ABD, İran saldırısının maliyetini 29 milyar dolar olarak açıkladı ki, bu rakamın çok daha fazla olduğu düşünülüyor.
İsrail, İran ve Lübnan’a saldırının ve Gazze’deki soykırımın maliyetini 22 milyar dolar olarak hesapladı.
Yani sadece 51 milyar dolar para, sonucu değişmeyen bir savaşa harcandı.
■ BM Dünya Gıda Programı dünya genelindeki akut kriz bölgelerinde doğrudan ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan milyonlarca insanın acil gıda ihtiyacını karşılamak için yıllık yaklaşık 6 ila 13 milyar dolar arasında bir bütçenin yeterli olacağını belirtiyor.
■ Dünya genelinde her yıl 4,9 milyon çocuk 5 yaşından önce hayatını kaybediyor. Bu, dünyada her 6 saniyede bir çocuğun öldüğü anlamına geliyor.
■ Aşırı açlık yaşayan bir çocuğun ölüm riski, sağlıklı bir çocuğa göre 11 ila 12 kat daha fazla.
■ Our World in data analizlerine göre, 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yaklaşık yarısı doğrudan veya dolaylı olarak yetersiz beslenme ile ilişkili.
İsrail’in Maariv gazetesi Netanyahu’nun “kaçış planı” diye bir analiz yayınladı.
Analize göre Netanyahu, 7 Ekim başarısızlığını hatırlatmamak adına seçimleri Eylül’de yapacak.
Ancak anketlerdeki erime sürdüğü, Başbakanlığı tehlikeye girdiği takdirde, yolsuzluk davalarından cezasızlık karşılığında aktif siyaseti bırakacak.
İsrail Başbakanı’nın derdi, Başbakanlık koltuğu altındayken pazarlık yapabilmek, seçimleri kaybettiği takdirde pazarlık gücünün kalmayacağını ve sonuçta hapishaneye düşeceğini gayet iyi biliyor.
İsrail, Netanyahu olmadan ne yapacağına kendisi karar verecek ama biz de Netanyahusuz bir İsrail ile ne yapacağımıza karar vermek durumundayız.
Ya İsrail ile mevcut pozisyonumuzu koruyacağız ya da gerek Filistin sorununun adil çözümü, gerek Suriye’nin rahat bırakılması gerekse de bölgesel istikrar adına İsrail ile tekrar konuşacağız.
Böyle bir ortam doğabilir mi, zor ama imkansız değil.
Dün Agence France-Presse ve çeşitli kaynaklar Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül’de açılacağı haberini geçtiler.
Bu doğru bir bilgi değil.
Eylül Ayı’nda binanın tadilatı bitiyor ve Heybeliada’da Ayazmos denilen bir kutsama ayini yapılacak.
Bu aslında oldukça gecikmiş bir yazı.
Patrik Bartholomeos ile 26 Şubat akşamı İstanbul’daki Yunanistan Başkonsolosu Konstantinos Koutras’ın ev sahipliğindeki bir akşam yemeğinde tanıştım, Müslümanlar için Ramazan’a, Ortodokslar için Paskalya Orucuna denk gelen bir zaman dilimiydi.
Ev sahibi Koutras’a saygıdan zaman zaman İngilizce konuştuk ama sohbetin çoğu bölümü haliyle Türkçe olarak devam etti. Bu sohbete dair notlarımı o hafta sonu yazacaktım ki, ertesi gün İran’a yönelik İsrail-ABD saldırısı başladı.
Önemli bir konunun savaş zamanı uçup gitmesini istemediğim için aylardır konuyu bekletiyordum şimdi AFP haberi yazmama vesile oldu.
Türkiye, başta Ege ve Doğu Akdeniz olmak üzere kıyısı bulunan tüm denizler için yeni bir yasa çıkarmaya hazırlanıyor.
Mayıs 1982’de çıkarılan Karasuları Kanunu’ndan 44 yıl sonra çıkarılacak Türk Deniz Yetki Alanları Kanunu son derece önemli maddeler içeriyor.
Türkiye, yeni yasayla birlikte Karadeniz ve Akdeniz’deki karasularının 12 deniz mili olduğunu yasa maddesi haline getiriyor.
Ege’de karasuları 6 deniz mili olarak kayıt altına alınıyor.
Yasanın en önemli artısı, kıta sahanlığı, bitişik bölge ve münhasır ekonomik bölgeden oluşan deniz yetki alanları ve diğer deniz alanlarına dair düzenlemeler olacak.
Yasayla Münhasır Ekonomik Bölgelerde her türlü ekonomik, bilimsel ve çevresel faaliyet Türkiye’nin iznine bağlı hale geliyor.
Bir başka önemli maddede de, Cumhurbaşkanı’na Türkiye’nin henüz Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmediği alanları “Özel Statülü Deniz” ilan etme yetkisi veriliyor.
