Abdullah Avcı, Antalyaspor’un cazip ve sıcak önerisini değil de Trabzonspor’un zorluk derecesi yüksek çalışma ortamını tercih etti.
Neden?
Trabzonspor, koşullar ne olursa olsun meydan okuyan, zirve için savaşan, şampiyonluk görmeyen kuşaklarıyla yıllardır şampiyonluk mücadelesi veren bir takım da ondan.
Neden 2.5 yıllık sözleşme?
Abdullah Avcı, operasyonların değil, projelerin hocası. O yüzden 2.5 yıllık.
Başakşehir, şampiyonluğa programlanmış tertemiz bir projeydi. Orada futbolcularıyla birlikte büyük hedefi mayaladı, hamurunu yoğurdu. Bıraktığı yerden aynen yürüdü proje… Hocanın rüyasını gördüğü şampiyonlukları ve kupaları Okan Buruk defalarca yaşamış, oyunculuk kariyerinin üstüne hocalık kariyerinde de tırmanmaya başlamıştı. Kendi emeğini de katarak fırına verdi o büyük projeyi. Pişti ve pişirdi.
Hoca, Beşiktaş’a gitmişti. Adı her yıl meydan okuyanlar listesine kayıtlı bir kulübe. Üç yıllık sözleşme yaptı, olmadı. Yarı yola gelmeden koptular.
Bazı hocalar vardır… Anlık dokunuşlar, haftadan haftaya taktik değişiklikler ve oyuna müdahalelerle “operasyonları” sahneler, başarılı olurlar. Sürdürülebilir başarı yerine, hedefi görmek, yakalamakla tanımlanabilecek bir çalışma biçimi. Bir tür av!
Abdullah Avcı, öyle bir avcı değildir. Hamsinin oltaya gelmeyeceğini bilir. O avın, tayfayla arama, bulma ve ağ atma işi olduğunu öğrenmiş, uygulamıştır.
Zor olanı sahiplenir. Takım inşasını sadece transferde değil, kamp ve antrenmanlarda, emek yoğun çalışmalarda gerçekleştirir. Zamana ihtiyaç duyar. Sabır ve dayanışmaya. Desteğe ve isteğe..
O yüzden seçti Trabzonspor’u.
O nedenle ilk kez evinden çıkıp uzak sayılan gurbete gitti. Trabzonspor’un hayallerine ve hasretine ortak olmayı seçti.
Başakşehir’deki mesaisinde Göksel Gümüşdağ ve yönetici arkadaşları gibi bir güç vardı arkasında.
Trabzonspor’u seçmesinde de Ahmet Ağaoğlu gibi açık sözlü, gerçekçi, sporu ve hayatı bilen bir başkanla yönetim kurulu var.
Trabzonspor, üretken alt yapıya, yıldız adayı oyunculara sahip. Yerli yabancı transferlerinde (-) kayıp veren bir bilançoları var. Kadrodan Yusuf Yazıcı’yı, Alexander Sörloth, Sosa, Novak gibi değerleri kaybetmişler. Bu kayıplar karşılığında kasaları dolmuş, finansal sıkıntıları azalmış..
Yine de gelenekleri, heyecanları, umutları ve enerjileri, önlerindeki zorlukla savaşmaya yetecek düzeyde...
Yanlış bir adım attı Trabzonspor. Sezon sonundaki Türkiye Kupası’nın coşkusuyla Chelsea’nin deneyimli eski scout’u Eddie Newton’u yardımcı antrenörlükten teknik direktörlüğe getirdiler. Abdullah Avcı’nın davet üzerine yaptığı sunumu olumlu buldukları halde, daha elverişli ve ucuz Newton’u tercih ettiler.
Sonunda “Newton Kanunu” futbolda da hükmünü icra etti, elma yere düştü.
Şimdi Abdullah Avcı ile yeni bir yolculuk başlıyor Trabzon’da. Hem şehir, hem yerel basın… Hem yönetim, hem futbolcular… Ve aynı zamanda Abdullah Avcı için zor bir yolculuk.
Yine de sonu belirsiz bir macera değil. Akılla, hesapla, kadroyla, emek yoğunluğu ve dayanışma ile gerçekleşebilecek bir proje bu.
Kolay gelsin, hepsine!

