“- Bu takım, cumhuriyet tarihimizin en iyi takımı… Şenol Güneş Avrupa Şampiyonası’nda final oynatmazsa, kabahati kendinde aramalı.”
Futbol antrenörü, akademisyen ve yorumcu arkadaşım Metin Tükenmez’in Avrupa Şampiyonası elemelerinin son maçından sonraki yazısı. Kulunuz da geçen Pazar sabahı, Norveç galibiyetinden sonra, huzurlarınıza şu satırlarla çıkmıştı: “Bu çocuklar ne yaptıklarını biliyorlar. Neyi nasıl yapacaklarını da.. Onları motive etmeye gerek yok. Özgüvenleri, bilgi ve becerileri var. Tarihimizin en iyi Milli Takımı bunlar. Korkmuyorlar, korkutuyorlar. Şaşırmayın. Büyük hedeflere koşuyorlar.”

TFF’nin A Milli Takım’dan Sorumlu yönetim kurulu üyesi, Selim (Soydan) Ağabeyim de “Bu Milli Takım son 50 yılın en iyi Milli Takımı.” açıklamasını yaparak Fransa (2-0), Rusya (2-1), Almanya (3-3), Hollanda (4-2) ve Norveç (3-0) maçlarını bir arada değerlendirmiş.
50 yılın en iyi takımı tartışmasına “temkinli” yaklaşanlar da var, olumlu bakanlar da.

Bu yazı Letonya maçından önce yazıldı. Dün geceki sonuç ne olursa olsun, inancım değişmeyecek. 1956 yılında Macaristan (3-1) galibiyetiyle çocukluğumdan beri izlediğim Milli Takımlar, unutulmaz maçlar oynadılar. Her birinin değeri var. Türkiye o değerleri, acı tatlı sonuçlarıyla birlikte kabul etti, sevdi, benimsedi. Lefter Abi’den Metin Oktay’a, ondan Can Bartu’ya, Kadri Aytaç’tan Nihat Kahveci ve Arda Turan’a kadar milli forma için ter döken futbolcuları bağrına bastı.

2000’de Galatasaray’la UEFA Kupası’na sahip olan, 2002’de Dünya Kupası üçüncülüğü kazanan, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda yarı final oynayan Türk futbolu, özlenen bir pozisyonu da, gecikerek, yakalamış durumda.
Artık sahadaki takımın çoğunluğu Avrupa’nın endüstriyel liglerinde oynayan futbolculardan oluşuyor. Uğurcan ve Ozan Tufan’ın dışında hemen hepsi

kariyerlerini başarıyla sürdürürken, kişisel gelişimlerini de düzenliyor. Özel mentörü, kondisyoneri, beslenme uzmanı, doktoru ve öğretmenleri olan futbolcularımız var. Avrupa’ya kapağı atıp kontak kapatmıyorlar. Üst düzey şampiyonluk iddiasıyla, ya da zirve takımları arasında oynayanlarla sürekli forma bulamayan ama en azından antrenmanlara katılıp fizik ve mental olarak uluslararası kimlik kazanan oyuncularımız bir arada. Süper Lig deneyimi kazanmış olanlar çoğunlukta. Takım içi iletişim ve arkadaşlık da sorunsuz. Bireysel başarılarını takım bütünlüğüne taşıyabiliyorlar. Bu noktada Şenol Güneş’in “öğretmen katkısı” da çok değerli.

Letonya sonucundan bağımsız olarak düşündüğüm bir şey daha var: Türkiye eleme gruplarında artık liderliği hedef almalı!
Bugüne kadar oynadığımız tüm elemeleri ikinci ya da üçüncü sıralarda bitirdik. O günkü statülerle play off maçları kazandık ya da kaybettik.. Çoğu zaman grup birinciliğini favorilere bırakıp, ikincilikteki rakiplerimize yoğunlaşan planlamalar yaptık. Biliyoruz ki bu yol sık sık kapanabilir. İkinciliklere, birincilik hedeflerine ulaşamadığımız zaman katlanabiliriz. Bugünün gerçek hedefi grup birinciliğidir.

