Tartışma programlarımızda soru sormayı bitirdik, şimdi ‘özel koşullarda’ formatlanmış programlar aracılığıyla soruyoruz. Böyle allanıp pullanınca, formatın içine sokulunca daha bir albenisi olmuyor değil. İki program var bu anlamda. Okan Bayülgen imzalı ‘Nokta’ ve ‘Jülide Ateş ile 40’. 40 soru yöneltiliyor. Süreyi iyi kullanmak, konuğun kendini daha iyi ifade etmesi için önemli. İstemediği soru olursa “Pas geçelim” diyebiliyor. Bayülgen’in program şartları daha bir farklı: Yanıtlamak istemiyorsa konuk, önündeki butona “Noktalayın” diye basar ve sunucunun sesini kesebilir. Okan Bayülgen de net ve gerkçekci yanıtlar vermiyorsa konuğun konuşmasını noktalar. Yalan makinesi durumu yani.
İki program arasındaki fark, Bayülgen’in bir ‘şovmen’ olması. Bir yerden sonra formatı kendi belirlemesi farkında olmadan... Canan Kaftancıoğlu’nu konuk aldığı programda “Cumhurbaşkanı olmak ister misiniz?” sorusunun cevabı 2.5 dakikayı geçti mesela.

EKRANDA NEDEN MİZAH YOK!

Jülide Ateş’in Zafer Algöz ile yaptığı söyleşinin ilgili bölümü dikkatimi çekti. “Bütün izleyiciler hatırlar gençlerin dışında” diye bir giriş yaptı. Ateş, sonra örnekler verdi; ‘Olacak O Kadar’, ‘Plastip Şov’, ‘Ata Demirer Korsan TV’, ‘Dikkat Şahan Çıkabilir’. Ve sordu televizyonda “Neden artık bu tür parodiler yok?” diye. Cevap: “Kaliteli mizah yapacak adam kalmadı. Mizah zeka ister.”
Evet, doğru. Ve geldik işin bam teline; “Sadece politik hiciv yapmak da bana mizah olarak gelmiyor” dedi Algöz. Hem siyasetin hayatımızın bir parçası olması hem de bu kadar uzak durmamız, enteresan bir durumdur. Siyasi mizah nedir? Mizahın içinde zaten siyaset yok mudur? Magazin oyuncu dedikodusu mudur mesela? Hayatın kendisi değil midir magazin? Siyasi hiciv Ecevit veya Demirel midir? ‘Güldür Güldür’ olsun, ‘Çok Güzel Hareketler’ olsun ekranın iki komedi programı mesela tutmuştur. Yani ekranda ‘mizah’ var ama ‘mizah’ yok.