Ocaktan, kucaktan iki kahraman

Tam 25 yıl geçti… Ankaragücü, Göztepe, Ümit Milli Takımı, A Milli Takım derken Fatih Terim antrenörlük kariyerinde gönlünde yaşayan, özlemle beklediği hedefine ulaştı. Milli Takımı ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerine götürürken, daha ilk Hırvatistan maçına çıkmadan önce Galatasaray Başkanı Faruk Süren’le yaptığı sözleşmeyi cebine koymuştu..
Maceranın sonrasını biliyorsunuz. Fatih Terim kişisel kariyerini doruklara taşıdı. Kulübüne 8 Süper Lig Şampiyonluğu, 3 Türkiye Kupası ve en unutulmaz başarısıyla ülkemize ilk kez UEFA Kupası’nı kazandırdı. Fatih Terim, Galatasaray’ın yetiştirdiği en kahraman evlattır. Semboldür, liderdir, başarının ve sevginin efendisidir.
Peki, ezeli rakipleri Fenerbahçe ile Beşiktaş, yuvadan, ocaktan büyütüp fırsat verdikleri, destekledikleri, kariyerine katkı sağladıkları ve birlikte başarıya ulaştıkları kahraman evlatlar yetiştirebildiler mi son çeyrek yüzyılda?
Hayır.. Maalesef hayır!
Fenerbahçe’ye bakalım… Rahmetli Necdet Niş bu fırsatı kullanmak istemedi, sadece menajerlikle yetindi. Sonraki hızlı antrenör trafiğinde yabancılardan yerlilere fırsat kalmadı. Oğuz Çetin de Fenerbahçe’de o günün zeminine ayak uyduramadı. Arada iki önemli evlat var: Rıdvan Dilmen ve Aykut Kocaman… Uzun uzun anlatacak değilim.. Rıdvan Dilmen’le daha sezon başında yollar ayrıldı. Aykut Kocaman’la git-gel’lerle dolu bir dönem yaşadı Fenerbahçe… Bu evladıyla 2011 şampiyonluğunu kazandı. O yıl başlayan 3 Temmuz sürecinde kulüp en büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Başkan Aziz Yıldırım tutuklandı.. O 1 yıl süren korkunç süreçte takımı da kulübü de sırtlayan Aykut Kocaman oldu. Kahraman evlatlardan biri olabileceğini gösterdi. Ali Koç’un başkan seçildiği 3 Haziran 2018 günü işbaşındaki antrenördü, “Hizmete hazırım” dedi, bir ay bekletildi… Koç yönetiminin bıçak gibi keskin kararıyla Aykut Kocaman’la çalışmayacağı anlaşıldı. Hocanın kalbi kırıldı. Fenerbahçe kahraman evlat olacak birini kaybetti. Bana 2014 Ersun Yanal’lı Şampiyonluk başarısını anımsatacaksınız, biliyorum. Ama Yanal, ocaktan yetişmiş bir hoca değildi.
Beşiktaş’a dönersek… Gordon Milne’le, Christoph Daum’la kazandıkları şampiyonluklar var. Ama ocaktan yetişen kalecileri ve Milli Takım yardımcı antrenörü Rasim Kara’ya ancak 1 yıl sabrettiler. Rasim Hoca gibi Samet Aybaba ve Rıza Çalımbay da antrenörlük kariyerlerinde ustalaşmış tecrübe kazanmışlardı. Rıza Çalımbay’a çok az şans verildi. Geçici bir antrenör gözüyle bakıldı. Samet Aybaba Beşiktaş’ta daha kalıcı işlere imza attı. Beşiktaş’ı “koşturarak” oynattığı oyunla herkesin saygısını kazandı. O da hak ettiği güveni ve desteği bulamadı. Evet, Beşiktaş Mustafa Denizli (2009) ve Şenol Güneş ile (2016,2017) şampiyonluklar kazandı. Ama onlar “ocaktan” değildi.
Özetle… Fenerbahçe ve Beşiktaş kendi ocaklarından, kucaklarından Fatih Terim örneğindeki gibi “kahraman evlat” çıkaramadılar. Boy gösterenleri de sahiplenmediler, desteklemediler. Yanlış yaptılar.
Bu yıl, Galatasaray ve Fatih Terim buluşmasının 25. yılında Beşiktaş, Sergen Yalçın gibi ocaktan yetişen evladıyla şampiyonluk yarışını önde götürüyor. Meş’aleyi taşıyor. Liderliği ve oyuncuya dokunmayı öğrenmiş bir hoca… O nedenle sezon başında kimsenin şans tanımadığı takımına herkesin saygı göstererek izlediği bir şampiyon kimliği kazandırdı.
Emre Belözoğlu… Terim’in eline doğdu. Çabuk büyüdü. Beş endüstriyel ligin üçünde (Serie A/Premiership/La Liga) başarıyla top koşturdu. Çocukluk hayalindeki Fenerbahçe’ye geldi. Futbolculuk macerasını 38 yaşında bitirip önce futbol direktörlüğüne, sonra da teknik direktörlüğe geçiş yaptı. Fenerbahçe’yi üçüncü hayal kırıklığı sezonunda ele alıp son düzlükte hızla ve akılla yöneterek şampiyonluk yarışında tutmayı başardı.
Ve bu yazının sonu: Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler… Fatih Terim gibi ocaktan ve kucaktan yetişmiş iki kahraman evlat buldunuz. Bu defa küstürmeyin, kırmayın, harcamayın!