Bu çocukların kafasında ve kalbinde daha büyük hedefler var, biliyorum. Hazırlanın… Sizleri final heyecanına çağırıyorum.

Potadan ibret dersi: Beşiktaş, Galatasaray

Ezeli rekabete hep futbol penceresinden bakmayalım. Basketboldan bakarsak… İki kulüp de finansal sıkıntı içindeydi. Potaya ayıracak paraları yoktu. Galatasaray bir sürü yabancı aldı- gönderdi. Bu sezon üçüncü hocayla çalışıyorlar (Ekrem Memnun). Ligde üst üste yaşadıkları kayıplarla düşme hattına dayandılar. Beşiktaş da aynı durumdaydı. Yabancılara para harcamadı, dağılan Banvit’in oyuncularını topladı, Icrypex’le sponsor anlaşması yaptılar. Yuvadan emektar bir hocayı (Ahmet Kandemir) göreve getirdiler. Masrafsız, zahmetsiz play off grubuna girmek üzereler. Burada bir ibret dersi var: Yönetim, kulüp için her şeydir! Oradan batar, oradan büyürsünüz!.

Halil Dervişoğlu “zaman” istiyor

Milli Takım 24-27 yaş aralığında çabuk olgunlaşmış oyunculardan kurulu. Burak Yılmaz, takımın en yaşlı (35) oyuncusu.. Cenk Tosun da 30’una geliyor. Enes Ünal 23 yaşında.

Covid 19, hastalık ve sakatlıklarla kadroda yeni düzenlemeler yapıldı. Şenol Hocamız Ümit Milli Takımı’ndan sağbek Bünyamin ve santrfor Ersin’i çağırdı, Göztepeli Alpaslan’ı da davet etti. Bu refleks kararlar çok iyi.

Santrforlarımız, Avrupa Şampiyonası- Dünya Kupası süreçlerinde değişim içine girecekler. Burak ve Cenk’in dışında Enes’in yanına Ersin’le birlikte Halil Dervişoğlu’nu devreye sokmak gerekiyor. Halil Dervişoğlu çok farklı, yumuşacık oynayan, çabuk ve beklenmedik karar değişiklikleriyle savunmaları yanıltıp eksilterek gol atabilen bir oyuncu. Yaşı nedeniyle U21 kadrosuna giremiyor.

Halil Dervişoğlu’nun Brentford’tan Galatasaray’a kiralanmasını bu anlamda sevinçle karşıladım. Türkiye’nin en iyi hocalarından birinin, Fatih Terim’in elinde. Terim’in ona şans ve zaman vermesi gerekiyor. Sadece Galatasaray için değil, Milli Takım için de çok önemli!.

Fenerbahçe dikkat: Şenol Çorlu

Kısa bir öykü: Fenerbahçe’nin 103 gollü efsane kadrosundaki santrfor Şenol Çorlu, futbolu bıraktıktan sonra Fenerbahçe alt yapı eğitimine adadı kendini… Başkanlık öncesi dönemde Ali Koç’la çok yakın görüşüyorlardı. Ali Koç Başkan göreve geldikten sonra Alt Yapı Koordinatörlüğü görevinden ayrıldı. U21’in antrenörü oldu. Sonrasında da ayrıldı. Bir kırgınlık var. Ne olup bittiğini kimse bilmiyor. Bilinmesi gereken şu: Şenol Çorlu pro lisans sahibi, eğitimli bir hocadır. Gerçek beyefendidir. Saygı gösterir, saygı görür. Vizyonerdir. Bugünlerde tam da Fenerbahçe’nin aradığı bir hocadır. Emre Belözoğlu hatırlasın, yeter! Birlikte çalışabilirler.