ABD’nin dayatmaları ve güvenilmez yanının en büyük sonuçlarından birisi Kaan kardeşliği oldu.
Türkiye’nin geliştirmekte olduğu 5. Nesil Kaan savaş uçağı bir çok ülke için Washington’a bağımlılığın sonu gibi algılanıyor.
Önce bir bilgiyi paylaşayım, F-16 Block 60 modelini dünyada sadece Birleşik Arap Emirlikleri kullanabilir zira üretici Lockheed Martin’e zamanında bu iş için 5 milyar dolar araştırma-geliştirme parası ödemişlerdi.
Yani son derece pahalı bir iş olan savaş uçağı geliştirme işinde işbirlikleri yapılır.
ABD’nin F-35 uçakları da bildiğiniz gibi bir zamanlar bizim de üyesi olduğumuz bir konsorsiyumun üretimidir.
Madrid’in F-35 projesine alternatif olarak Kaan’a duyduğu ilgiyi İspanya’nın El Espanol gazetesi duyurdu, El Pais de başlangıç adımlarından söz etti.
İspanya, havacılıkta önemli bir ülke, sadece sivil havacılıkta Airbus için kritik parçalar üretmekle kalmıyor, askeri havacılıkta da büyük işler yapıyor.
ITP Aero uçak motoru ve tasarımında önemli bir markadır, E
İsrail’in ABD’den para vermeden alacağı 100 yeni F-35 uçağını konuşuyor herkes.
ABD Ordusu’ndan sonra dünyada en fazla F-35’e sahip olan ülke İsrail olacak, hatta kişi başına düşen savaş uçağı gibi olmayan bir istatistik hesaplaması bile yapılabilir bu dev güç aktarımında.
Bölge için sorun bu yeni F-35’ler olmayacak.
Asıl sorun, ABD’nin canavara verdiği başka 4 uçakta, KC-46’larda saklı.
Bu tanker uçakları 4 yıldır takip ediyorum, İsrail’in bölgesel operasyonları için kritik öneme sahipler.
Tanker uçak filosu 50 yaş ortalamasına sahip olan İsrail, KC-46 tanker uçaklarla beraber havada çok daha uzun menzilli operasyon yapma gücüne kavuşuyor. Daha basit bir örnekle anlatayım, İsrail F-35’leri menzil problemi yüzünden İran’a kendi başlarına operasyon yapamıyordu.
Terörsüz Türkiye sürecinde bir süredir duraksama yaşandığı iddiaları dolaşıyor ortalıkta.
Tüm bölgeyi etkileyen bir savaş sürerken, ülke gündeminde konuşulanların değişmesi normaldir.
Farkına varmamız gereken nokta, konunun gündemin üst sıralarında olmaması, bir duraksama yaşandığı anlamına da gelmiyor.
Özellikle MİT, konuya dair fikri hazırlığını ve temaslarını sürdürüyor.
Bu iklim ve Türkiye’nin yaklaşımı, Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin, İran’da İsrail-ABD taşeronluğunun önüne geçti.
Türkiye, o süreçte, ağabey pozisyonunda kaldı; Irak’ın kuzeyindeki Kürtler için baskıya boyun eğmeme sürecinde motive edici bir rol üstlendi.
Sürecin kritik aşaması, yasal düzenlemeler ve terör örgütünün tamamen silah bıraktığının teyidi yönündeki öncelik durumu.
Burada hayatın olağan akışının bize getirdikleri var.
■ Tedesco, Fenerbahçe’ye gelen en kariyerli hoca değildi, taktik bilgisi en üst seviyede olan, dünya genelinde adı başarının garanti belgesi sayılan hocalardan birisi de değildi. Buna karşın İstanbul ve Stuttgart havalimanlarındaki sevgi çemberi üzerinde düşünmemiz gereken dersler içeriyor. En büyük ders, gelen nesillerin doğru duruş ve tevazuya verdikleri önem. Tedesco’nun yaşadığı sevgi çemberi aslında doğru duruşu ve tevazuyu ne kadar özlediğimizin de bir göstergesi.
■ Tedesco’nun en büyük başarısı hepimizi Fenerbahçe’ye aidiyetine inandırmak ve elinden gelenin en iyisini yaptığına ikna etmek oldu.
İletişim stratejisini karizma pazarlaması ya da bitirim cümleler kurmak yerine ölçülü kelimeler ve zor zamanlarda sorumluluk almak üzerine kurdu. Aidiyet, sorumluluk alma ve çaba arayışımız da sadece futbol sahalarıyla sınırlı değil aslında. Ofisten, aile ilişkilerine kadar hayatın birçok alanında özlediğimiz bir davranış biçimi bu.
