Döndük, dolaştık yine bu konuya geldik. Televizyon, eşittir gündelik yaşamın ‘rehberi’ bir konumda...
‘Adaleti dağıtmak’ ya da ‘adaleti sağlamak’ da onlardan biri. Bizde değil, dünyada tartışma konusudur, “Adalet televizyonda aranır mı?” sorusu... Sistem yetersiz kalıyorsa ‘yetiş bacım’ kendini gösteriyor.
Müge Anlı, adaletin ekranda arandığı dünyanın tartışmasız en çarpıcı ismi. Anlı, bu cinayet işleriyle uğraşırken, öte yandan ülkede özellikle kadın cinayetlerinin yanı sıra taciz tecavüz olaylarının arttığı bir döneme denk geldik. Bu alana girdiğinde tartışmalar farklı bir boyut kazandı. Aleyna Çakır olayı ve sonrası yaşananlar.
Global TV’de ceza hukuku profesörü Adem Sözer, “Ceza soruşturmaları yetkilerinin televizyon programlarına aktarılması hukuk devleti bakımından, asla kabul edilemez” diyordu. Söz konusu örneğin, ‘genç bir kadının ölümü’nün ötesine geçtiği ve ‘derin ilişkiler’ yumağına doğru evrildiğinin emareleriyle karşılaştık. Yani iş, Anlı’nın suçluyu bulma sınırının ötesine geçti.
Türkiye, çözülmeyi bekleyen cinayetlerin hayli kabarık olduğu bir ülke. Ekranda adalet dağıtan programlar, ‘reytingi en yüksek’ yapımlardır. Hele bir de arka arkaya ‘katili’ ya da ‘kaçırılan çocuğu’ bulma çoğalınca, gün birincisi olmak işten bile değil. Adalet terazisindeki dengede iddialı ülkeler, bu formatın isim babaları oluyor!

Bu işin piri kim?

Eduard Zimmermann, 30 yıl Alman televizyonunda ‘Aktenzeichen XY’ (Çözülmeyen Dosyalar) programını sundu. Gençliğinde karaborsa yaparak hayatını kazandı, bunun kitabını yazdı ve 80 yaşında öldü. Ve tüm ‘ekrandaki bilinmeyen suçluları bulan’ programların babası olarak bilindi. 250 programda 2 bin 159 dosya ele almış, bunların 891’i sonuçlanmış bin 297 zanlıdan 690’ı tutuklanmış.
BBC’de mesela ‘Crimewatch’ 1984 yılında başladı, 2017’de bitti. 188 faili meçhul cinayetin 103’ü, bu programda aydınlandı. ABD’de ‘En Çok Aranılan Kişi’ de aynı şekilde Alman formatından yola çıkarak FBI ile dirsek temasında 540 dosyadan 243’ünü sonuçlandırmış.