En mutlu Çebi
Abdullah Avcı’nın Trabzonspor’da görev almasına en çok kim sevindi sizce?
Ahmet Nur Çebi... Beşiktaş Başkanı. Hayır, Trabzonlu olduğu için değil.
Avcı’nın üç yıllık sözleşmesinin erken feshinden doğan 30 milyon liralık tazminatın en az 11.5 milyonunu kurtardığı için. Avcı, henüz dava açmadı. Çebi de uzlaşmayla hocanın vazgeçmesini bekliyor. Uzlaşma yok. Uzlaşmaya davet de yok.
Beşiktaş Başkanı Lens’i kadro dışı bırakıp 2,5 milyon Euroluk maaşını tıkır tıkır ödüyor ama, Avcı’dan uzlaşma istiyor. Olacak iş mi?

Gordon ve Sergen

Gordon Milne, Sergen Yalçın’ın ışığını ilk gören hocaydı. Kulakları çınlasın, onu uzun süre A takımıyla çalıştırdı, sonra deplasman kadrolarına aldı ve forma verdi. Sergen’in üzerinde emeği çoktur.
Gordon’un karakterinin en belirgin özelliği, medyaya yaptığı açıklamalarda bireysel yorumlardan uzak durmasıydı. Futbolcularını eleştirmez, tartışmazdı. Sergen Yalçın, Gaziantep FK (3-1) yenilgisinden sonra kinayeli bir anlatımla “Hani Wellinton oynamaz diyenler anlıyorlar ya… Wellinton sakatlandıktan sonra Montero’nun yaptığı hataları gördüler. Bireysel hatalarla kaybettik” dedi. Yanlış yaptı… Futbolcularla arasındaki güveni sarsabilecek şeyler söyledi.
Umarım pişman olmuştur, o hatayı tekrarlamaz.

Sayın Nihat Özdemir

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı olarak iki ay önce Süper Lig 2020-21 Sezonunun “Sağlıkçılara adanacağını” açıkladınız. Yönetim Kurulu bir Çarşamba günü toplanıp karar alacaktı. Sağlıkçılar her gün yeni yeni kayıplar vererek korona belasıyla savaşırken, adı konmamış sezon devam ediyor.
Hicap duyuyorum, anlayın artık!

Formula 1 gibi

Süper Lig’deki şampiyonluk yarışı, geçtiğimiz 8. haftada önemli bir etabı geride bıraktı. Fenerbahçe kendi sahasında Konyaspor’a 2-0 yenilip şoka uğrarken Galatasaray deplasmanda Sivasspor’u 2-1 yenerek hızla ön gruba katıldı.
Fenerbahçe, Erol Bulut’un elindeki yeni kadroyla farklı tercihler ve rakibi çözemeyen bir oyunla derslik golleri seyrederek durdu. Galatasaray ise en çok eleştirilen iki oyuncusu Belhanda ve Feghouli ile Arda’nın başrol oynadığı bir gövde gösterisi yaptı. Fatih Hoca’nın takımı ne zamandır beklenen “şampiyon” kimliğini gösterdi adeta… Önemli tablolar… Yarış hızlanıyor. Seyirlik oyunlar çoğalıyor. Tıpkı Formula 1 gibi!

Geçmiş olsun Sepil

Takımlarda üçer beşer oyuncuyla kadroları eksilten Kovid 19, Kulüpler Birliği ve Göztepe Başkanı Mehmet Sepil’i de yakaladı. Şimdi yoğun bir karantina ve filyasyon çalışması var. Bir tür tıp dedektifliği gibi… Nereden, kimden bulaştı?
Amaç çemberi daraltmak. Geçmiş olsun.