2005… Haziran ayının ilk haftası…
Galatasaray Teknik Direktörü Eric Gerets göreve başlar başlamaz genç takım oyuncularının antrenman ve maçlarını izledi. Alt Yapı Koordinatörü Ali Yavaş’tan, işaret ettiği oyuncuları ertesi gün odasına göndermesini istedi..
Tam 16 çocuk bekliyordu. Eric Gerets, kendi seçtiği yardımcıları Erdal Keser ile Reinhard Stumpf‘la birlikte odaya girdi. Tek tek adlarını sordu çocuklara, babalarının ne iş yaptığını da.. Çocuklar adlarını söylerken babalarının mesleğini tek sözcükle açıklıyordu.
Şoför… İşçi... Aşçı… Tezgahtar... Bekçi.. v.s.
Gerets, çalışma masasına oturup elini alnına götürdü. Hepimizin anlayacağı “alın teri” işaretini yaptıktan sonra konuştu:
“- Hiç şaşırmadım. Futbol, dar gelirli, sınırlı olanaklarıyla geçinmeye çalışan anne - babaların çocukları için umut kapısıdır. Çok memnun oldum. Çünkü benim babam da Brüksel yakınlarında küçük bir belediyenin lağım işçisiydi. Kanalizasyon bakımını yapardı. Pislikle uğraşırdı ama tertemiz bir adamdı. “
Odada çıt çıkmıyordu. Devam etti Belçikalı hoca: “Hayatta en büyük değer emektir. Yeteneğiniz ne kadar çok, yıldızınız ne kadar parlak olursa olsun, unutmayın. Sizler de babalarınız gibi emekçisiniz. Futbol emekçisi. Çok çalışacaksınız.”
Sonra onları A takımına aldığını açıkladı.. Öyle lafta, antrenman oyuncusu olarak değil. Hepsiyle sözleşme yapıldı… Pardon… Hepsinin anne - babalarıyla. Çünkü çocuklar henüz reşit değildi. 16-17 yaşındaydılar. Profesyonellik sözleşmelerini anne - babalar imzaladı.. Hepsi mutluydu, o yıl şampiyon oldu Galatasaray. Çoğunun yıldızı da parladı. Kimler mesela? Uğur Uçar.. Ferhat Öztorun, Uğur Demirok, Aydın Yılmaz, Mülayim Erdem, Özgürcan Özcan, Zafer Şakar ve Arda Turan…
Listedeki son iki isim, Zafer’le Arda, tecrübe kazansınlar diye Ersun Yanal’ın çalıştırdığı Manisaspor’a kiralandı.
Hepsi de talimli, eğitilmiş çocuklardı. 10-12 yaşlarında Galatasaray’da Abdullah Avcı’nın rahle-i tedrisinden geçmişlerdi.
Arda Turan Galatasaray’da parladı, Atletico Madrid’de şampiyonluk kazanan kadronun yıldızıydı. Sonra da Barcelona macerasını yaşadı. Galatasaray’a döndü… Öteki arkadaşları da az ya da çok, emeklerinin, yeteneklerinin karşılığını aldılar. Futbol meslekleri oldu. Devam eden de var, bırakan da. Topun üzerinde hayat kurdular.
Şimdi ben onları Abdullah Avcı’nın ve Gerets’in çocukları olarak anımsatıyorum.
Yabancı futbolcu transferiyle başımız döner, menajerlerin oluşturduğu piyasada her gün ayrı bir bilmecenin peşinde koşarken Süper Lig hocalarımıza da sormak istiyorum:
Sahi, sizin çocuklarınız nerede?

Futbol ve basketbolun olimpiyat borcu var

Bu bir itiraf… Euroleague Şampiyonu Anadolu Efes’in baş antrenörü Ergin Ataman, basketbol erkek milli takımımızın yıllardır elemeler kazanıp 12 takımlı olimpiyat macerasına katılamamasını “ödenmesi gereken bir borç” olarak kabul ediyor. Kimse talihsizlikten filan söz etmesin. Milli Takım Kanada’daki elemelerde ayağına kadar gelen kısmeti geri tepti. Heyecansız, coşkusuz oynadılar. Öylesine işte. Oysa zor yıllarda (1936-1952) oyunlara katılmıştı basketbolcu büyüklerimiz.
2008 Pekin Oyunları’ndan önce 21 yaş altı takımımız Avrupa Şampiyonası elemeleri bittiğinde bile bunun aynı zamanda bir olimpiyat elemesi olduğunu bilmiyordu. 1960’dan sonraki futbol federasyonlarını ve hocalarını anımsayarak soruyorum: Olimpiyat oyunlarında yoksunuz, neden? Bu ülkenin spor tarihindeki öncüleri futbolda 1924,1928,1936,1948,1952,1960 oyunlarında mücadele ettiler. Sonrasında profesyonel futbol endüstriyele evrilirken buzul çağına girdik. Bakıyorum da ne federasyonların, ne hocaların ne de futbolcuların olimpiyat diye bir derdi yok.
Yakışıyor mu? Ayıp değil mi?

Oyunumla oynama!

Avrupa Süper Ligi başladı ve bitti. Şimdi de futbolda kural değişikliği tartışması başladı ve bitti.
FİFA, UEFA ve dev spor kulüpleri bu tür gelişmelerle “yoklama” çekiyorlar. Son olarak da oyun kurallarıyla ilgili tartışmalar gündeme geldi. Tepkiler üzerine hemen geri adım atıldı.
Bunlar gelecekteki “endüstriyel” hamleleri medyayı da kullanarak önce tartıştırıyorlar. Sonra tepkilere göre sessizce geri çekilip bekliyorlar. Rahat durmazlar, biliyorum.
Onlara “Oyunumla oynama!” diyorum.

Yeter be Ghezzal

Ghezzal Cezayir Milli Takımı’nda Feghouli’nin yedeği. Şimdi Galatasaray yolunda. Beşiktaş da son sözünü söyledi, bekliyor. Nereye giderse gitsin… Günlerdir adres tartışıyoruz. Artık bu mavra bitsin!