Mutfaktan spora ders çıktı

Geçen 2019 yılının spor dünyasına verdiği en önemli ders mutfaktan geldi: MasterChef Türkiye yarışması. Acun Medya’nın yurtdışından aldığı formatla disiplin içinde gerçekleştirdiği organizasyon, adeta olimpik madalya mücadelesiydi. Yarışma ilerledikçe, finale yaklaştıkça doğal olarak yarışmacı sayısı azalıyor, heyecan artıyordu. Hem biz izleyicilerin, hem de giderek yalnızlaşan yarışmacıların heyecanı... Türk ve dünya mutfağından en zor, en seçme yemeklerin, en önemli malzemelerle hazırlanıp, sınırlı sürelerde güzel bir tabakla sunumu, bize de yarışmacılara da önemli şeyler öğretti.
En başta spor dünyasının kaybettiği kültürü...
Jüri mesela... Dürüsttüler... Zordular... Kuralcıydılar. Hak edilen beceriyi takdir ettiler. Eleştirilerini sakınmadılar. Baskıdan yakınmadılar. Açık sözlü, anlaşılabilir, net tavırlar sergilediler. Kırmadan dökmeden. Korkutmadan, şımartmadan, adalet terazisinde şaşmadan karar ve not verdiler. Bizdeki VAR odasına benzettim onları. Şu farkla ki sporda arıza VAR’dı. Onlar arıza çıkarmadı. Mehmet Yalçınkaya, (İtalyan eniştemiz) Danilo Zanna ve Somer Sivrioğlu’nu VAR odasına sokup “İşte böyle!” demek isterdim.
Ego’lara bakarsak... Her biri hem öğrenmeye hem de kazanmaya gelmişti. İçlerinde ihtiras fırtınaları kopuyordu. Ego dediğimiz bu canavarı arkadaşlarının ve jürinin yardımıyla yendiler. Her sporcunun yapması gerekeni kısa sürede yapabildiler.
Saygı deyince... Önce kendilerine, sonra yarışmacı arkadaşlarına, rakiplerine, jüri kararlarına, sonuçlara, notlara, eleştirilere karşı en vazgeçmedikleri özellikleri saygıydı. Hiç biri arkadaşlarını ya da jüriyi suçlayarak, aşağılayarak, değersizleştirerek çıkmadı mutfaktan.
Barış ve dayanışma... Arkadaşları takım yarışı yaparken, yukarıdan (tribünden) hem uyarı hem de destek mesajları verdiler. Çok sert tartışmalara girdiler. Temiz ve dürüst kapışmalardı bunlar. Hepsi de kavgaya dönüşmeden, barışla başladı, öyle bitti. Hiçbiri darılmadı, kırılmadı, küsmedi. Finalde Cemre ile Alican’ı yalnız bırakmadılar. Eklenenlerin tümü, en şık giyimler ve en neşeli halleriyle kuliste başarı diledi, tribüne çıktı destekledi. Oraya bakınca, bizim Süper Ligimizde şampiyonu ve ikinciyi kutlayan, destekleyen, başarı dileyen bir birlikteliği gördünüz mü? Sezon sonlarını hatırlayalım... Birbirlerini suçlayarak tatile çıkmadılar mı yani?
Hepsi de bizdi... Sağcı solcu, dinci-laik, açık kapalı, içen içmeyen... “Fenerli Galatasaraylı” diye hayatın hemen her alanında sürekli ayrıştırılmaya çalışılan toplumumuzda ancak düğün ve cenazelerde görebileceğimiz doğallığı ve doğruluğu MasterChef’te gösterdiler. Her kültürden, erkek ve kadın kimliklerini muhteşem bir mozaikle sundular. Kısacası onlar hepimizdi, bizdi! Renkleri ve formaları kavga nedeni sayan anlayışta değillerdi!
Cemre ve Alican... Hayatın masal olmadığını yaşayarak öğrenmiş iki genç kahraman! İkisi de şampiyonluğa layıktı. Bunu kim söyledi? Güzide. Ne zaman söyledi? Yarışmaya yarı finalde veda ettiğinde. Süper Lig’de, Kupa’da böyle bir şey olabilir mi? Asla. Olmalı mı? Mutlaka!
MasterChef Cemre, seyyah olmuş bu alemi gezmişti. Uzakdoğu mutfağında ustalık kazanmıştı. Finalist Alican, yemeği sanat bilen Adanalı. İkisi de hem yaratıcılıklarını hem de ellerini ve akıllarını konuşturdular. Mutfakta sevgiyle koşuşturdular.
Bravo onlara... İçimizde sönmeye yüz tutan aşkları tutuşturdular!

Yılbaşı sepeti: Selam sana 2020

Tokyo Olimpiyat Oyunları için geri sayım hızlanacak. Madalya tahminleriyle ünlü gracenote, 2016’da 8’i tutturmuştu. Bu defa Türkiye’yi 15. sıraya yerleştirmiş: 4 altın, 5 gümüş, 10 bronz. Bizimkiler 8-12 madalya beklediğine göre, yan cebimiz açık dursun.
Aslı Çakır Alptekin’in madalyası iptal edildi. Ataköy’deki atletizm salonu isimsiz. Şimdi yeni bir isim gerekiyor. Gençlere örnek olacak bir isim. Hemen kolay ezberle Ramil Guliyev demeden önce Türk atletizminin tarihini yazan kahramanları da unutmamak gerekir.
Sothebys’in açık artırmasında Coubertin’in 1892 tarihli olimpiyat manifestosu 8 milyon 800 bin dolara kimliği açıklanmayan alıcıya satıldı. Milyar dolarlık bütçeye ulaşan Uluslararası Olimpiyat Komitesi (CIO) alıcıyla anlaşıp bu belgeyi Lozan’daki müzeye kazandırmalı.
WADA’nın aşk mektupları (!) bitmiyor. Maalesef 2 atletimiz, 2 haltercimiz için 2012’den “doping” raporları geldi. Savunma süreci nedeniyle adları açıklanmıyor. Bizim de doping konusunda daha etkili adımlar atmamız gerek. Ankara’daki laboratuarın nano teknolojiyle yenilenmesi gerekiyor.
Süper Lig’in ilk yarısı kapandı. Kendimce en başarılı başkan ve antrenör Lider Sivasspor’u yönetenler: Mecnun Otyakmaz ve Rıza Çalımbay. Yılın en iyi transferi: Alexander Sörloth (Trabzonspor) ve Vedat Muriç (Fenerbahçe).
2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın açılışını Roma’da İtalya ile yapacağız. Erişte mi, spagetti mi? Ben hep erişte sevdim. Yerli ve milli!.
Yeni yılınız kutlu olsun.

Basit gol yoktur

Süper Lig’in ilk yarısı 153 maçta atılan 445 golle kapandı. Maç başına 2.90 gol ortalamasını tutturduk.
Bu sayıların teknik analizi yapılabilir. Her istatistikten olduğu gibi, gol sayılarından da önemli sonuçlar çıkarıp daha verimli ve etkili oyunlara ulaşmak mümkündür.
Yeter ki atılan her golü “Basit goller yedik” diye yaftalamasın hocalarımız.
Nedense kendi attıkları değil, yedikleri basit.
Beyler, basit gol yoktur!
Her gol bir emek işidir. Beceri işidir, cesaret işidir. İsabet işidir. Akıl işidir. Fırsatı değerlendirme işidir.
O nedenle basit olamaz. Değersizleştirmeyin.
Basit goller attık, diyebiliyor musunuz? Hayır.
O zaman gollere ve golcülere saygı gösterin. Biz de alkışlayalım.