Sadece işimi yaptım

28 Ekim 2020

Kaotik bir hafta yaşadık. Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, Teknik Direktör Fatih Terim ve bendeniz.
56 yılı deviren meslek yaşamımda ilk kez tansiyon yükselten, polemikler, tartışmalar ve kırgınlıklar yaratan bir işe imza attım.
Hiç istemediğim, sevmediğim bir durum.
Bazı meslektaşlarımın huy edindiği ya da stratejik hesaplarla kovalayıp yazmaya bayıldığı olay, benim kucağıma düştü.
Alanya (0-1) maçından sonra Galatasaray Başkanı Sayın Mustafa Cengiz’in ağzından çıkan sözleri bir şekilde duydum. Geçen hafta Çarşamba günü TRİBÜN, çerçeveli köşe formunda değil, haber kalıbına döktüğüm biçimde “Başkanın Öfkesi” başlığıyla yayınlandı.
Ertesi gün kıyamet koptu. Başkan aradı, “ Ben böyle demeç vermem. Abartılar, eksikler, yanlışlar var” dedi. Yazının en önemli özelliği doğrudan verilmiş bir demeç olmamasıydı. Ama Başkan’ın tepkileri de yorumları da gerçeği yansıtıyordu. Bunların hiç biri yalan ve uydurma değildi.
Cengiz’den özür diledim. Çok üzüldüm. Üzdüğüm için… Zor durumda bıraktığım için, kısa bir özür yazısı yazdım. İnsani nedenlerle çok sevdiğim, spor yazarı olarak takdir ettiğim, sağlığıyla ilgili en zor süreçlerden birini yaşamasına rağmen hayran olunacak özveriyle çalışmasına ve başarısına tanık olduğum değerli Başkan, Galatasaray’ın hallerini öfkeyle, kırgınlıkla dile getirmişti. Bunları yazmamak için çok direndim. Sonunda kendime döndüm ve yazmaya karar verdim. Doğrudan demeç olmayan, ama yaşanan bir gerçekliği yansıtan, küçük söylemler, kısa tepkilerle özetlenen bir yazıydı bu. Evet içinde abartı vardı, ufak tefek eksikler vardı. Başkan’a göre yanlışlar da vardı. Ama bunlar “hakikat”i bozacak şeyler değildi.

Yazının devamı...

Yapma be Souza!

27 Ekim 2020

Denizli Atatürk Stadı, Beşiktaş’ın deplasmanda belki de en çok tercih edeceği yer. Orada zor veya kolay, kazanıyorlar!. Sıkıntılı süreçlerden de oradaki kazanımlarıyla çıktıklarını anımsıyoruz. Dün de maç böyle bir tablo ile sergilendi. Kolay başladı, zora girdi ama kazandılar.
Peki neden böyle oldu?
Her şeyden önce geçen haftanın da fikstürde “boş”a rastlamasıyla Beşiktaş üç haftalık net bir dinlenme ve yenilenme fırsatı buldu. Sergen Yalçın, takımıyla çeşitli oyun denemeleri yaptı. Takımca daha bütünsel bir karakter kazandılar. Hoca, maç kadrosunun oluşumunda da antrenman performanslarını dikkate almış olacak ki Rosier’le Ghezzal ve Larin’e forma vermekte kararlı davrandı. Bu arada Dorukhan’ı da sahaya sürerek motivasyonunu güçlendirmiş oldu. Bu maçta bireysel olarak Aboubakar, Atiba, Larin, Ghezzal ve N’Sakala ile de Souza çok istekli ve enerjik bir oyun ortaya koydular. Topu isteyen onlardı. Rakibin top kazandığı her yerde ikili-üçlü sıkıştırmalarla oyun kurmasını, pas yapmasını engellediler. Dahası rakip ceza alanına daha çok giren, daha çok şut deneyen bir Beşiktaş vardı.
Eğri oturup doğru konuşalım… Mensah ve Ljajic gibi “oynayamayanlar”a karşılık orta alanda Dorukhan, De Souza ve Atiba beklenenin üzerinde oyunu zenginleştiren adamlardı. Bu arada Aboubakar, Larin ve Ghezzal’ın da bastıran, hırpalayan, yardımlaşan akıcı oyun katkılarına da dikkati çekmekte yarar vardı.
Denizlispor’da duruşuyla bile savunmalar için tehdit oluşturan bir golcü var: Rodallega… Alışılmışın dışında hem ceza alanı içinde hareketli ve kıvrak, hem de uzaktan vuruşlarıyla etkili. Beşiktaş dünkü baskılı oyunuyla Rodallega’nın topla buluşmasına karşı kademeli setler oluşturdu, ceza alanına girmesini, orada şut denemesini engellediler. Varela, Sagal ve Mesanoviç de golcüye yeteri kadar servis yapamadı. Yine de 17. dakikada uzaktan fişek şutunu ve Ersin’in kurtarışını alkışlamak gerekiyor. Aynı Ersin ikinci yarıda bir de serbest vuruşunu kornere çeldi Rodallega’nın, iyi iş çıkardı.
Beşiktaş’ta tecrübesi, enerjisi ve zekasıyla bu sezon ofansif karakterini ortaya koyan Atiba’nın attığı gole gerçekten şapka çıkarmak gerekiyor.
Öte yandan asisti yapan Aboubakar’a da özel bir paragraf açmak lazım. Ayağına top beklemeden, golü ille de atma egosuna kapılmadan tam bir takım oyuncusu gibi davranıyor. Penaltıdan attığı golle, hak ettiği fırsatı buldu. İlk maçında Larin’e üçüncü golün asistini yapan Rosier de kalitesini gösterdi.

