Merkez Hakem Kurulu, üç aylık ara dönemde hakemlerin olası form düşüklüklerini önlemek amacıyla Riva’da özel bir kamp programı uyguladı.

Ayrıntılara girmek istemiyorum. Ama görüldü ki iyi niyetli uygulama, arızalı sonuçlar yarattı. Süper Lig’in en kritik final sürecinde gündemi oluşturan hakem hataları, gollerde, penaltılarda, fauller ve fena hareketlerde, sarı ve kırmızı kartlarda futbolun önüne geçti.

Teknik direktörleri ve oyuncularıyla “taraftarsız”, “seyircisiz” puan mücadelesi veren takımlar, performanslarından önce hatalı hakem kararlarının “kurbanı” olarak önümüze geliyor. Kendilerini böyle tanımlayan hocalar, futbolcular var. Medya da tanımlamaya katılıyor. Teknik, taktik, strateji çok arka planda kalıyor. Hakem değerlendirmeleri maçların önüne geçiyor. Futbolcu hatası gayet doğal karşılanırken, hakemin kararı ağır eleştirilerle gündeme geliyor.

Hatırlayın, futbola döndüğümüz 27. Haftada Rizespor-Galatasaray (2-0) maçının hakemi Yaşar Kemal Uğurlu, “Cellatbaşı” unvanıyla ödüllendirilmişti (!). Daha da dramatik ve endişe veren durum ise Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’in çifte ameliyat sonrası gücünü ve sağlığını kazanmaya çalıştığı günlerde devreye girmesi. Yorgun Başkan, “Rizespor maçı, sonrasında da bu maç (Gaziantep FK) duygularımı derinden yaraladı. 6 saniye kuralı kaç yıldır uygulanmıyor. Rakip takım kalecisi de 16-18 saniye topu tutmuş… Sevgili Alper Ulusoy ona neden çalmadın?” diyor, “isyan” hali sergiliyor. Peş peşe gelen sakatlıklarla hedeften sapma tehlikesi yaşayan Galatasaray’ın tepki göstermesi doğal.

Kasımpaşa-Fenerbahçe maçını yöneten Fırat Aydınus da kendine yakışır bir yönetim sergileyemedi. Penaltı ve sarı kart kararını VAR uyarısıyla iptal eden tecrübeli hakem, sonraki gol iptalinde ve gol kararında yanlış örnekler sergiledi.

Uyum sağlanamadı

Beşiktaş maçında da korner atışında topa elle müdahale ve Denizlispor aleyhine verilmesi gereken penaltı atlanmış durumda. Tv spor programlarında zihinlerimiz fazlasıyla meşgul edildiği için ayrıntılara girmek istemedim.

On beş günlük Riva kampına dönersek… Hakem arkadaşların hem pandemi hem de bilgi tazeleme nedeniyle evlerinden, eşlerinden çocuklarından ayrı kalmaları sıkıntı yaratmış.

Uygulamaya tepki gösterip susarak, içine kapanarak mesafeyi açan ya da sosyal mesafeyi iyice daraltıp uzun uzun tartışanlar da var. Öte yandan VAR odasındaki mikrofonla sahadaki düdük arasında uyum sağlanamadığı, hakemlerin doğrudan uyarı almayınca tedirginlikle kararlar verdiği de anlatılanlar arasında. Hakemlerin Riva’dan maça, maçtan Riva’ya gidiş dönüş trafiği düzenlenirken yardımcı hakemlerin ve bazı VAR hakemlerinin evden maça maçtan eve dönmesi de çelişki yaratıyor.

Önemli bir çelişki de temsilci ve gözlemciler arasında… Seyircisiz maçlara 3’er temsilci atanır ve bunlar görevlerini stat içinde yaparken, gözlemciler “evden” servis yapmak zorunda.

TFF’nin pandemi protokolunda “gözlemcilere” stada giriş hakkı tanınmamış. Böyle bir durumda yazılan rapor ne kadar sağlıklı olabilir?
Yorum yok!

