Siz pek farkında değilsiniz belki ama Yüksek Sadakat’in kurucusu Kutlu Özmakinacı, çok farklı bir projeye imza attı: SKEÇ

YETiŞKiNLERE POP

Bundan yıllar yıllar önce; Yüksek Sadakat’ın kurucusu Kutlu Özmakinacı; Türkiye’nin en eski ve en iyi gençlik ve müzik dergisi Blue Jean’in yayın yönetmeni ben de yayın direktörüyken müzik sohbetleri yapardık kendi aramızda. Kutlu’yla üzerine düşündüğümüz iki konu vardı; “Türkiyeli rock nasıl bir şey olmalıdır” ve “Bu memlekette neden yetişkin pop üretilemiyor...”
Kutlu; kendini bildi bileli müzikle uğraşmış bir adam. Yıllar sonra, her müzik yazarının yapamayacağını yaptı ve yazdığı onca güzel şarkıya şarkılar ekleyerek kendi grubunu kurdu.
Yüksek Sadakat’in sahnelere çıkışı böyledir. O dönem ilk röportajı ben yapmıştım kendileriyle. Başlığı da aynen şöyle olmuştu. “Doğudan Bakınca Batılı, Batıdan Bakınca Doğulu...”

Türkiyeli rock nasıl olur?
Aslında Türkiyeli rock nasıl olmalıdır sorusuna güzel bir yanıttı bu cümle. Kutlu da Yüksek Sadakat’ta bunu yapmaya çalıştı. Siz beğenin ya da beğenmeyin İngiliz olmadan, Amerikalı olmadan rock yapmaya çalıştığınızda ya da elektro gitarla türkü söylemek dışında bir yol arıyorsanız varabileceğiniz noktalardan birine varmıştır Yüksek Sadakat.
Geçtiğimiz aylarda yeni solistleri Selçuk Sami Cingi’yle konserlere başlayan grubun yeni albümünün bomba gibi olacağını da şimdiden müjdelemiş olayım.
Ancak bir noktayı atlamak istemem. Siz pek farkında değilsiniz belki ama Kutlu birkaç ay önce çok farklı bir projeye imza attı. Projenin adı SKEÇ. Açılımı; Sibel, Kutlu ve Esas Çocuklar...

HEPSi AMA HiÇBiRi...

Sibel dediğim; Erdal Kızılçay ve Fahir Atakoğlu gibi önemli müzisyenlerle çalışmış aslen caz solisti olan Sibel Gürsoy. Kutlu ve Sibel’in ön ayak oldukları SKEÇ’in, Blue Jean yıllarında tartıştığımız konulardan ikincisine bir cevap olduğunu albümü dinleyene kadar anlamamıştım.
Sevdiğim müzisyenlerin, arkadaşlarımın projesi olmasının ötesinde yeni bir pop müzik önerisi oluşuyla dikkatimi çeken SKEÇ, enteresan bir iş...
İçinde rock, caz, etnik tınılar, Latin ezgileri, biraz 60’lar, biraz klasik müzik esintisi barındıran ama en önemlisi hepsi ve hiçbiri olmayı becermiş; Sibel Gürsoy’un vokalini de ekleyince yetişkin pop kategorisinde dünya standartlarını esas alan İstanbullu bir albüm olmuş.
Albümde bir Türk sanat müziği bestesinin trip-hop’la ya da Radiohead gitarlarıyla buluşmasına, Türkçe sözlü bir bossa nova’ya, balkan kadın vokallerine, brit rock etkilenimlerine, hatta oda orkestrasının eşlik ettiği bir parçaya bile rastlayabiliyorsunuz. Üstelik bu sizi hiç şaşırtmıyor. Müzikal anlamda kendine sınır koymamış cesur bir albüm, iyi bir prodüksiyon ‘Okyanus’... Popüler olma kaygısı da potansiyeli de var. Albümü dinledikten sonra Kutlu’ya da sordum görüşlerini...
“Bu albümü birilerine bir şey öğretmek ya da kanıtlamak için yapmadık. Her zaman olduğu gibi amacım her yaştan ve zevkten dinleyiciye ulaşabilecek, kaliteli şarkılardı. Bana sorarsan aslında bir pop albümü. Sting’in ya da Amy Winehouse’un yaptığı gibi. Hem deneysel, hem de zevk alınabilecek bir iş çıkardığımıza inanıyorum...”
Albümü merak ettiyseniz www.grupskec.com adresinden şarkıların kısa versiyonlarını dinleyebilirsiniz.
Kutlu’ya da müzik muhabbetlerinde kafa yorduğumuz iki soruya kendi yanıtını verdiği için ayrıca teşekkür ederim.

BiRAND’A VEDA

Abdi İpekçi’yi ve onun yetiştirdiği senin gibi ufkumuzu açmış gazetecileri hep anacağız Sevgili Birand... Bir devir kapandı; ama genç gazeteci arkadaşların o devirden öğreneceği çok şey var. Sen, haber-insan ilişkisini çok doğru kurmuş ‘insan’ bir gazeteceydin. Hak ettiğin gibi de uğurlandın. Ve sayende gördük ki; gazetecinin herkese eşit mesafede ve demokrat kafalı olması; meselesinin sadece haber olması yaptığı işin alamet-i farikası.
Nur içinde yatsın ağabeylerimiz... Hem bir Milliyet yazarı, hem bir Galatasaray Liseli, hem de Abdi İpekçi ekolünden gelme, ‘eski Milliyet’çi’ bir babanın, Erhan Akyıldız’ın bayrağını taşımaya çalışan bir evlat olarak aramızda olmayan tüm ‘gazeteci’lere esaslı bir selam yollamak istiyorum kabul buyururlarsa...