Bitiş düdüğüne konçerto

Mart ayı dert ayı… Eskinin iklim ve vergi tekerlemesi, futbolda kendini daha çok hissettiriyor. Rekabet hızlanıp saflar sıklaşırken, takımlar hem fizik, hem de psikolojik yapılarıyla sağlam kalmak zorunda. Kaybetmek korkusundan da uzakta durmalılar.

Y.Malatyaspor yönetimi zemini, şikayetleri unutturacak kadar düzeltmiş. Saha ve hava koşulları oynamak isteyene engel olmuyor. Ama yine de iki takımın birbirlerine karşı tavırları “oynatmamak” üzerine yoğunlaşıyor. 7 haftadan beri kazanmayı unutmuş ev sahibi takım, sahanın her yerinde ortalığı karıştırıp Beşiktaş’ın pas iletişimini de bozarken, özlediği puanları arıyor. Pas arası yapıyorlar, alanları kapatıyorlar. Kaptıkları toplarla çok çabuk atağa kalkıp oyunun boyunu da uzatıyorlar.. Mustafa, Tetteh ve Adem Büyük’ün tehdit eden hamleleri var.

Beşiktaş’ta “sarsak” bir oyun hali gördük ilk yarıda.. Önceki maçların havasından uzaklar… Çok top kaybediyorlar… Savunmadan çıkarken Vida-Welinton ve Necip, oyun kurmakta zorlanıyorlar. Savunmanın önündeki merkez oyuncu Necip… Oranın asıl sahibi Josef ise Atiba ile birlikte öndeki dörtlüde bir şeyler yapmaya çalışıyor, olmuyor. Daha da göze batan Aboubakar’ın durumu. Sanki bir zamanlama sorunu var gibi, topla buluşamıyor. Koşuları ve gayretine eyvallah… Ama ilk yarıda bir kafa vuruşundan öteye geçemiyor. Ghezzal da gayretli.. Duran topları kullanıyor ama o kadar etkin değil.

Bu sezon ligin en çirkin görüntülerinden biri de el-kol darbeleri… Oyuncular, zaman zaman top kullanırken, birbirlerine kollarıyla uzanıyorlar. Kafaya ve yüze gelen darbeler birbirini izliyor. İşte onlardan biri de 37’de Malatyasporlu Tetteh’in Rosier’e darbesi. Halis Özkahya sarıyı gösteriyor. Aynı duyarlılığı tüm hakemlerimizden bekliyoruz.

***

İkinci yarıya başlarken Sergen Yalçın, taşları yerine koyuyor. Necip  Mensah değişikliği ve Josef’in savunma önüne dönmesi.  Soyunma odasında Sergen Hoca’nın neler anlattığını, neler istediğini tahmin ediyoruz: Daha yakın oynamak… Top kayıplarını azaltmak, hücuma çoklu pozisyonlarla dönmek… Oyun çabuklaşıyor, hareketleniyor. İlk yarıda kör bir oyun sergileyen Aboubakar, 59’da caza alanı kalabalığı içinde Atiba’nın koşu yoluna yuvarlıyor topu… Sahadaki tüm oyuncuların abisi (!) de atıyor golünü… Atamıyorsan attır! Aboubakar bu dersi nerede öğrenmişse, aferin ona! Ama oyundan alındığı zaman da kızmayacak, darılmayacak!

***

Dünkü maç çok “gergin” bir ortamda oynandı. İkili mücadelelerde 31 faul… En önemlisi Chebake’nin Vida’ya yaptığı… Topu alamayacağını anlayınca ayak bileğine dokunuverdi. Halis Özkahya’nın insafı mı, dalgınlığı mı, bilemiyoruz… İkinci sarıyı gösterse, Faslı kırmızıyla oyun dışı kalacaktı. Sonrasında Adem Büyük’ün de katılmasıyla büyüyen gerginlik, neyse ki kazasız atlatıldı. Beşiktaş, rakibine rahat oynama, duran top kullanma fırsatı verdi. Golü attıktan sonra skoru korumakta zorlandılar. En büyük koruma (!) da kaleci Utku’ydu… Rafta bekleyen kitap gibi… Ne zaman göreve çağırılıyorsa hazır. Eh, kaleci de öyle olmalı.

Bu maçın Beşiktaş açısından en mutlu anı, Halis Özkahya’nın bitiş düdüğüydü. Hani ellerinden gelse, o düdüğe bir konçerto yazarlar!