Pankart

Dün gece her şey baştan aşağı yanlıştı Fenerbahçe için ve bu yanlışlıklar maçtan önce Fenerbahçe tribünlerinde açılan, kötülük dolu “seni de seni seveni de sevmiyoruz” pankartı ile başladı. Özellikle takımlar sahaya Hanau’daki terör saldırısını kınayan, son derece anlamlı bir mesajla çıkmışken bu hassasiyetle taban tabana zıt bir ifade içeren bu pankart ev sahibi takıma hiç yakışmadı ve Fenerbahçe tribünleri daha maç başlamadan sınıfta kaldı.

Kulüp yönetiminin bu pankarttan haberi olmadığını düşünmek naiflik olur. Bu nedenle söz konusu pankart, Ali Koç’un her fırsatta dile getirdiği centilmenlik vurgularını ve iyiliği, iyi insan olmayı öven sözlerini taca çıkardı; onu da sınıfta bıraktı.

Nefret ve ayrışma bugün belki de insanlığın en büyük sorunu ve hiçbir futbol müsabakası veya çekişmesi bu kötü duygulara çanak tutmamalı bilakis onların ortadan kalkmasına vesile olmalı. Centilmenlik ifadelerinin kulüp yöneticilerinin dillerine pelesenk olmaktan çok uygulanmaya ihtiyacı var.

Ersun Yanal

Ersun Hoca ile Fenerbahçe’nin yollarını ikinci kez birleştiren ana neden, Fenerbahçelilerin, Aykut Kocaman’ın savunmacı ve sıkıcı oyunundan haz etmemeleri ile birlikte Yanal’ın 13/14 sezonunda onların damaklarında bıraktığı tattı. Fakat aynı Yanal dünkü derbiye başladığı savunmacı on bir ile adeta kendini inkâr etti. Üstüne üstlük, Trabzonspor maçında, Alanyaspor maçında ve nihayet Ankaragücü maçında Fenerbahçe’nin gol yemesiyle sonuçlanan çok ciddi ve bireysel hata yapan stoper Jailson ile ona benzer bir grafik çizen Altay’da ısrar etmesi, herkese “Ersun Hoca sürekli aynı şeyi yapıp farklı sonuç bekliyor” dedirtti ki akıllı insanlar bunu yapmaz. Maça yanlış bir on bir ile başladıktan sonra, kendisine göre dersine çok daha iyi çalışmış Fatih Terim’in Fenerbahçe savunmasının arkasına atılan toplarla etkili olma planına karşı eli kolu bağlı oturması da Ersun Yanal’ın mevcut kredisini taraftarın gözünde yerle bir etti. Aslına bakılırsa Fatih Terim’in, son haftaların formda ismi Adem’i yedek soyundurması tartışmaya açık, Lemina’nın cezalı olması Fenerbahçe için bir avantaj, rakibin çok daha istekli ve iyi göründüğü ilk otuz dakikayı önde tamamlamak ise Fenerbahçe için büyük bir şanstı. Fakat dün Ersun Hoca’nın aklı o denli karışıktı ki bunların hiçbirinden yararlanamadı, yenilginin mimarı oldu ve o da sınıfta kaldı.

20 Yıl

Dünkü yenilginin Fenerbahçe için belki de tek olumlu tarafı, artık son yıllarda Galatasaray’dan ziyade kendileri için stres kaynağı olmaya başlayan ve bana kalırsa çok da bir anlam ifade etmeyen yenilmezlik serisinin sona ermesi oldu. Bu serinin pek bir anlamı yoktu zira kaybetmemek kulağa hoş gelse de bu oyunda mühim olan sahadan istediğini alarak ayrılmak ve son yıllarda birçok kez şahit olduk ki Galatasaray kazanamamasına rağmen Kadıköy’den istediğini alarak dönen taraf oldu. Ve eğer illa bir istatistik peşindeysek olaya şu açıdan da bakmak mümkün: tam üç sezondur Fenerbahçe Galatasaray’ı Kadıköy’de yenemiyor.

Yine Tribünler

Skandal pankart nedeniyle zaten maça çok kötü başlayan Fenerbahçe tribünleri maç içinde de takımlarına hiç destek olamadı. Sahada zaten çok zorlanan Fenerbahçeli futbolcular, ne öndeyken tribünlerin itici gücünü hissedebildi ne de geriye düştükten sonra. Yenilginin ardından Ersun Yanal ve Ali Koç’a yapılan protesto, doğru olmamakla birlikte, duyguları ile hareket eden taraftar topluluğu için çok görülecek bir tepki değildi ama maçtan sonra protokol tribününde yaşananalar tam bir skandal oldu.

can.nizamoglu@gmail.com