Kulüplerin düzenlediği bağış kampanyalarını hiç tasvip etmiyorum. Bu iş, insanların renklere verdiği gönüllerin sömürüsünden başka bir şey değil bana göre. “Taraftar, ekonomik olarak güçlü bir takım görmek istiyorsa, elini cebine atmalı” gibi bir mantıktan yola çıkılıyor ama kulübü batıran taraftar değil ki faturayı da o ödesin! Ortada, zamanında 1 avroya el değiştirmek zorunda olan Parma veya 2013’teki gibi tamam mı yoksa devam mı noktasında olan Rencırs gibi bir durum olsa belki yapılanlar anlaşılabilir ama basiretsiz yönetimlerin kulüp kasalarında açtıkları dev gedikleri yamamak için dönüp dolaşıp taraftara başvurulmasının aklıselime uygun bir tarafı yok.

Bağış yapılması gereken kurum ve kuruluşlar sıralansa, ortada nice yardıma muhtaç insan varken, futbol kulüpleri o sıralamanın en sonlarında olur. İşin bu taraftan bakıldığında ortaya çıkan garipliği bir tarafa, bu kampanyalara katılanların ne kadar bu bağışları verebilecek ekonomik güce sahip oldukları da ayrı bir tartışma konusu. Toplanan bağışların detayını bilmiyoruz ama zaten zor geçinen, özellikle de bugünlerde ekonomik olarak bin bir zorlukla mücadele eden taraftarların da bir SMS ile de olsa bu kampanyaya katıldıkların eminim. Elbette kimse kimseyi bağış konusunda zorlamıyor ama bir kulübün taraftarına bunu yapmaya hakkı olmamalı.

Bazı kişiler için tuttukları takım her şey… Onunla yatıp onunla kalkıyor; onunla sevinip onunla üzülüyorlar. Belki de bu insanlar için bağış işini çok görmemek gerek ama bu çok sağlıksız bir yaklaşım. Bu durum bana Üstün Dökmen’nin şu sözlerini hatırlatıyor: “bahçenizde her zaman birden fazla çiçek olsun. Eğer sadece bir çiçek olursa hayattaki tek amacınız o çiçeği hayatta tutmak olur ve o çiçeğin başına bir şey gelirse hayatınız kararır. Fakat birden fazla çiçeğiniz, başka bir değişle birden başka hobiniz, ilgi alanınız veya yapmaktan hoşlandığınız şey olursa bunlardan biri zarar görse dahi diğerleri sizi “hayatta” tutar.”

Gelelim işin kulüpler tarafına. Kulüp yöneticilerin hepsi şirket patronu ve şirketlerindeki bir kuruşun dahi hesabını yapıyor; haklı olarak. Zira çok büyük sorumlulukları var. Peki ya kulüplerde durum öyle mi? Dışarıdan dünyanın en önemli işi gibi görünen kulüp yönetimi kağıt üzerinde bir dernek başkanlığından farksız ve durum böyle olunca bırakın kulübe milyonlarca lira zarar vermeyi, kulübü iflasa dahi sürüklese, başkan ve arkadaşları ceketini alıp gidebiliyor; sonra varsın yeni gelenler düşünsün. Bu “sorumsuzluk” içinde bir de iş sıkışınca “yetiş ya taraftar” demek, sanıyorum sadece bizim ülkemizde insanların normal karşılayabileceği bir uygulama.

Velhasıl halihazırda kötü yönetilen kulüplere, adeta “daha kötü yönetilin” dercesine bağışta bulunmanın elle tutulur hiçbir tarafı yok ve lafa gelince insanlık, etik, ahlak mangallarında kül bırakmayan kulüp başkanlarının bu işlere girişmesi tamamen tutarsızlık. Sevgili taraftar kardeşim, eğer sen de kulübüne bağış yapmayı düşünüyorsan, bence yapma! O parayla çocuğuna, yeğenine hatta kendine bir şeyler alsan daha evla bir iş yapmış olursun.