Film paketi ismi üstünde... ‘İsteğe bağlı’ bir durum söz konusu. Ev ahalisiyle ‘Brooklyn’ filmini izledik. Hollywood’un ‘iyi göçmen yapımları’ndan. Seviyoruz bu hikayeleri... İrlandalı fakir genç kız Eilis’in (Saoirse Ronan) ABD’ye göç hikayesinin yanı sıra, Tony (Emory Cohen) ile ilişkisi üzerine ‘romantik’, biraz komik ve oldukça duygusal bir film. Çekimler oyunculuk gayet yerinde. Oscar adaylığı da mevcut. O kadar kıymetli yani. Bütün anlatımın masum halinin içinde, iki gencin evlilik kararı sonrası o ilk heyecanı yaşadıkları anı çok görmemek lazımdı. Ama gördüler ve kestiler... Alıştık galiba. ‘Biip’ üzeri “Ne dedi acaba?” diye fikir yürütmek bir alışkanlık oldu. “Şişeyi buzlamayı unutmuşlar” diyoruz mesela! Bunların hiçbiri ile uğraşmazken, Pavlov’un köpeği misali şartlandırıldık. “Kardeşim öyle ya da böyle bundan sonra yok öyle” diyeceklerdir. Kabullenmek değil. Sadece etrafın sarılması hissi veriyor. Buzlanmayanın, sansürlenmeyenin peşinde koşmak arzusu başlıyor. Sen koştukça daha da daraldığını görüyorsun aslında.

Para verip izleyerek kurtulmak yok öyle... Bir ufak kıvılcımın ‘tematik kanallar’ için hiç de uzak olmadığı hissine kapılıyorum mesela! Dedim ya iç daralma ‘komplo teorilerini’ de beraberinde getiriyor. Sonra “Ben de senin düşündüğünü yaptım, sansürledim kardeşim” ile karşılaşmak sürpriz olmuyor. Nasıl bir fasit daire!

‘BU NASIL RESTORAN’IN YERLİSİ

SANSÜRE ALIŞMAK

Robert Irvine sunumuyla ‘Bu Nasıl Restoran’ diye bir program var TLC kanalında. Gayet keyifli ve “Bizde neden olmasın?” dediğimiz yapımlardan. Geçenlerde bir restoran yenileme bölümünü izliyorduk. “Neden olmasın?” diye konuştuk ben de merak edip sordum... “Bu Nasıl Restoran’ gibi uluslararası başarıya ulaşan formatlarımızı Türkiye’de de çekmek planlarımız arasında. Ama şu an takvimde değil” dediler. Valla millet sıraya girer. Kim yapar söyleyeyim... Mehmet Şef... Biraz sert, hayli babacan, lafını dinletir karakterde izlediğimiz kadarıyla. Kabul eder mi? Valla eder. Artık ‘medyatik’ oldu şefimiz. Sponsor da bulunur.