■ Makamlar sorumluluklar kadar avantajlar da getirir. Tedesco’nun
Milliyet Gazetesi, 76 yıl önce ilk sayısını piyasaya sürdüğünde şehirler arası telefon konuşması ancak santral yardımıyla ve saatler süren beklemenin ardından yapılabiliyordu.
Nüfusumuz 20 milyon 947 bin kişiydi.
O tarihte sadece 3 üniversitemiz vardı. Ortaokul sayımız 215, lise sayımız 75 civarındaydı.
Nüfusun yüzde 25’i şehirlerde, yüzde 75’i kırsal kesimde yaşıyordu.
Çalışan nüfusun yüzde 85’i tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu.
Traktör sayımız kimi kaynaklara göre 11 bin, kimi kaynaklara göreyse 16 bindi.
O tarihte bir doktora yaklaşık 30 bin hasta düşüyordu.
Toplam ihracatımız 263 milyon dolardı, bunun da yüzde 70’ini tarım ürünleri oluşturuyordu.
Almanya ekonomik olarak halen büyük bir ülke, tartışmak hata olur.
Ancak Almanya, büyüklük iddiasını her zaman demokrasi ve insan hakları konusundaki hassasiyetine bağlar.
İsrail’in uluslararası sularda ve Gazze’ye yüzlerce mil mesafedeki Sumud Filosu’na hukuksuz baskınında kullandığı korvet sınıfı savaş gemileri Alman tersanelerinde yapıldı, Sadece yapılmakla kalmadı, Alman Hükümeti bu gemilerin inşaat maliyetinin belirli kesimini de üstlendi.
Berlin sadece gemileri üretmekle kalmadı, üzerindeki sistemlere de imza attı.
Mesela Rheinmetall tarafından üretilen ve gemiyi korumaya yarayan MASS Sistemi de Alman yapımı.
Geminin üzerindeki diğer silah sistemleri de ABD, İsrail, İtalya yapımı olan sistemler.
Berlin, Gazze’deki soykırım dahil İsrail’e ne yaptırım uyguladı ne de AB’nin yaptırım uygulamasına izin verdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 4 Mart 1964’te aldığı 186 sayılı kararla Rumları, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek temsilcisi olarak kabul etti.
Bu aslında bir karar değil Güvenlik Konseyi’nin tarihindeki en büyük garabet.
Bu karar neden garabet önce onu açayım:
1960 yılında İngiltere, Kıbrıs’taki egemenliği iki tarafa devretti.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran 1960 Antlaşması ve Garanti Antlaşması’nda egemen eşitlik ve siyasi eşitlik karara bağlandı.
1963’te Rumlar, Türklerin haklarını gasp eden 13 Maddelik bir Anayasa değişikliği teklifi hazırladılar ardından Türkleri adadan tamamen silmeyi hedefleyen Akritas Planı’nı devreye soktular. Bu plan sonucu 364 Kıbrıs Türk’ü katledildi, 25 bin kişi kendi ülkesinde göçmen haline geldi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1964’te, sivil darbeci Rumları ödüllendiren, mağdur Türkleri cezalandıran bu 186 sayılı kararı aldı.
Bugüne kadar markalar üzerine hiç yazmadım, aslında bu da bir marka yazısı değil, bir markanın Türkiye ile beraber değişiminin hikâyesi.
Türkiye’de renkli televizyon yayını 1982’de başladı, belirli programlar renkli diğer yayınlar yine siyah-beyazdı.
Arçelik ilk renkli televizyonu 1981’de üretti ama o televizyon sıradan vatandaşlar için 1980’lerin sonu, 1990’ların başında alınabilir hale geldi.
1986 Dünya Kupası’nı bayilerin vitrinindeki renkli televizyonlarda izleyen insanlar, 1990’da evlerinde ekran başına geçtiler.
O zamanlar televizyon, evin değerlisiydi, kimi yerlerde üzerine dantel örtüler konur kimi yerlerde toz çekmesin diye çarşafla korunurdu.
Benzer bir durum çamaşır makineleri için de geçerli aslında.
Arçelik Türkiye’de ilk tam otomatik çamaşır makinesini 1975’te üretti. Sıkma aşamasındaki yürüyüşü meşhur olan makineler bunlardı.
Sonra lüks semtlerdeki apartmanların ihtiyacı olan iki model geldi: ARY-21 ve ARY-22.