Yazının devamı...

Ne diyor bu Alanyaspor?

20 Ekim 2020

Alanyaspor, ligdeki parıltısının aldatma olmadığını gösterdi dün. O parıltı, kendi yaktıkları ateşin ışığıydı. Telekom’dan hak ettikleri bir galibiyet ve emanete verdikleri liderliği alarak döndüler.
Pandemi arasından sonra skor tabelalarına bir haller oldu. Sadece Türkiye’de değil, İngiltere’de, Almanya’da nadir görülen tarihi skorlara tanık olduk. Bol gollü, eğlenceli maçlar… Bizim payımıza da gol zenginliğiyle oynanan futbol düştü, memnunuz, şikayetimiz yok. Bizdeki rekor, şimdilik, Alanyaspor’un geçen hafta Hatayspor’a attığı yarım düzinelik bombalarla kırıldı.
Galatasaray için Seyrantepe’de ligin en golcü ekibini ağırlamak, yukarıdaki nedenlerle çok sıkıntılı oldu... Bir kez daha anladık ve gördük ki Alanyaspor’un kulüp ve takım geleneği, aynen bu sezon da devam edecek. Kadro ve teknik adam değişimleri Akdeniz temsilcilerini hiç de olumsuz yönde etkilemiyor.
Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, farklı nedenlerle üç önemli oyuncusunu kulübeye çekmişti; Feghouli, Belhanda ve Arda… İlk ikisi bireysel performans ve duygusal (!) olarak hem Fatih Hoca’nın, hem de Mustafa Cengiz Başkan’ın sabrını taşırmışlardı. Arda ise fiziksel durumu ve beklenen form çizgisinden uzaklığı nedeniyle kenardaydı. Ancak içerdekiler zorlanınca Hoca ikinci yarıda vazgeçemediği Falcao’yu çıkarıp, Belhanda’ya döndü. Emre Akbaba da uzun sakatlık döneminden sonra yetersiz bir dönüş yapmış oldu, yerini Ömer Bayram’a bıraktı. Ancak Fatih Hoca’nın Donk, Diagne ve Arda ile yaptığı hamleler de çözümleyici olmadı.
Şurası kesin: attığı penaltı golüne rağmen Falcao etkili olamadı dün. Babel de istekli ve iyi niyetliydi, yetmedi.
Alanyaspor çok sakin ve akıllı bir takım. Rakip baskısıyla baş edebiliyorlar. Yardımlaşarak, yerden ayağa oynayarak, yumuşak ve çabuk hamlelerle istedikleri tempoyu tutturabiliyorlar. Galatasaray’ın merkezindeki Taylan ve Etebo, dirençsiz ve durgundular. O nedenle Salih ve Siopis’in topu kazanıp oyunu yaratıcı hamlelerle hücuma çevirmeleri kolay oldu. Bu yıl oyunu ve becerileriyle olgunlaşma evresine girdiğini gözlemlediğimiz Salih Uçan, ilk yarıda öyle hamleler yaptı ki, Galatasaraylı Etebo, Salih’e yaptığı iki faulle iki sarı kart görüp takımını 10 kişi bıraktı. Salih, elbette Etebo’ya kart görmesi için tuzaklar kurmadı. Oyunu temizdi. Rakip takımdan 1 kişi eksiltmek de onun adına başarı oldu.
Hakem Tugay Kaan Numanoğlu’nun yönetim tarzını olumlu buldum. Sakin ama çabuk düdüklerle, tereddüte yer bırakmadan hem penaltı, hem de kart kararlarını, bence, doğru verdi. Belhanda’nın vuruşundan önce Babel’in elini VAR uyarısıyla dikkate alıp gol kararını iptal etmesi başarılı bir uygulamaydı.

