Meşaleyi atan var, golü atan yok!

Süper Lig’in üçüncü haftasında oynanan “erken derbi” yavaş ve golsüz oyunla başladığı gibi bitti. Kazanmaya oynadılar, ama “önce savunma” dediler. Bol faullü, yavaş ve temposuz oyunda 11 sarı kart gördük, 1 gol göremedik... Maçın gözden kaçmaması gereken olayı, seyircisiz tribünlerden sahaya atılan meşaleydi. Bu meşalenin sorumluluğunu kim alacak, TFF nasıl bir ceza verecek? Merak ediyoruz.

İki takımın da bu maça ciddi hazırlıklarla geldiğini gördük. Tribünleri boş olsa da Galatasaray hem ev sahibi olmanın, hem de mevsim başındaki yüksek formunun farkını ortaya koydu. Taylan’ın Altay tarafından iki hamlede kurtarılan şutu ve Arda’nın kafa vuruşu buna örnekti.
Fenerbahçe hocasının adına uygun olarak “bulutlu” bir ortamla çıktı Galatasaray’ın karşısına... Takım savunmasını ilk yarıda başarıyla uyguladılar. İkili mücadelelerde topu sökmeyi başardılar. Galatasaray’da Arda’nın dönüşü nasıl “manalı” olduysa, Fenerbahçe’de de Gökhan ve Caner’in yarattığı etki o kadar anlamlıydı.

Galatasaray, dörtlü savunmayı solda Linnes’i ileri çıkararak bir anlamda üçlüye çevirdi. Bu uygulama Gökhan’ın çıkışlarına set oluşturma çabasının canlı örneğiydi. Caner Erkin ise sol kulvarda Omar’a karşı daha rahattı. Bilinen bindirmelerini yaptı, Fenerbahçe rüzgarını estirdi.
Bu derbide merkez oyuncular da takımları adına özel çaba gösterdiler. Galatasaray’da Taylan, hem hücum, hem de savunma görevini aksatmadan sürdürdü. Fenerbahçe’de de Ozan aynı anlayışla oynadı. Ayaklarından yaratıcı katkılar beklediğimiz Sosa ve Belhanda bir tür gölge oyunu oynadılar. Göze batmadan, dikkat çekmeden! Fazlasını yapmaları gerekirdi, yapamadılar.

Falcao - Lemos, Marcao - Valencia temaslarında kaybeden golcüler oldu. Thiam ve Feghouli’nin kanatlardan heyecan yaratan hücum katkıları da savunmalar tarafından çabuk bastırıldı. Bu maçın en özel görüntülerinden biri de Arda Turan’ın şevkle, istek ve enerjiyle oynamasıydı. Kaybettiği toptan sonra sarı kartı göze alıp Deniz Türüç’e faul yapması, Altay’ın sakatlık pahasına kurtardığı şutu bu anlayışla değerlendirilmeli.
İlk yarıda Galatasaray’ın, ikinci yarıda Fenerbahçe’nin gol iştahıyla daha baskılı ve istekli oynadığına tanık olduk.

İstatistiklerin ortaya koyduğu bir gerçek var: Galatasaray kendi sahasında 5 yıldan beri Fenerbahçe’yi yenemiyor. Fatih Terim, geçen sezon Kadıköy’de galibiyet sürecine dönerken, Telekom’daki “takılma sürecini” henüz sonlandıramamış oldu.

Maçın bütününe bakarsak… İki takım da savunmayı unutmadan hücumu da aksatmadan oynamaya çalıştı. Ama az koşulu, yavaş ve temposuz oyun fazlasına izin vermedi. İki takımda da hücumcular, savunmacılara yenildi.

Hakem Ali Palabıyık toplam 10 sarı kartla adeta jandarmalık yaptı. Luyindama ve Sosa’ya ilk sarı kartları gereksiz gösterdi. O nedenle aynı ikilinin temasında Luyindama’nın ikinci sarı kartlık hareketini görmezden geldi. Falcao-Tisserand ikilisine gelince. Fenerbahçeli savunmacı, Falcao topa sahip olmadan elle müdahalede bulunduğu için sarı kart görmesi doğru ve yeterliydi. Top Falcao’nun kontrolünde olsaydı, doğrudan kırmızı kart gerekirdi.