Çarşamba akşamı sevgili eşimle mütevazı bir restorana gittik, evliliğimizin 22. yılını kutladık. Doğal olarak Fenerbahçe'nin Dinamo Kiev'le oynadığı maçı izleyemedim, peşi sıra telefonuma düşen mesajlardan Ülker Stadı'nda olan biteni anlamaya gayret ettim...

Uzatmanın ikinci devresi oynanırken masadan kalktık. Fenerbahçe'den tur kapısını açacak golü veya maçın en azından penaltılara taşınmasını umutla beklerken, Dinamo Kiev'in şok edici golü geldi, yemeği hayal kırıklığıyla noktaladık.

Halkalı'ya dönmek üzere Üsküdar'dan Marmaray'a bindik. Bulunduğumuz vagonda stattan erken çıktıklarını düşündüğüm 4-5 taraftar vardı. Formalı olan baba-oğul son derece mutsuz ve bitkindi. Oturduğu yerde dirseklerini dizleriyle birleştiren 40-45 yaşlarındaki adam, Zeytinburnu'nda inene kadar kafasını yerden hiç kaldırmadı.

Tam karşımızda ayakta duran 19-20 yaşlarındaki gencin yaşadığı üzüntü de yüzünden okunuyordu. Tişörtünün üzerinde "Hedef 29. şampiyonluk" yazıyordu. Yanındaki arkadaşı ısrarla telefondan bir şeyler izletmeye çalıştı ama genç adam oralı bile olmadı. Aklı hala statta ve kabus gibi geçen maçta olmalıydı...

Malumunuz Başkan Ali Koç yeni sezonun ilk adımını Jorge Jesus'u göreve getirerek attı. Jesus'un 2.5 aydır takımı izlediğini ve yeni sezon için 4-5 transfer yapacaklarını anlatan Koç, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılında tek hedefin şampiyonluk olduğunu açıklarken çok umutlu ve iddialıydı...

Jesus'la işe başlayan Ali Koç'un eski hataları tekrarlamayacağı konusunda bu kez herkes hemfikir gibiydi. Ardından "Sahne senin" sloganıyla umutlar pekişti, hazırlık maçları beklentileri daha da büyüttü...

Sonra...

Ne olduysa tüm umutları küçük küçük törpüleyen garip bir transfer süreci başladı.

Oysa yapılması gereken tek şey İsmail Kartal'ın miras bıraktığı başarılı kadronun eksik parçalarını en kısa süre içinde bir bir tamamlamaktan ibaretti. Yedek kaleci, sol bek, orta sahaya sertlik katacak bir 6 numara ve tartışılmayacak bir golcüyle kadronun takviye edilmesi yeterliydi.

Başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktu Fenerbahçe'nin...

Bruma'ya ihtiyaç var mıydı?

Asla yoktu...

Emre Mor'a ihtiyaç var mıydı?

Kesinlikle yoktu...

Joshua King'e?

Nereden çıktığını kimse anlamadı.

Bruma, Emre Mor ve King'in neden transfer edildiğini anlayan varsa bana da anlatsın lütfen...

Yedek kaleci, sol bek, 6 numara ve santrfor ihtiyacı bu kadar bariz ve acil olmasına rağmen Bruma, Emre Mor ve King'in getirilmesini kimse izah edemez.

Bir hafta sonra lig başlayacak ama gerektiğinde Altay'ı aratmayacak yedek kaleci hala yok.

Sol bek yok, heyecanla beklenen golcü yok...

Bruma, Emre Mor ve King için harcanan parayla bir sol bek alınamaz mıydı?

Başkan Koç, Emre Mor için harcadığı çabayı ve enerjiyi Trabzonspor'a giden Kasımpaşalı Eren Elmalı için harcasaydı milli sol bek Fenerbahçe'ye gelemez miydi?

Ferdi, Rossi, Valencia, Pelkas ve Muhammed gibi kanatlarda oynayabilen oyunculara sahipken, kariyeri ciddi bir düşüşe geçen Bruma'nın getirilmesi nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Hazırlık maçlarında iyi sinyaller veren Berisha'nın bir anda defterden silinmesi, Serdar Dursun'un adeta taca çıkarılması, Joao Pedro'nun rötarlı transferi ve her iki Dinamo Kiev maçına Valencia ile çıkılması hangi projenin eseridir?

Valencia'nın çok net bir ikinci sınıf oyuncu olduğunu hala anlayamadınız mı?

Bu adamın daha kaç gol, kaç penaltı kaçırması gerekiyor gözünüzün açılması için...

Samimi bir şekilde soruyorum, Valencia'nın Galatasaray veya Beşiktaş kadrosunda yer alma şansı var mı size göre?

Feghouli'yi, Babel'i, Mustafa Muhammed'i, Diagne'yi, Batshuayi'yi, Cyle Larin'i beğenmeyip gönderiyor ezeli rakipleriniz siz Dinamo Kiev maçlarına Valencia ile çıkıyorsunuz...

Pes artık gerçekten...

Sekiz yıldır tek kupa kazanamayan Fenerbahçe'nin bu akıllara zarar transfer politikasından şampiyon falan çıkmaz kandırmayın kimseyi. Çıksa çıksa korku filmi senaryosu çıkar... Serisi çekilir, oturduğunuz koltuğun süngerlerini çıkarıp, kollarını parçalarsınız...

Özetlersek benim gördüğüm tablo şu...

Sabrı çoktan tükenen Fenerbahçe taraftarı önümüzdeki dönem başarısızlığa tahammül göstermeyecek.

Suçlu kimse faturayı kesecek...

Oyuncu, başkan, yönetici, teknik direktör hiç fark etmeyecek...

Milyonlarca insanı bu kadar üzmeye, bu kadar hayal kırıklığı yaşatmaya kimsenin hakkı yok...

Bıçak kemiği deldi geçti, sabır taşı orta yerinden çatladı...

Fenerbahçe çok kritik bir viraja giriyor ve önümüzdeki dönem herkes işini son derece doğru yapmak zorunda...

Fenerbahçe artık "kaybedenler kulübü" olmayacak...

Tehlikenin farkında mısınız beyler...

Burası Fenerbahçe...

Bundan sonra hata yapan bedelini de ödeyecek...