Yıllardır görüşmeyen üç kardeş, ani bir haberle babalarını kaybettiklerini öğrenip, cenaze için toplanır. Çocukları ve torunları olmasına rağmen, evde yalnız başına ölmüş yaşlı bir adam... Kimisi küstüğü kimisi de hayat gailesinden, babalarını ihmal ettiklerini anlar ama artık çok geçtir. Eski günleri, evlerini, mahallelerini ve babalarıyla oynadıkları oyunları hatırlarlar. ‘Keşke Hiç Büyümeseydik’, bu kardeşlerin hikayesi...

EN BÜYÜK ‘KEŞKE’N NE

Yapımcılığını Birol Güven, yönetmenliğini Uğur Yağcıoğlu ve senaryosunu Güven’le birlikte Murat Aras ve Eray Yasin Işık’ ın yazdığı dizi, yarın akşam Show TV’de başlıyor. Oyuncu kadrosu gayet zengin: Ege Aydan, Burcu Kara, Deniz Celiloğlu, İrfan Kargı, Murat Kılıç ve Açelya Akkyounlu.

Müzikler, Burcu Güven ve Aydın Sarman’a ait. Yaratıcı ekip, uzun yıllar birlikte çalıştığım ‘Seksenler’ ve ‘Doksanlar’ dizilerinin karması, yani deneyimli. Yapım, üç zamanda geçiyor 80’ler, 90’lar ve günümüz. Karakterlerin bugünkü halleri, çocukluk ve gençlik dönemlerindeki ‘keşke’lerin peşine düşüyor.

‘Dönem dizisi değil’

Dizinin senaristi ve yapımcısı Birol Güven’e, ‘Seksenler’ ve ‘Doksanlar’ın ardından neden bu diziye gerek duyduğunu sordum. O da, “Bu bir dönem değil, keşkelerin dizisi. Ama keşkeleri anlatmak için geçmişe gitmek zorundayız. Geçmişte mümkünken yaşayamadığımız mutlulukları, bugün ertelemeden yapalım diyen bir proje. İzleyenler hemen anne, baba ve sevdiklerine sarılacak” dedi.

Yönetmen Uğur Yağcıoğlu’na, “Seyirci bu diziyi niye izlesin?” diye sordum. Yanıtı şöyle oldu: “Gençlere hep eski günler ne güzeldi diye anlatılıyor, bu sayede onlar da görecekler geçmişi.

O eski günleri yaşayanlar da hatırlayacak, o zamanki dertlerin bile bugünkü zaferlerden daha güzel olduğunu... Ne kadar küçük şeyler için üzüldüklerini... En önemlisi de, kıymetini bilmediğimiz sevdiklerimizi...”

‘Keşke Hiç Büyümeseydik’, sabahları kovboy filmleri izlediğimiz, akşam ailece yıkandığımız, önlüklerimizin ütülendiği günleri anımsatırcasına, pazar günü yayınlanıyor. İzlenme şansı var mı? Bence fazlasıyla... Zaten tanıtım filminde, “Çocuklar babalarını hayatta bir kez omzuna alır” diyerek, vurdu herkesi. Bugünle baş edemedikçe, geçmişe sarılıyoruz ve geçmişte yaşamadığımız, ertelediğimiz, belki de kaybettiğimiz güzellikleri hatırlıyoruz. Bence seyircinin aklına önce şu soru gelecek, ‘Benim en büyük ‘keşke’m ne? Ve bugün o ‘keşke’mi yaşama şansım hâlâ var mı?’

ULUSAL YARIŞMAYA DEVAM!

Geçtiğimiz sene Altın Portakal Film Festivali’inde, sadece yerli filmlerin yarıştığı ulusal yarışma kategorisi kaldırıldı. Sinema meslek örgütleri, karardan vazgeçilsin diye çok uğraştı ama festival yönetimi geri adım atmadı. Bunun üzerine alternatif bir ulusal yarışma yapıldı. Ödül töreninde, “Seneye Antalya’da buluşmak üzere” dendi ama bu yıl da olmadı. Çağrılara rağmen, festival yönetimi inadını sürdürünce, sinemacılar ulusal yarışmayı bu yıl da yapmaya karar verdi. Etkinliği düzenleyenlerin duyurusuysa şöyle:

“Ulusal Yarışma’nın iptaliyle birlikte köksüzleşecek, yolunu kaybedecek bir sinemamız var. İzleyicisini kaybedecek filmlerimiz, susturulacak sinemacılarımız, coşkusunu kaybedecek sinemaseverlerimiz var. Zamanla ve emekle, üreterek ve deneyerek, başararak ve çuvallayarak oluşturduğumuz bir sesimiz, üslubumuz var. Bizi umutsuzluğa da sürüklese, güç de verse bu tarihe sahip çıkma sorumluluğunu duyuyoruz.”