Yazının devamı...

ADANA’NIN YOLLARI TAŞTAN

15 Ekim 2020

‘İkimizin de hayali gerçekleşti’

Adana deyince Fatih Terim ile konuşmamak olmazdı; “Babamın hayali futbolcu olmamdı. Benim hayalim de Galatasaray’da oynamaktı. İkimizin hayali de gerçekleşti. Sonrasında da hayallerimizi ve hedeflerimizi büyüttük, epey yol aldık. Adana Demirspor 1960-61’de Ankara takımı (!) olarak Milli Lig’e kabul edildi. Maçlarını Ankara’da oynuyordu. Sezon sonunda küme düştüler. Sonraki yıllarda İkinci Milli Lig’e katılmak için mücadele ettiler. 1972-73 sezonunda Fatih Terim ve Bektaş Yurttaş’ın golleriyle Uşakspor’u 2-0 yenerek hedeflerine ulaştılar.

Fatih Hoca ile bir Adana sohbeti yaptık… O sohbette babası merhum Talat Terim’in futbolu çok sevdiğini, kendisini Adana Demirspor genç takımına yazdırdığını anlattı: ”Babamın hayali futbolcu olmamdı. Benim hayalim de Galatasaray’da oynamaktı. İkimizin hayali de gerçekleşti. Sonrasında da hayallerimizi ve hedeflerimizi büyüttük, epey yol aldık.”

Terim, “Adana’nın toprağı besler, havası yaşatır, suyu büyütür” diyor. Demirspor’da oynadığı yıllarda santrfor olduğunu biliyoruz. Genç Milli Takım’da onu liberoya dönüştüren hoca Gündüz Tekin Onay… Bence çok doğru bir hamle. Fatih Hoca, golcü olarak parlayabilirdi. Ama libero olarak Avrupa çapında ün yaptı. Terim, Adana Demirspor’la bağlarını hiç koparmamış; “Benden Metin Türel’i ikna etmemi istediler. Hocamızla Milli Takım’dan beraberliğimiz var. Gittim konuştum, bizleri kırmadı Adana’ya gitti. Adana ili Türk antrenörleri bakımından da önemlidir. Değerli hocalarımız Coşkun Özarı, Gündüz Tekin Onay, Tamer Güney Adana Demirspor ve Adanaspor’da çok önemli işlere imza attılar” diyor.

İstanbul’daki Adanalılar Derneği, 2009’da üç Adanalıya onur ödülleri vermiş:

Yaşar Kemal, Fatih Terim ve Suna Kan. Terim’in Yaşar Kemal’le büyük dostluk bağları olduğunu da biliyoruz. Hemen her maçtan sonra aradığını, kazandıklarında kutladığını, yenildiklerinde teselli ettiğini, zaman zaman eleştirdiğini anlatıyor..

Adana Demirspor Başkan Murat Sancak yönetiminde Süper Lig’e yükselme mücadelesi veriyor. Teknik Direktör Ümit Özat ve yardımcıları, Lacivert-mavili takımı hedefe ulaştıracaklarına inanıyorlar.