ABD’nin dayatmaları ve güvenilmez yanının en büyük sonuçlarından birisi Kaan kardeşliği oldu.
Türkiye’nin geliştirmekte olduğu 5. Nesil Kaan savaş uçağı bir çok ülke için Washington’a bağımlılığın sonu gibi algılanıyor.
Önce bir bilgiyi paylaşayım, F-16 Block 60 modelini dünyada sadece Birleşik Arap Emirlikleri kullanabilir zira üretici Lockheed Martin’e zamanında bu iş için 5 milyar dolar araştırma-geliştirme parası ödemişlerdi.
Yani son derece pahalı bir iş olan savaş uçağı geliştirme işinde işbirlikleri yapılır.
ABD’nin F-35 uçakları da bildiğiniz gibi bir zamanlar bizim de üyesi olduğumuz bir konsorsiyumun üretimidir.
Madrid’in F-35 projesine alternatif olarak Kaan’a duyduğu ilgiyi İspanya’nın El Espanol gazetesi duyurdu, El Pais de başlangıç adımlarından söz etti.
İspanya, havacılıkta önemli bir ülke, sadece sivil havacılıkta Airbus için kritik parçalar üretmekle kalmıyor, askeri havacılıkta da büyük işler yapıyor.
ITP Aero uçak motoru ve tasarımında önemli bir markadır, E
İsrail’in ABD’den para vermeden alacağı 100 yeni F-35 uçağını konuşuyor herkes.
ABD Ordusu’ndan sonra dünyada en fazla F-35’e sahip olan ülke İsrail olacak, hatta kişi başına düşen savaş uçağı gibi olmayan bir istatistik hesaplaması bile yapılabilir bu dev güç aktarımında.
Bölge için sorun bu yeni F-35’ler olmayacak.
Asıl sorun, ABD’nin canavara verdiği başka 4 uçakta, KC-46’larda saklı.
Bu tanker uçakları 4 yıldır takip ediyorum, İsrail’in bölgesel operasyonları için kritik öneme sahipler.
Tanker uçak filosu 50 yaş ortalamasına sahip olan İsrail, KC-46 tanker uçaklarla beraber havada çok daha uzun menzilli operasyon yapma gücüne kavuşuyor. Daha basit bir örnekle anlatayım, İsrail F-35’leri menzil problemi yüzünden İran’a kendi başlarına operasyon yapamıyordu.
Terörsüz Türkiye sürecinde bir süredir duraksama yaşandığı iddiaları dolaşıyor ortalıkta.
Tüm bölgeyi etkileyen bir savaş sürerken, ülke gündeminde konuşulanların değişmesi normaldir.
Farkına varmamız gereken nokta, konunun gündemin üst sıralarında olmaması, bir duraksama yaşandığı anlamına da gelmiyor.
Özellikle MİT, konuya dair fikri hazırlığını ve temaslarını sürdürüyor.
Bu iklim ve Türkiye’nin yaklaşımı, Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin, İran’da İsrail-ABD taşeronluğunun önüne geçti.
Türkiye, o süreçte, ağabey pozisyonunda kaldı; Irak’ın kuzeyindeki Kürtler için baskıya boyun eğmeme sürecinde motive edici bir rol üstlendi.
Sürecin kritik aşaması, yasal düzenlemeler ve terör örgütünün tamamen silah bıraktığının teyidi yönündeki öncelik durumu.
Burada hayatın olağan akışının bize getirdikleri var.
■ Tedesco, Fenerbahçe’ye gelen en kariyerli hoca değildi, taktik bilgisi en üst seviyede olan, dünya genelinde adı başarının garanti belgesi sayılan hocalardan birisi de değildi. Buna karşın İstanbul ve Stuttgart havalimanlarındaki sevgi çemberi üzerinde düşünmemiz gereken dersler içeriyor. En büyük ders, gelen nesillerin doğru duruş ve tevazuya verdikleri önem. Tedesco’nun yaşadığı sevgi çemberi aslında doğru duruşu ve tevazuyu ne kadar özlediğimizin de bir göstergesi.
■ Tedesco’nun en büyük başarısı hepimizi Fenerbahçe’ye aidiyetine inandırmak ve elinden gelenin en iyisini yaptığına ikna etmek oldu.
İletişim stratejisini karizma pazarlaması ya da bitirim cümleler kurmak yerine ölçülü kelimeler ve zor zamanlarda sorumluluk almak üzerine kurdu. Aidiyet, sorumluluk alma ve çaba arayışımız da sadece futbol sahalarıyla sınırlı değil aslında. Ofisten, aile ilişkilerine kadar hayatın birçok alanında özlediğimiz bir davranış biçimi bu.
■ Makamlar sorumluluklar kadar avantajlar da getirir. Tedesco’nun