Mehmet Cenker Çileli, 36 yaşında, Beşiktaş taraftarı. Sezon başında hem kulübüne katkıda bulunmak, hem de huzur içinde maç seyretmek amacıyla bankadan kredi çekip numaralı tribünden kombine kart çıkardı. Passolig kartı aldı. 2 Kasım 2014 Pazar günü, Atatürk Olimpiyat Stadı’na gitti. Arkadaşlarıyla birlikte tribüne çıkıp koltuğunu ararken gördü ki, o sıraya ticari reklam pankartları konmuş.
Güvenlik görevlilerine gidip kendi yerinde oturmak istediğini, pankartın sökülmesini talep etti. Güvenlik görevlisi soğuk soğuk baktı, “Kardeşim koca stat... Git bir yere otur, o pankartı sökemem!”
Mehmet Cenker Çileli, ortada bir yetki sorunu olduğunu düşünerek üniformalı polislere başvurdu bu defa. Onlar meseleyi halledebilirdi.
“- 6222’ye göre benim bu maçı kendi koltuğumdan izlemem gerekir. Başka yerde oturamam. Olay çıkarsa sorumlu olurum, lütfen bana yardım edin. O pankartları kaldırın, ben de yerime oturayım.”
“-Ya kardeşim derdin mi yok senin! Seksen bin kişilik statta yer mi bulamadın? Pankart sökmek bizim işimiz değil. Git bir yere otur, bizi de meşgul etme!”
Karşılaştığı durum M.Cenker’in canını sıktı. Polis amirlerine gidip derdini anlattı. Başvurduğu her kademede tersleniyor, sorun çözüleceğine büyüyordu. Israrı tartışmayı büyüttü. Polisler, kendisini stat dışına çıkarıp gözaltına aldılar. Burada sorulan soru üzerine 5 saat kadar önce öğle yemeği sırasında iki bardak bira içtiğini söyledi. Kırk kişi kadardılar. 6,5 saat bir odada tutuldular. Elbette maçı seyredemediler. Maçtan dört saat sonra bırakıldılar. Ama yüzlerine okunan bir karar vardı: “6222 sayılı sporda şiddeti önleme yasasının 18/5 maddesine göre” 1 yıl süreyle spor müsabakalarına girmesi yasaklanmıştı. Maç günleri en yakın karakola gidecek, imza verecekti.
Yaşadıkları onuruna dokundu. Banka kredisiyle aldığı kombine kartı kendisine hiçbir güvence sunmuyordu. Polisle tartışması sırasında GBT’ye girilmiş, alkollü olarak stada geldiği işlenmişti. Dosyası Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edilmişti. Savcı bey, hastanede alkol ve kan muayenesi yapılmadığı için “kovuşturmaya yer olmadığına” hükmederek “takipsizlik” kararı verdi. Ne var ki, polisin aldığı tedbir kararı devam ediyordu. Cenker artık maçlara değil, polis karakollarına gidiyordu. Bazı karakollarda maç öncesi, devre arası ve maç sonunda imzasını aldılar. En az iki saati aylak aylak dolaşarak geçiyordu. Bu duruma itiraz etti. Bakırköy Sulh Ceza Mahkemesi’nde tedbirin kaldırılması için dava açtı, ama bu defa da belgeler birbirine karışmıştı.
O tedbir kararını kaldırmak için verdiği mücadele devam ediyor. Mehmet Cenker bu arada işsiz kaldı. Bankadan aldığı “kombine” kredisinin taksitlerini güçlükle ödüyor.
Maçları televizyondan bile izleyemiyor. Çünkü imza için gittiği karakollarda böyle bir lüksü yok!
Bu öyküyü, ilgililerin vicdanına bırakıyorum. Başka da bir şey demiyorum!

“-Haydi gelin!”
“-Kalkın gidin!”

TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in yabancı futbolcu statüsüyle ilgili açıklamaları, ilk bakışta yukarıdaki başlıkla değerlendirilebilir. Yabancılara kucak açan, bizim yerli futbolculara da uluslararası kariyer planlamasını önerip ekmeğini yurtdışında aramalarını öğütleyen bir çağrı gibi. Haliç Kongre Merkezi’ndeki seminerde kafaların iyice karışık olduğunu gördüm. Avrupa Kupaları’nda başarı için “ille de yabancı serbestisi” diyenler sonunda kazanmış görünüyorlar. Bence bu karar doğru uygulanırsa, olumlu sonuçlar verebilir. Ama şımarık bir mirasyedi tavrıyla uygulanırsa, sadece borçları büyütür. Kulüpler Yasası’nı çıkarıp sağlam bir mali denetleme yapılmazsa çok rezil sonuçlarla karşılaşabiliriz, dikkat.
Önder Özen, karara karşı oldukça tepkiliydi: “Kısıtlama programına göre Türk futbolcularla uzun dönemli sözleşmeler yapıp yerli bir kadro kuran Beşiktaş’ın günahı neydi! “En az iki yıl bekleyelim. Bilançoyu görüp değerlendirelim.

...Ve Allah’a sığındılar

TFF Futbol Geliştirme Direktörlüğü’nün iki değerli uzmanı Fatih İbradı ile Serbülent Şengün’ü kutlamak isterim. Harika sorular düzenlenmiş antrenörlere, teknolojinin yardımıyla anında yanıtlar alınıp yüzdeye vuruluyor.
Bence en önemli soru şu: Başınıza bir şey gelse sizi en çok kim korur?” Seçenekler, TFF, TÜFAD, Kendim ve Allah... Evet, bildiniz yüzde 75 Allah’a sığınıyor.
Çalıştığı kulüp yöneticilerinin bilgi, donanım ve kalitesini ölçen sorunun en büyük yanıtı yüzde 41 ile “RE-ZA-LET”
Peki elit sporcunun başarıya ulaşması için en önemli etken nedir? Yüzde 42 yetenek... Yüzde 48 yetkin ve iyi çalıştırıcı!
Peki bizde niye elit sporcu yok?