Bitmeyen hesaplaşmalar ülkesi olmak gibi bir özelliğimiz var.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam kararlarının onayı için yapılan Meclis oturumu sırasında, Adalet Partisi sıralarından 3’e 3 sesleri yükseliyordu.

Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamının hesabını, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına evet oyu vererek soruyordu siyaset.

Sadece idam edilen kişi sayısı aynı değildi aslında bu oylamada.

Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel’in hayali mobilya ihracatı yapmakla suçlanan yeğeni Yahya Demirel ile aynı yaştaydı Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan.

“25 yaşında çocukla uğraşıyorlar” diye savunmuştu bir zamanlar yeğenini, tarihin cilvesi işte.

Bir başka cilve daha, o dönem Meclis’te olan 144 CHP milletvekilinden 28’i idamlara evet demiş, 67’si oylama katılmamıştı.

Yazık ettiğimiz güzel memleketimiz...

***

Türkiye’nin en utanç verici delillerinden biri, Yassıada’da, mahkeme salonunun önüne çıkarılan bir kadın iç çamaşırı olmuştu.

Yassıada’daki Başsavcı Ömer Altay Egesel’in değil yardımcısının gösterdiği iç çamaşırı delil olarak kabul edilmedi ama o anın kapanmayan hesabı yıllar sonra bir başka çirkinliğe yol açtı.

Olaylar Başsavcısı Ömer Altay Egesel’in Yassıada duruşmaları sırasında, tanık olarak kürsüye çağırdığı PTT memuresiyle bir ilişki yaşadığının ortaya çıkmasıyla başladı.

Adalet Partisi Senatörü Rıfat Öztürkçine’nin bir gün Meclis koridorlarında elindeki kadın iç çamaşırını herkese göstermesiyle devam etti.

Söz konusu iç çamaşırı, Başsavcı Ömer Altay Egesel’in evinin balkonundan alınmıştı.

Senatör söz konusu iç çamaşırının Yassıada tanığı olan PTT memuresine ait olduğunu iddia etti.

Soranlara da gururla, bu iç çamaşırını önce resimlediklerini, sonra da bir kadın vasıtasıyla aldırdıklarını anlattı.

***

Sadece siyasette değil ekonomiden, futbola, aşk ilişkilerinden eğitime kadar bitmeyen hesaplaşmalar ülkesi Türkiye.

Yazık ettiğimiz güzel memleketimiz...

Kızını sevmeyen, dizini döver

Sosyal medyada “Erkekler Yerini Bilsin” başlığıyla yürütülen bir kampanya var.

Erkek egemen düzene ait, kadını eşya gibi gören sözleri tam tersine çevirme fikrine dayanıyor kampanya.

“Kızını dövmeyen, dizini döver” saçmalığını, “Oğlunu dövmeyen, dizini döver”’e çevirmek diye örneklemek mümkün bu kampanyayı.

Doğrusunu         isterseniz, meramını anlatamayan bir kampanya bu.

Asıl söylemeyi ve kafaya sokmayı becermemiz gereken şey, “Kızını sevmeyen, sevgisini göstermeyen, dizini döver” olmalıydı.

Yüklemi egemenlik taslayan cümlelerin öznelerini değiştirmek çok da amaca hizmet etmiyor aslında.

Düşmanları çoğalan adam

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, çoğumuzun farkında olmadığı bir iş başardı.

Dünyanın en saygın diye bilinen iki tıp dergisindeki yazıları, yazarlarına özür diletip geri çektirdi.

Bu iki dergi de, babasının hayrına iş yapmayan, hatır-gönül ile yazı basmadığı bilinen kuruluşlar; birinin adı Lancet, diğerinin adı New England Journal of Medicine.

Buna bir de yeminli Türkiye karşıtı Economist’in koronavirüs sürecine dair Türkiye övgüsünü ekleyin.

Başarılar cezasız kalmaz ya, düşman sayısı kesin artmıştır Fahrettin Koca’nın.

Yazık ettiğimiz güzel memleketimiz...

Araba sevdamız limitsiz

Türkiye’de şu an satılan en pahalı otomobilin fiyatı 18.5 milyon lira.

Zırh ve benzeri özelliklerden dolayı daha pahalı olan arabalar da var ama orijinallerden gidiyoruz.

Pazar gününün sorusu şu olsun, kaç liralık bir servetiniz olursa bir arabaya 18.5 milyon lira para ödersiniz?

Ya da yüz milyon liralık bir servetiniz varsa bunun beşte birini bir arabaya yatırır mısınız?

Kimse sorsam, bu soruya “Yatırmam” diye cevap verdi ama çoğu kişinin altındaki arabaların değeri servetlerinin beşte birinden fazla.

Yani araba sevdamız limitsiz bizim.