O kararı Uilenberg iki yıl önce verdi

29 Nisan Pazar günü oynanan Alanyaspor-Fenerbahçe (0-0) maçında, biliyorsunuz, Enner Valencia’nın ceza alanında ofsayt pozisyonundayken rakip oyuncunun müdahalesiyle düşmesine herkes penaltı kararı bekledi. Hakem Yaşar Kemal Uğurlu, kesin bir kararlılıkla pozisyonu ofsayt olarak değerlendirdi.
Vay,vay,vay… Herkes birbirine girdi. Hakemin kural hatası yaptığı yazan, söyleyen, hayır protokol hatası diye değerlendiren, bal gibi ofsayt diyenler anlaşamadılar.
Oysa… 2 Mart 2019’da oynanan Fenerbahçe-Çaykur Rizespor maçında ofsayt pozisyonunda Serdar Aziz’e rakip ceza alanında faul yapıldı.
Halil Umut Meler, tereddütsüz penaltı noktasını gösterdi. Maçı 3-2 Fenerbahçe kazandı…
Bu karar TFF Hakem Eğitimcisi Jaap Uilenberg ve UEFA Yardımcı Hakem Eğitimcisi Giovanni Stevanato tarafından maçtan sonraki seminerde değerlendirildi. Uilenberg, Halil Umut Meler’e “ Beyefendi, futbolu sadeleştirin. Sakinleştirin. Herkesin anlayacağı ofsayt kararını verin. Penaltı yanlış.” dedi.
29 Nisan Pazar’a dönersek… Hakem Yaşar Kemal Uğurlu’nun Video Assistant Referie’si (VAR) Halil Umut Meler’di.
Sanırım anlaşıldı.

Yılmaz Vural yalvarıyor

Erzurumspor Teknik Direktörü Yılmaz Vural, Fenerbahçe’ye karşı etkili oynamaya başladığı dakikalarda yedek oyunculardan Yeşil Burun’lu Ricardo Gomes’e “Hazırlan” diyor. Gomes, ayağındaki pabucu çıkarıyor. Bağlarını çözüyor. Hocanın yüzüne bakmadan gönülsüz, ilgisiz, apatik bir tavır takınıyor.
Hoca kulağına eğilerek, rica ediyor.. Babacan sözlerle gönlünü almaya çalışıyor. Gomes “Bana mısın?” demiyor. Vural sırtını okşuyor, susuyor.. Takım zaten maçı kaybetmiş. Ama Vural’ın öfkesi Gomes gibilere: “Federasyonumuza, kulüplerimize, Cumhurbaşkanımıza… Rica ediyorum : Parasını alamadı diye FİFA’ya şikayetçi olan, takımını desteklemeyen böyle yabancılara izin vermeyin. Türk oyuncular UÇK önünde çözüm beklerken bu yabancılar burunlarından kıl aldırmıyorlar. Bu kaosu lütfen önleyin!” Ekleyecek sözüm yok.