Arkadaşlar taban birlikleri dağılmış durumda. Taban birlikleri ayağa kalkmalı, futbola yön vermeli. Bir şura, danışma kurulu oluşturmalı!”
Sözlerin sahibi Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş.
Şenol Hoca, dün tam da öğle saatinde spor yazarları ve yorumcularla bir video konferans düzenledi. Aralıksız 3 saat süren bir toplantı… Aklımıza gelen her soruyu sorduk. Hoca da her zaman olduğu gibi dürüst ve içtenlikli yanıtlar verdi, teşekkür ederiz.
Haber sayfalarında ayrıntıları okursunuz, burada kayıtlara geçsin diye hocanın “taban birlikleri” vurgusunu öne çıkarmak istiyorum.
Taban birlikleri, yani antrenörler, futbolcular, hakemler, amatörler gerçekten dağılmış durumda.
Türkiye Futbol Federasyonu, sadece kulüpleri muhatap alıyor. Türkiye Kulüpler Birliği Vakfı, TFF kararlarında doğrudan söz ve etkinlik sahibi… Siyaseten değil, gerçeklik olarak yazıyorum: Türk futbolu kulüplerin vesayeti altında yönetiliyor.
Şöyle bir bakın: Lig maçlarının yayın haklarından limitlerin belirlenmesine ve limit aşımlarına kadar hemen her konuda kulüpler birinci derecede söz sahibi.
Keza yabancı futbolcu kontenjanının belirlenmesinde, uygulamanın başlamasında, ertelenmesinde, genç futbolcular için yabancı transferinden ayrılacak lisans ücretleriyle gençler için bir fon oluşturulmasında, ya da o fonun kaldırılmasında kulüpler doğrudan etkili durumdalar.
Türkiye Futbol Federasyonu, kulüp delegelerinin yüzde 85 ağırlık kazandığı bir genel kurul tarafından seçimle işbaşına geliyor. TFF’nin en önemli görevlerinden biri kulüplerin denetlenmesi… Özellikle finansal denetleme son yıllarda daha da önem kazanmış durumda…
Şimdi soralım: Bir federasyon, kendisini işbaşına getiren kulüpleri sağlıklı biçimde denetleyebilir mi? Bu soruya “evet” yanıtı vermek o kadar kolay değil. Eğer kulüpleri denetimle sıkarsanız, çabucak bunalıverirler (!)… O bunalım TFF başkanını ve yönetimini doğrudan etkiler. Sıkıntı yoğunlaşır. Sıkıntı kongrede biter, başkan ve yönetim gider.
Eğri oturup doğru konuşalım: TFF, futbolun işverenleri, kulüpler tarafından yönetiliyor.
O nedenle üzerinde anlaşmaya varılmış hedefler belirlenemiyor, projeler ve programlar yok, uygulanamıyor.
Taban birliklerinin devre dışı bırakıldığı bir ortamda eğitim, organizasyon, milli takımlar, hakemlik antrenörlük ve genç futbolcuların yetiştirilmesi gibi konular hep güncelin arkasında kalıyor.
Türk futbolunun gündemini kulüplerin gemiyi yürütme “kaygıları” ve “finansal pozisyonları” belirliyor.
Şenol Hoca’nın antrenörler, futbolcular, hakemler, amatörler konusundaki dağınıklığa dokunması bence geç kalmış önemli bir uyarıdır.
TFF Başkanı Nihat Özdemir ve ekibi iş başına geldiğinde ilk yazıyı ana statüdeki dengesizlikler ve taban birlikleri üzerine yazmıştım.
Hiçbir şey değişmedi. Taban birlikleri küstürüldü, yok sayıldı, dağıldı.
Futboldaki mevcut statü de hiçbirimizi mutlu etmedi.
Şenol Güneş’in uyarıları dikkate alınır mı? Hiç sanmam!.

Bir “gıdım” daha

Yılmaz Vural hocamız koronavirüse yakalanıp yoğun bir tedavi sürecine girdi. Acıbadem Hastanesi’nde doktorların tüm çabasıyla sağlığına kavuşma mücadelesi veriyor. Bu süreçte eşi Seda Vural’la konuşurken, “Bugün bir gıdım daha iyiyiz” demesi dikkatimi çekti. Bir gıdım ne demek? Küçük bir parça, bir miktar… Gençlerin teknolojik deyimiyle bir “tık”… Aslında bir hayat dersi var sözcükte… Her şeyin en çoğunu, en büyüğünü, en rekorunu (!), en fazlasını isteyen insanoğlu, bazen bir “gıdım”la, ya da bir “tık”la hayal ettiğinin ötesinde mutlu olabiliyor. Yoğun bakımdan bile bir ders çıkardın bize… Sen çok yaşa, geçmiş olsun Yılmaz Hoca!

Jorge Valdano, sandalye olmak istedi

Geçen hafta kaybettiğimiz Maradona 1986 Dünya Kupası finalinde İngiltere’ye beş kişiyi çalımlayıp ikinci golünü attığında soldan 11 numaralı formasıyla kale içine koşan Jorge Valdano, hareketini şöyle anlatır:
“- O kadar muhteşem bir goldü ki, doğrudan kale içine girip ağların dibinden topu alarak o golde bir yerim olsun istedim. Van Gogh’un tablosunda sandalye olmak gibi bir şey. Bu bile çok büyük bir gururdu.”

Derbinin hediyesi: Hakem

Fenerbahçe-Beşiktaş (3-4) maçı tam da bir derbiden beklenen hikayelerle oynandı ve bitti. O derbiden en büyük kazancımız beklenmedik hatalar yapan Tugay Kaan Numanoğlu’dur. MHK deneyimsiz olduğunu bile bile o atamayı yaparak bir hakemin kariyeri adına çok önemli bir adım attı. Hatalarını öne çıkarıp atamayı eleştirenlere hiç katılmıyorum. Evet, çok hata yaptı ama, maç sonucunu etkileyen kötü bir kararı yoktu. Dahası iki tarafı da mutsuz etti. Tarafsız yönetim sergiledi. MHK ve Serdar Tatlı’yı kutlarım. Hataları mı? Boş verin, hatasız hakem mi var!

Altın Kızlar

Ritmik Jimnastik, sporla sanatın iç içe icra edildiği çok zor bir spordur. O nedenle her iki alanda da prestij ve saygı kazandırır. İki lobut Üç çember takımımız Avrupa Şampiyonu oldu. TCF Başkanı Suat Çelen’i, kızlarımızı, ailelerini ve hocalarını içtenlikle kutlarım. Devlet 220 bin TL civarında ödül verecek. 40 yaşından itibaren Devlet Sporcusu unvanıyla maaş alacaklar. Vakıf üniversitelerinde yüzde yüz bursla okuyacaklar. 17 yaşında kendilerine yepyeni bir hayat kurdular. Bravo!