Hakemlere 1 hafta hava değişimi

MHK Başkanı Zekeriya Alp, sanılanın aksine Riva kampının çok iyi geçtiğine inanıyor. “Üç aylık ara iki sezon arasında bile olmayan bir şeydi. Biz bu durumun yaratacağı olumsuz sonuçlara karşı Riva’da kamp yaptık. Hakemler hem bilgilerini tazelediler, hem de maç öncesi, maç dönüşü yaptığımız girdikleri testlerle sağlıklarını izleyebildik. Ayrıca Riva’dan maça, maçtan Riva’ya ulaşımlarını da iyi organize ettik” diyor.
Alp, asıl vurucu cümleyi de sona saklıyor: “Hakemlerimize salıdan salıya 1 hafta izin verdik. Daha sakin, daha sağlıklı ve daha moralli döneceklerini umuyorum” diyor.

Çamur atan utansın

Rekabet penceresinden bakarsanız, Süper Ligimiz bence hem İngiltere Premier Ligi’nden, hem de Fransız Ligue 1’den daha kaliteli, daha heyecanlı. Oralarda rekabetsiz şampiyonluklara tanık olduk, oluyoruz. Ada’da Liverpool, açık ara önde. Fransa’da da Paris Saint Germain şampiyon ilan edildi. Bizde böyle bir tablo yok. Başakşehir, Trabzonspor, Sivasspor ve Galatasaray soluk soluğa finiş mücadelesi veriyor. Bu takımlarımıza saygı duymamız, yarışın tadını çıkarmamız gerekir. Ama hayır, yarışı temiz tutmak bir yana, kirletmeye çalışanlar var.

Alanya’daki 2-2’lik Trabzonspor beraberliği mesela… Hakem Atilla Karaoğlan, gollerde de kırmızı kartlarda da doğru kararlar vermiş. Maç bittiğinde provokasyon devreye giriyor. Küfürle, iftirayla, itiş - kakışla, siyaseti de bulamaç haline getirmekle herkes üzerine düşeni (!) yapıyor. Ahmet Ağaoğlu, olayın merkezinde adeta taşa tutulan başkan.

Trabzon’da da yerel medyanın yorumlarından etkilenen Baro, Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ, TFF Başkan Vekili Mehmet Baykan, PFDK ve Tahkim Kurulu Başkanları ile iki MHK üyesi Sarvan ve Ünsal Çimen’i örgüt kurmak ve 6222’ye muhalefet etmek suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor.

Yeter ama, ayıp oluyor. Çekin ellerinizi futboldan… Güzelim rekabete gölge düşürmeyin!

Portre: Okan Kocuk

Bursaspor alt yapısından yetişmiş iyi bir kaleci. Henüz 25 yaşında. Galatasaray’a gelirken 450 bin Euroluk serbest kalma tazminatını cebinden ödemiş. Piyasa değeri 1,5 milyon Euro’dan 650 bine düşmüş. Bu keskin düşüşü üzüntüyle, ama doğal karşılıyorum. Muslera’nın yokluğunda peş peşe talihsizlikler yaşadı. Rize’deki penaltıda doğru köşeye sıçrayıp topu rakibinin önüne düşürdü, kaçınılmaz biçimde golü yedi. Son maçın son dakikalarında topu gereğinden fazla elinde tutması, hakeme yönelik eleştirilerden ayrı olarak söyleyelim, büyük hata. Ne var ki Milli Takım kalecilerinin bile topu oyuna geç sokma gibi taktik (!) alışkanlıkları var. Bazı usta antrenörlerin kalecilerine böyle vakit harcama taktikleri verdiğini de biliyorum. Okan Kocuk, heyecanı ve iyi niyetiyle bu yanlış örnekten yola çıkıp vakit harcamaya kalkınca takımıyla birlikte harcandı. Çok önemli bir ders aldığını düşünüyorum. Artık aynı hatayı tekrarlamaz. Haydi Okan, unut ve giy eldivenlerini.. Çalış, daha çok çalış ve yüksel. Çünkü yerin bu yer değil!