Süper Lig onuncu haftasının güzel yanı, hakemlerden uzak, emek yoğun açık bir mücadele örneği olmasıydı.
Yine de bu güzellikle temeldeki hakem sorununu örtemeyiz, yok sayamayız, unutamayız.
Türk futbol hakemliği maalesef gelişim sürecinde tıkandı. Hatalar çoğaldı, en güvenilen hakemler, derin hayal kırıklıkları yarattı.
Hakem kursları, seminerler ve testler doğru tercih ve uygun seçimleri sağlayamadı..
Hakemliğin profesyonelleştirilmesi, endüstriyel futbola uygun bir karardı. Ne var ki profesyonel hakemlik, kişinin tek mesleği ve işi olmamalıydı. Gerektiğinde vazgeçilebilmeli, ya da vazgeçildiğinde işsizlik-geçim sıkıntısına neden olmamalı.. Değeri 50-60 bin liraya ulaşan hakemlik gelirlerinden vazgeçmek hiç de kolay değil. Hakem adaylarında ayrı bir kariyer, meslek ya da gelir kaynağı bulunmasına özen gösterilmeli.
Hakem yanlışları, doğrudan Merkez Hakem Kurulu’nun hataları olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Kulüpler Birliği Vakfı’nın hakem kararlarından şikayeti ve sistemin değişmesi konusundaki girişimleri, biliyorsunuz, MHK’nın dağılmasıyla sonuçlandı. TFF Başkan Vekili Servet Yardımcı, TKBV ile yaptıkları toplantıda isim eleştirisi ya da önerisi üzerinde durulmadığını belirtti ama, peş peşe faturalar ödendi. Önce Metin Tokat, ertesi gün de MHK Başkanı Serdar Tatlı ve kurul üyeleri gitti. Bu dağılmanın, varılması istenen sonuç gibi karşılandığı görüldü.
Oysa temeldeki sorunlar olduğu gibi duruyor, görmezden geliniyor.
Türk hakemliği, Cüneyt Çakır’dan sonra aynı çapta bir hakemi uluslararası futbol arenasına süremedi. Halil Umut Meler’in başarısı, gecikmiş bir gelişme ve henüz zirve yapabilmiş değil..
MHK Danışmanı Jaap Uilenberg de artık bizden biri… 15 bin euroluk ilk dönem maaşını ikinci dönemde 10 bin euroya indirdiği söyleniyor. Çok ilginç… Uilenberg hakemlerin değerini ve motivasyonunu yükseltecek katkıyı artık sağlayamıyor..
Öte yandan Süper Lig’de maç yöneten hakemlerin saha içi davranışlarından vücut dillerine, koşu stillerine kadar birçok özelliğinin mentörler ve uzmanlar tarafından düzeltilmesi gerektiği dile getiriliyor..
Kanımca en haklı eleştiri VAR sistemiyle ilgili. Görmezden gelinen kritik pozisyonlar, kırmızı kart gerektiren fauller var. Faal hakemlerin VAR’da görev almaması gerekiyor.
Hakemlikte sistemin değiştirilmesini talep eden Kulüpler Birliği’nden henüz bir sistem önerisi gelmedi. Bir öneri hazırlanmalı, kamuoyunda tartışılmalı ve hakemliğin omurgası oluşturulmalı.
TFF’nin bir büyük yanlışı var. Hakemlik sorunlarını hemen herkesle konuşup dinliyorlar ama, hakemlerle muhatap olmuyorlar.
Bu satırları karnımdan yazmadım… Değer verdiğim, başarısı ve uzmanlığıyla kendini kanıtlamış, camiadaki kulisleri bilen dostlarımla konuştum.
Görev bilerek yansıtıyorum. İlgilenen olursa, buyur ola!

Yalnız kurt: Metin Kurt

Galatasaray’da Metin denilince elbette akla Taçlı Kral Metin Oktay gelir. Ama aynı adla oynayan futbolcular da var o takımda. En farklısı kendine has eylem ve söylemleriyle Metin Kurt’tur.
Metin Kurt, Trakyalı kalabalık bir ailenin çocuğu olarak Fenerbahçeli abisi İsmail Kurt gibi ekmeğini futboldan kazandı, şöhret ve parayı bir kenara iterek futbolcu emeğinin mücadelesini verdi, kadro dışında bırakıldı, dramatik biçimde yalnız kaldı.. Kariyer ve servet kaybına uğradı. Sendikalaşma konusunda son nefesine kadar mücadele etti.
Kenan Başaran, onun hayatını bir roman ve belgesel üslubuyla yazdı: Metin Kurt/ Devrim Atağında Yalnız Bir Futbolcu (Destek Yayınları)
Bu hicranlı hayatı önce futbolcular okumalı. Eline sağlık Kenan.

Eldivenin dedesi ve torunu

Beşiktaş’ın unutulmaz kalecisi Necmi Mutlu, 12 yaşındaki Ersin Destanoğlu’na kulübü gezdirip öğütler veriyor. Beşiktaş formasının, hele kaleci kazağının ne kadar ağır olduğunu anlatıyor. Aspor’da geçen hafta Kadırga röportajıyla eski anıları yansıtan Murat Deveci, derbinin kahramanını da önceden ekrana getirmiş oluyor. Kuşaktan kuşağa, kaleciliğin, dededen toruna (!) uzanan eldivenlerin efsanesi... Efsanenin son sayfasını pazartesi günü kurtardığı penaltıyla Ersin yazdı… Bravo Ersin, devam et… Necmi Mutlu seninle keyiflensin!