Ülke televizyonları, haber bültenine “İyi akşamlar” diye başladıktan sonra, “Yine bir şehidimiz var” diye devam ediyordu. Ülke, “İyi akşamlar bugün yine şehidiniz var” gibi bir durumda değildi. Ortalama 45 dakikanın bilemedin sekiz dakikası konuşuluyordu. 33 şehit ne olacaktı? Ülke televizyonları, haber bültenine “İyi akşamlar” diye başladıktan sonra, “Yine bir şehidimiz var” diye devam ediyordu. Ülke, “İyi akşamlar bugün yine şehidiniz var” gibi bir durumda değildi. Ortalama 45 dakikanın bilemedin sekiz dakikası konuşuluyordu. 33 şehit ne olacaktı? 33 bir rakam değil. Bir hayal, bir gençlik, bir gelecek, bir yaşam ve bir mücadele... Ülke televizyonu şaşkın... Olağan akışıyla olağanüstü akışı arasında bocalıyor. Siyah elbiseler dolaptan çıkıyor. “İki çocuğu ortada bırakıp, evdeki 20 bin TL’yi aldı” diyerek, olağan akışa doğru gidiş devam ediyor.

Yaşananlar çok farklı...

“Dünyada rahat yok. Dünya imtihan sahası” ülke televizyonundan kulağıma geliyor. Duruyorum. Ardından bir emekli paşanın sözleri yankılanıyor, “Üniformamı ve postalımı giyer, giderim.” Sonra, diziler kaldığı yerden devam ediyor. Futbol var. Görüntülerde “Gidin Avrupa’ya” dediğimiz mülteciler var. Otobüslere birbirlerini ezerek biniyorlar. Ülke televizyonunun kameraları çekiyor. Botlara saldırıyorlar kıyılarda... Aylan bebeğin küçük cansız vücudu gözlerimin önünde... Ülke televizyonu şaşkın! Hep söylenen cümlelerin, alışık olunan görüntüleri de bir başka oluyor. Alıştığımız her şeyden çok farklı yaşananlar. Haberler, konuklar, sözler ve açıklamalar, evet aynı isimler... Ama kameranın açısı değişmiş gibi. Acıları paylaşmanın ötesinde bir şeyler... Ülke televizyonu, böylesini yaşamadığına inanıyor. ‘Benden Selam Olsun Bolu Beyi’ne’ diyor türkü. Biraz ileride ‘Cevapta Vermem Artık Gücüme Gidene’ diyor genç kız, oturmuş bir koltuğa, klibi yayınlanıyor müzik kanalında...  Müzik, acıları güzel anlatır ama notalardan imtina edilir nedense. Sözün kısası, kötülüklerin coğrafyasında, ülkenin televizyonu ne yapacağını bilemiyordu.