‘The Fall’ dizisi ev ahalisinin yeni keşfi. Biliyorum geriden geliyoruz. Olsun, keşifler eskisi yenisi fark etmez, şu ana kadar çok iyi dizi. Başkomiser Stella Gibson (Gillian Anderson) kadın cinayetleriyle ilgili bir basın toplantısına hazırlanıyor. Metin yazılıyor. “Masum olduklarına vurgu yapmayalım” diyor. Jim Burns (John Lynch) “Ama masumdular” diyor. Komiser Stella başlıyor anlatmaya; “Ya gelecek sefer bir fahişe öldürülürse ya da geç saatte eve dönen mini etekli sarhoş bir kadına kıyarlarsa. Sence daha az mı masum olacaklar? Hak ettiler mi diyeceğiz, ya da kusurlu? Medya kadınları bakire ve şuh diye ayırmaya bayılır. Melekler ve fahişeler. Onları cesaretlendirmeyelim.” Bu böyle zannetmeyelim. Bizim basın farklı mı? Bizim ‘iyi hal ve tahrik’ indirimleri bu ayrımdan dolayı değil mi? Ya sokaktaki vatandaş bu ayrımı yapmıyor mu? Bizim diziler kadına nasıl bakıyor peki?

‘Vesikalı Yarim’, ne film...

Yaş aldıkça eski Türk filmlerini bir başka izlediğimi fark ettim. ‘Vesikalı Yarim’ bir Lütfi Akad filmi. Türkan Şoray ile İzzet Günay başrollerde. ‘Kötü yola düşmüş bir kadın’ ile bir manavın sıra dışı aşkı. Tüm kimliklerinden sıyırıp, hayatın içinde bir aşkı anlatan ve izleyeni de bu hikayenin içine ‘ön yargılardan sıyrılmış’ olarak sokabilen bir yapım. Öyle güzel İstanbul kareleri vardı ki. Özenle seçilmiş, kartpostal kıvamında. Portakal 35 kuruş, “Bir ucuzlamadı” diyor teyze. Gülümsedik. Bostana gidiyor Halil (İzzet Günay). Bir zamanlar bostanlar vardı İstanbul semtlerinde.

DİZİ İPUCU MU VERDİ?

‘Sana Söz’ dizisinde gündüz kuşağı katilleri bulan kadın programları konusu işleniyor. Elif (Nehir Erdoğan) bir Müge Anlı sanki! Polis memuru Ömer (Erkan Petekkaya) ile bir sahneleri vardı. Amir; “Siz ikiniz ne güzel davayı çözdünüz” diyor. Ev ahalisi, “Demek polisle program yapan birlikte çalışıyor. Diziden bu anlaşılıyor” dediler. Katili bulmak, bu tarz yapımlarda modadır. Örnekler ekranda yaşanmaktadır.