Mart ayından bu yana açık kanalları izliyoruz. ‘Nostalji’ diye bir duygusal durum hasıl oldu. Futbolundan dizisine kadar ‘nostalji’ yapıyoruz. Onun da eski heyecanı kalmadı. ‘Evden dizi’ yapalım dedik, o hiç olmadı. Geriye ne kaldı? Aksiyon ve macera filmleriyle dizi tekrarı üstü azıcık yarışma. ‘Survivor’ kendi başına takılıyor, o konu dışı diyelim. Kısacası televizyon, kendi karantina günlerinin bitmesini bekliyor. ‘Diziler başlasın, biraz nefes alalım’ diyor.

Haber kanalları poliklinik

Haber kanalları poliklinik gibiydi. Her bölümden uzmanla tanıştık ve konuştuk. Alıştık galiba bu hayata. “Eski düzen olmayacak” diyorlar. Valla bizim orada balık tutmaya bile başladılar kıyıda.
İzlenme oranları da korona öncesi gibi. Bu arada sıkıntıdan olacak, ekranda ‘garip bir stres’ de var. Bazen cümlelerde, bazen kararlarda... Ev ahalisi, şu günlerde yabancı dizilere merak sardı. Ağırlık Kuzey ülkeleri ve İngiliz polisiyeleri. ‘Hinterland’i takip ediyoruz. Oyunculuğa, senaryoya ve çekimlere o kadar iyi çalışılmış ki... Platformda bir yabancı diziyle bizim yerli film ses kurgusu farkı. Bizimkinde müzik başlayınca sesi kısmak gerekiyor, konuşmalar başlayınca açmak!

TV izleyicisi ne istiyor?

Bir de bunu sormak lazım. Gündüz yemekti, modaydı ve kız kaçırmaydı akşam da bir dizi olsun yeter demiyor musunuz? Eleştirmiyorum. Bir durum tespiti. Şu an eldeki ‘vatandaş ölçüm’ standardı bu. 2000’li yıllarda geldiğimiz nokta budur. Total’i, AB’si böyle... Eskinin tüketirken ucundan kalitesi ve çeşitliliği bugün kalmadı desek yalan mı olur?

KONTROLLÜ FUTBOL GÜNLERİ!

Dünya kupaları maçlarının 2000’li yıllardakilerin hemen hemen hepsinde yorumcu Ömer Üründül.
TRT’nin yayınlandığı kupa ve ulusal takım maçlarının tamamına yakınında da yorumcu Üründül... Böyle olunca futbola döndüğünüz her an onun sesi sizi bekliyor. ‘Kontrollü futbol’ günleri diyelim. Önceleri belki dikkati çekmiyordu. Ama futbol ‘nostalji’ olup uzayınca, yer etti kulaklara. “Yine mi?” diye sorup, duruyor ev ahalisi. “Ne yapalım, maça konsantre olun” diyorum. Diyorum da, olmuyor işte!