Gördük ki tıpkı Mehmet Terzi’nin atletizmde yaşadığı sıkıntı, Hamza Yerlikaya’nın da güreşte başına dert olmuş.
Hamza da “doping” pisliğine bulaşmış 18 güreşçinin listesini okuyordu dün.
En başta son Kırkpınar Şampiyonu Ali Gürbüz... Hem altın kemeri iade edecek, hem de 30 bin liralık para ödülünü geri verecekti. Gürbüz’ün kan ve idrar örneklerinde yapılan analiz sonucu anabolik steroid olarak tanımlanan iki madde bulunmuştu: Stanazolol ve dehidroklorometil testesteron. Haltercilerin ve atletlerin sıkça kullandığı erkeklik hormonuna dayalı, analizlerde “çok zor bulunan” yasaklı maddeler.
O maddelerin bulunması,bu yılın başında Köln laboratuarında yeni bir teknikle kolaylaşmıştı. Duydum ki bazıları, “Yahu bu bizim milli meselemiz... Örnekleri Köln’e göndermeye ne gerek var! Atina’ya gönderseydiniz temiz çıkardı” diye itiraz etmişler. Oysa bilimde her bulgu paylaşılır, bunu atlamışlar. Şimdilerde Atina laboratuarı da kimse merak etmesin- rahatça buluyor o zor maddeleri.
Hamza Yerlikaya’nın sıkıntısı dopingle de sınırlı değil.
Bir de Rıza Kayaalp’in FİLA’dan gelen 6 aylık cezası var...
Hatırlayalım, Gezi olayları sırasında Rıza Kayaalp, attığı tweetlerle göstericileri kınamış ve “ermeni” ve “rum” sözcüklerini kullanarak aşağılayıcı ifadelere başvurmuştu.
Protestolar karşısında Kayaalp sadece sustu. Twetter hesabını kapattı. Spor teşkilatından gelen destek ise onu Akdeniz Oyunları’nın açılış töreninde “bayraktar” yaptı. Türk sporcu kafilesinin geçişinde bayrağı taşıma onuru Kayaalp’e verildi.
Hamza Yerlikaya’yı dopinge karşı duyarlılığı nedeniyle kutluyorum. Hiçbir sporcusunu savunmadan, gereğinin yapılacağını, bulguların kesinleşmesinden sonra cezalandırılacaklarını açıkladı. Rıza Kayaalp’e “ırkçı” ifadeler nedeniyle FİLA’nın verdiği 6 aylık ceza için farklı bir tutum sergiledi Güreş Federasyonu Başkanı... Eldeki kanıtların ne olduğunun bilinmediğini, alınan kararın kuşkulu olduğunu açıklamaya çalıştı. Tahkim’e, sonrasında da CAS’a başvuracaklarını söyledi. Rıza Kayaalp, Türk güreşinde yeni bir Hamza olabilir. Performansıyla bize bunu vaat ediyor. Ne var ki sporcu olarak davranışlarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. O mesajları kendisinin atmadığını söylemedi. Sadece hesabını kapattı. Dahası, bir özür mesajı da yayınlamadı. Buna gerek duymadı. Sırtını sıvazlayanlar Rıza’ya bunu unutturdu.
Haydi açık konuşalım... Gerek doping, gerekse Kayaalp tweetleri konusunda bizim hem sportif, hem de olimpik vicdanımız geç kaldı. Dopingde örnek sayılacak duyarlılıklarla o gecikmeyi kapatıyoruz.. Ama Kayaalp konusunda galiba treni kaçırdık. Spor teşkilatının, TMOK’un ve federasyonun kaçırdığı tren FİLA istasyonuna vardı. Durum budur!

Bir maç ve ötesi

Kayseri’de oynanan Süper Kupa maçında, en az konuşulan futbol oldu. Tıpkı kısır skor (1-0) gibi, futbola ayrılan yer de sınırlı kaldı. Ama saha içindekileri değil, çevredekileri konuştuk bolca. Hala da konuşuyoruz.
Galatasaray ve Fenerbahçe başkanlarının sportif gelenek ve nezaket kurallarıyla değil, iki bakanın (Suat Kılıç ve Taner Yıldız) ricalarıyla bir araya gelmeleri, ama birbirlerinin elini sıkmaması (kutlamaması) yeni sezon için pek de iyimser olamayacağımızı gösterdi.
İki yıl önce Fenerbahçe seyircisi önünde şampiyonluk kupasını alabilmek için başbakana başvuran Galatasaray kulübü, bu defa Süper Kupa’yı aynı seyircinin önünde almamak için ayak diredi.
Fatih Terim Burak Yılmaz’ı neden oynatmadı? Anlaşıldı ki hoca ile futbolcusu arasında bir yığın sorun var. Kuşkusuz o sorunların hepsi çözülür. Belki de medyayı malzemesiz bırakmak istememiştir Fatih Hoca.
Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’de “Kocaman sonrası” oyun sistemiyle ilgili olarak daha ilk maçtan can sıkıcı yorumlar yapıldı. En komiği de hala Alex özlemiyle dile getirilen düşünceler. Ama genç Salih’in neden kenarda beklediğini sorgulayan olmadı, yazık!
İki takım taraftarının da staddaki varlığı, iyi niyetli uygulamalarla birleşince barış içinde bir maç izledik. Demek ki neymiş? Rakip takım seyircileri de deplasman maçlarına gidebilmeliymiş!
Süper Lig Cuma günü başlıyor. Futbol olarak hayale kapılıp fazla şeyler beklemiyorum.
Ama tribünde yasakları arttıran, siyasal sloganı suç sayan yeni anlayışı da yadırgıyorum. Eskiden suçun özgürlük alanı diye rahatsız olduğumuz stadlar, şimdi bir tür “yasaklar cenneti”ne dönüşüyor. Tribünde savcı var. Aman dikkat!
Bir de güvenlik kameraları sorunu var... Evet, sistem her stada kurulacak. Ama olay çıkan maçlarda kameraların arızalı olduğuna dair önceden hazırlanmış raporlara da hazır olun! Bunu Sayın Bakan’a da söyledim. Belki de yanılırım, kimbilir!