Yazının devamı...

Paran kadar oyna

14 Ekim 2020

“Yetmişlerde, seksenlerde futbol televizyonu yönetirdi. 1990’larda televizyon futbolu yönetmeye başladı. 2000’lerden bu yana ise finans futbolu yönetiyor...”
Tuğrul Akşar, futbol üzerine altıncı kitabını yayınladı: Finansal FutbolFutbolun “endüstriyel” nitelik kazanmasını, zorlaşan “yönetimini”, “krizdeki hallerini” bilimsel yaklaşımlarla kitaplaştıran Akşar’ın son eseri, sarsıcı mesajlarla dolu. Kitabı okumaya başladıktan sonra Şampiyonlar Ligi ile dev bir finansal alan açan UEFA’nın adeta bir canavar yarattığını anlıyorum.

Akşar, “merkez” dediği İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa’da liglerin ve kulüplerin giderek büyüdüğü, bir anlamda azmanlaştığı sürece dikkati çekiyor. Merkezin dışında kalan “çevre” ülkelerinde ise futbol kulüplerinin giderek gerilediğini, rekabet koşullarının sertleştiğini ve büyük organizasyonlarda çevredekilerin hep dışarıda kaldığını anlatıyor. Akşar, UEFA’nın, yarattığı canavarı kontrol altına alma adına Financial Fair Play (FFP) ilkelerini uygulamaya koyduğunu, ancak bunda da henüz tam başarıya ulaşılamadığını örnekler vererek sunuyor.
Avrupa’nın hızla büyüyen iki kulübü, yaptıkları akıl almaz harcamalarıyla dikkat çekiyor. Manchester City ve Paris Saint Germain (PSG). UEFA, iki kulüpteki harcamaların FFP kurallarına uymadığı iddialarını araştırmaya başlıyor.
Ancak uygulamalardan anlaşılıyor ki gelir ve harcama dengesizlikleri iki kulüp tarafından sponsorluk ve diğer kalemlerle örtülürken UEFA da başlangıçtaki cezacı, sert yaklaşımından uzaklaşıp haksız rekabete yol açan gelişmeleri görmezden geliyor.
Türkiye açısından, Finansal Futbol henüz el yordamıyla tanımaya çalıştığımız, iyi yönetemediğimiz zorlu bir süreç anlamına geliyor.
TFF’nin Takım Harcama Limitleri’ni açıklarken büyük kulüpler ve diğerleri arasında eşitsizliğe neden olacak ölçümler yaptığını, bazı kulüp verilerinin açıklanmasına karşılık diğerlerinin bir sır olarak saklanmasının yanlış olduğunu ileri sürüyor Tuğrul Akşar.

Yazının devamı...

