TFF yabancı oyuncularla ilgili olarak 2015’den beri uyguladığı 14’lü serbest sistemi geçen yıl 8+6’ya dönüştürme kararı aldı. Yabancı oyuncuların en çok 8’i sahada olacaktı. 14’e kadar yabancı ile sözleşme yapabilirdiniz, ancak bunların altısı saha dışında kalacaktı.
Ne oldu? Pandemi üzerinden yaklaşıp, çok zor ve kötü koşullarda mücadele ettiklerini, kadro planlaması bile yapamadıklarını öne sürerek “1 yıl erteleme” istediler. TFF “peki” dedi. Aradan 1 yıl geçip vade dolduğu zaman TFF geçen yıl aldığı kararı yeni sezonda uygulayacağını açıkladı.
İşte kıyametin koptuğu an… Kulüpler, medyadaki meslektaşlarım ve yorumcu dostların da desteğiyle “ 1 yıl daha erteleme” istediler.
Medyadaki dostlara dönersek… Türk futbolcularının yine inanılmaz paralarla nazlanarak transfer yapacağını, nazlanarak oynayacağını dile getiriyorlar. Mehmet Topuz ve Tarık Çamdal örneklerini kullanışa sokuyorlar. İçeride yabancı sayısı çoğalınca Türk oyuncuların Avrupa’ya gideceklerini savunuyorlar. Bu tezlerin hiç biri gerçek değil. O nedenle “yabancı sınırı Avrupa’da rekabet gücümüzü sınırlandırır” biçimindeki itirazlar da bana çok inandırıcı gelmiyor. Avrupa maçlarında sayısal sınırlama yok.
Türkiye’nin “yüksek yüzdeli” menajer cenneti olduğunu düşünüyorum. Çok iyi çalışıyorlar. Yıl boyu yönetici ve antrenörleri bilgilendiriyorlar. Bazı antrenörleri tanıtmak istedikleri oyuncuların maçlarına davet ettiklerini de biliyorum. Yabancı oyuncuyu almak çok kolay. Hele menajerler iyi bir sunum yaptıysa, “söyle gelsin”! İşin bir de reklam yönü var. Abdurrahim Albayrak’ın Falcao ile çektiği “selfie”nin ne kadar pahalı olduğunu şimdi anlıyoruz ama, çok geç.
Yabancı oyuncu kolaylığı, ekonomik tabloları da bozuyor. Borç batağı genişliyor, derinleşiyor…Süper Lig tablolarında “kovulan” ya da kibarca “yolların ayrıldığı” antrenörleri “kurban” görüp “vicdan” yapıyoruz. Başarılarını alkışlayıp ödüllendiriyoruz. İhmal ettiğimiz önemli konular da var: Türkiye’de antrenman bilimi ne kadar önemseniyor? Yenilikler nasıl izleniyor? Dersten öteye geçmeyen kursların dışında seminerler, tartışma toplantıları, sempozyumlar var mı? Bunlar bizim gündemimizde yok. Hakem atamaları, hakem kararları, skora yapışık dedikodular, yönetici demeçleri bizim gündemimize yetiyor.
Acaba alt yapı eğitimi, antrenmanı, organizasyonu ve elbette tesisi konusunda yeniden düşünüp bazı kararlar alabilir miyiz? Bir “akademia” kurabilir miyiz? Yoksa genç oyuncuların yetişmesini Altınordu’ya ya da tesadüflere mi bırakacağız?
Ve son soru: Yabancı sayısını mı erteleyeceğiz, sorunlarımızı mı?
Duymadım… Yoksa “çözümleri” mi dediniz.

K. Makedonya’da Türk kafası

Taner Karaman… Çok yönlü bir kardeşim. Siz onu spor yorumculuğundan tanıyorsunuz. Aslında fizikçi… Spor yöneticiliği üzerine doktora yapıyor. Spor ve bilimle hemhal olmuş genç bir araştırmacı. Databilimci. Veri analizlerini yorumlayarak bilimsel sırları çözmeye çalışıyor, bazen çok yararlı sonuçlara ulaşıyor. Taner, 2012’de izlediği Trabzonspor - Rabodnicki maçında İgor Angelovski ile tanışmış. Kuzey Makedonya Milli Takımı’nın bugünkü antrenörü. İşte databilimci olarak birlikte çalıştığı, destek sağladığı kişi. Başarıda Taner’in de payı var. Taner, Cuma gecesi İtalya-Türkiye maçını izledikten sonra Romanya’ya gidip Makedonya maçlarında hazır bulunacak.
Peki Taner şu “veri analizi” çalışmasını Türkiye’de uygulamıyor mu? TFF’de teknik adamlarla konuştuğunda, önerisi anlaşılamamış (!) uzun süre oyalanmış ve “olmaz” denmiş. Ama şimdi “olur” diyen biri var. Başarılı biri. Devam et Taner, kitabını yazınca okurlar!

Haklı talep: Limit aşımı

Biliyorum, erteleme talebi gibi buna da kaş çatanlar olabilir. Ama limitlerde haklılar. Pandemi, ekonomi, Euro/ TL paritesi, yapılanma kredisi, yayın gelirlerindeki gerileme ve gecikmeler, seyircisiz maçlar, maç günü gelirlerinin düşmesi derken çok zor durumda kaldılar. TFF de bu “haklı” talebi anlayışla karşılayacak gibi görünüyor. Yüzdesini bilmem “sözde” olmasın.

Milli Takım’a dilekçe

Güneş toplayın bizim için, puanları kapın.
Çocuklar kendinize güvenin.
Çok çalışın…
Övünme işini de bize bırakın...

Okunacak Kitaplar

Kaan Ark / Yazı Kalır

Sporumuzun son 20 yılına tanıklık eden yazılar. Kaan Ark, önümüzden kayıp giden gerçekleri sıralıyor. Üç Büyükler’le ilgili notları da ilginç: “ Çoğunluk kongre üyeleri değişimi pek sevmez. Konformisttir. İktidarın gücüne ya da parasına selam durur, kendilerine verilen imtiyazlara bakarlar genellikle.”

H.İbrahim Dinçdağ / Hakem olmak ya da olamamak

Futbol hakemliğimizde maceralı bir sürece imza atan Halil İbrahim Dinçdağ, kendi hakemliğini ve hakem arkadaşlarıyla yaptığı röportajları yazmış.

Ahmet Çakır / Ay-yıldız’ın Güneşli Günleri

İşe bakın: Meğer Emre Belözoğlu, Turgay Şeren abisinin rekorunu 54 yıl sonra kıracak, ama hiç birimizin haberi olmayacakmış! Tam Ahmet Çakır işi bir çalışma.