolayı mutlu olmasını beklemek ya da mutluysa da bunu mikrofonlara söyleyeceğini düşünmek, havanda su dövmekten öte bir iş değil...