Bu maç dört dörtlük

8 Ekim 2020

Skor tabelası yerinde dursun… Orada 3-3 yazıyor... Ama gerçeği söylemeliyim size: Dört dörtlük bir maç oldu. Çok iyi oldu. Yılın bu zamanında liglerin ilk haftaları oynanırken bu oyuna da, gollere de şapka çıkarılır. Bravo çocuklar!
Alışılmışın dışında “Draxler ve arkadaşları”ndan oluşan Almanya kadrosu, bir yandan gölgede kalanları, öte yandan yakın geleceğin oyuncularını göz önüne getiriyordu.
Bizim takıma gelince… Dünkü kadroda Burak Yılmaz, Hakan Çalhanoğlu gibi “aslar” yoktu ama yine de Almanlar’a göre aslımıza daha yakın bir on birle başladık.
Gerçekten hatasıyla- becerisiyle iyi oynadı çocuklar… Orta alanda ve ileri uçta oyun kurup hücum fırsatları yaratmaya çalıştılar. Savunma anlamında eski maçlarına oranla biraz daha durgundular. Nazım Sangare, Hasan Ali, Kaan ve Merih’in dirençli bir oyun çıkardığını, ancak topu savurarak oynadıkları için dönen topları yine Almanlar’a bıraktıklarını söylemeliyiz. Almanlar’ın attığı iki golde de kaptırılan ve “kullanılamayan” toplar söz konusuydu.
Ozan, Okay ve Emre Kılınç’tan oluşan orta alan ikili mücadele, top kapma konusunda iyiydi. Ancak bu toplarla çabuk hücum düzenleyemediler. 36.dakikada Ozan Tufan’ın kazandığı topla direkt çıkışını gördük. Alman rakipleri arkadan kovalarken, arkadaşları Enes, Yusuf ve diğerleri durarak onu seyrediyordu. Hiç biri Ozan’a kendini göstermedi, koşmadı… Ozan topu kaybetti. Herhalde resmi maçlarda olmaması gereken bir durum. Ama aynı Ozan’ın yine ortadan direkt çıkışla dört Alman futbolcunun arasından attığı şutla tabelaya yazdığı gol ayakta alkışlanmalı. İşte Ozan’ın yıllardır tükenmeyen cevheri. Zaten maçın en iyi oyuncusuydu bence. Takdir etmek gerek. Göreceksiniz Ozan sezona damgasını vuracak.
Milli Takım’ın 2-1 geriye düşmesi çocukları sarsmadı… Maçın baştan beri etkin oyuncusu Efecan, orta alandan kaptığı topu çok şık bir vuruşla ağlara attı.
Cengiz ve Kenan, tam zamanında oyuna katıldılar… Almanlar yedikleri her golden sonra tempoyu yükseltiyordu. O tempoya ayak uydurdu bizimkiler. Üçüncüyü önleyemedik ama, Ozan Kabak’tan Ozan Tufan’a, Cengiz Ünder, Dorukhan Toköz ve Abdülkadir Ömür’den Kenan Karaman’a… Her defasında ayağa kalkıp sonunda üçüncü golü de (Kenan) atıp son sözü söylediler.

Yazının devamı...

‘Ali Koç gözünü karartmış!’

7 Ekim 2020

Süreci eğlenceyle izledim. Türkiye Futbol Federasyonu’nun takım harcamalarında Fenerbahçe’ye ancak 154 milyon TL (daha sonradan 177 milyon TL) limit tanıması, sakin yaz aylarında sert rüzgarlar estirdi. Tartışmalara, polemiklere tanık olduk. Sürekli itiraz sesleri yükseldi.
Ama bugün durduğumuz noktadan bakınca hiç de beklenmeyen bir tablo ile karşı karşıyayız: Fenerbahçe açık ara transfer şampiyonu. 18 yeni oyuncuyla adeta yeniden bir takım kurdular.
Harcadıkları para 15 milyon Euro. Kazandıkları 22 milyon! Bırakın itirazı filan, hem TFF sınırları içinde kaldılar, hem de kara geçtiler. Bu işin nasıl olduğunu merak edip o günlerde TFF Başkanı Özdemir’e sordum: “Başkan, Fenerbahçe sürekli adam alıyor. Ne oluyor? Limitlerini mi yükselttiniz?” Nihat Bey gülerek yanıtladı: “Bankalarla iki yılı ödemesiz yeni yapılanma anlaşması yapıyorlar, limitleri yükseliyor. Futbolcu satıyorlar yükseliyor. Sponsor anlaşması yapıyorlar, limitleri de zaten doğal olarak kendiliğinden yükselmiş oluyor.”
Evet, Vedat Muriç’in satışından elde edilen 17 milyon 500 bin Euroluk gelir de dikkate alındığında ortada merak edilecek bir durum yoktu.
Acaba ezeli rakipleri olaya nasıl bakıyordu?
Galatasaray ve Beşiktaşlı yöneticilerle sohbet ettim. O nedenle adlarını açıklayamam ama, gerçek değerlendirmelerden özet verebilirim :
“- Başkan Ali Koç, fena halde gözünü karartmış. Müthiş transfer hamleleri yapıyor. TFF’nin verdiği limitlerle bu hamleleri yapmak o kadar kolay değil. Rekabette güç dengelerini zorlayacak kural dışı hamleler var mı, yok mu kuşkudayız. Ama onları suçlamıyoruz.”

Yazının devamı...