Kanal 24’ te ‘Şimdilerde’ diye bir programda Bülent Özveren’in yayın hayatı üzerine bir kısa gezinti vardı. ‘Kimse Eurovision’u bilmezken TRT’ye öneri yazısı yazarak, 1975 yılında ilk kez katılmamıza ön ayak olmuştur’ diyen bir girişe denk geldi. Özveren dediğimizde akıllara Eurovision gelir. Bu yarışmayla bütünleşmiştir. Bu içli dışlı oluş, kendisine yorum hakkı da veriyor tabii ki. Nitekim bu programda sorulmuş kendisine, “Son katılımcılar hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye... ‘Paris’te kabarede çıkan kadın şarkıcı birinci oldu. Ben çok itiraz ettim. Bütün bu eserleri çöpe. Burada bir kurul var üç tane isim belirler, idareye kabul ettirilir onlardan birine yarışmaya katılma teklif edilir.” Yani kurul seçsin üç eser, onların arasından seçilsin istemiş Özveren. Gülseren, ‘Rimi Rimi Ley’ ile katılmıştı. Özveren 2011 yılında bizim temsil eden Yüksek Sadakat ile ilgili; “Rock grubu. Yaşları gelmiş neredeyse 50’ye. Doğru bir tercih değildi. Nitekim güüp diye göçtük” dedi. Valla Yüksek Sadakat ne der bu duruma bilemem. Rock grubu tıfıl çocuklardan olur diye bir kaide yok. Baba rock grupları vardır.

KAHVE FALI GİBİ FUTBOL PROGRAMI

A spor’da ‘Takım Oyunu’nda maç sonrası yorumlar yapılıyor. “Pozisyonlara geçelim” diyorlar. Biz göremiyoruz, onlar izliyorlar. Erman Hoca “Dur, geriye al” diye sanal bir ortam yaratıyor mesela. Ev ahalisi, “Kahve falı gibi” dedi. Falcı fincanı alır ve ne gördüğünü anlatmaya başlar. “Burada bir çizgi var, bak geleceğinin çizgisi” gibi... ‘Takım Oyunu’ da biraz böyle olmuş. Görüntüsünü görmediğimiz pozisyonları sesli olarak duyuyoruz. Televizyonun radyo olması gibi de denebilir. Ev ahalisi, “Stüdyo afilli ama olması gereken maç görüntüsü işini çözememişler” dedi. Hayli süslü püslü renkli bir stüdyo fakat görüntü yok. Yayıncı kuruluş vermiyor bir gerekçe olabilir mi?