Evet Mesut sen çıkıyorsun!

19 Ocak 2022

İsmail Kartal tarafından Antalyaspor - Fenerbahçe maçının 63. dakikasında oyundan alınan Mesut Özil'in şaşkınlık içinde yedek kulübesine dönüp, "Ben mi çıkıyorum!" diye sormasını mutlaka görmüşsünüzdür. O sırada oyun golsüz devam ediyordu ve Mesut'un yanı sıra Rossi'nin de kenara çağrılması herkes için sürpriz oldu. Son yarım saate girilirken Muhammed ve Nazım'ın sahaya sürülmesi de bir o kadar beklenmedik bir hamleydi fakat asıl şaşırtıcı olan Mesut'un o kadar çok şaşırmasıydı...
Mesut Özil tam bir yıl önce Arsenal'den bedelsiz geldi. Yıldız oyuncunun transferi doğal olarak büyük heyecan ve umut dalgası oluşturdu. Arsenal'de uzun süre şans bulamadığı için geldiğinde hiç hazır değildi. Fiziksel açıdan toparlanması uzun süre alırken, ayak bileğinden 1.5 ay süren ciddi bir sakatlık da yaşadı ve geçen sezonu 10 maçta 1 asistle kapattı.
Mesut Özil bu sezon Vitor Pereira ile zaman zaman problem yaşasa da 22 resmi maçta 8 gol, 2 asistlik performans sergiledi. Geride kalan 1 yılın genel istatistiğine bakarsak tablo şöyle: 32 maç, 8 gol, 3 asist...
Mesut'un yeteneklerinden şüphem yok ancak performansından hiçbir Fenerbahçeli tam olarak memnun değildir diye düşünüyorum. Bu memnuniyetsizliğe büyük ihtimalle kendisi de dahildir...
Mesut kariyerinin hiçbir döneminde fiziksel açıdan çok güçlü olmadı. 18 yaşında Schalke forması giyerken de, 2013'te 47 milyon euro bonservisle Real Madrid'den Arsenal'e giderken de aynı oyun karakteriyle mücadele ediyordu: Topla müthiş yetenekli ve tehlikeliydi, takım savunmasında ise hep 'idare edilen adam' oldu. Mourinho ve Wenger, Mesut'tan çok üst düzey performans aldılar. Arteta ise ondan yapamayacağı şeyleri talep etti ve doğal olarak iki taraf da kaybetti.
Mesut Özil; Schalke (1 gol, 5 asist), Werder Bremen (16 gol, 54 asist), Real Madrid (27 gol, 80 asist) ve Arsenal'de (44 gol, 77 asist) attığı golün en az iki katı kadar asist yapmıştı. Ancak Fenerbahçe'de bu tablo tersine döndü ve Özil'in kariyerinde ilk kez asist sayısı, gol rakamının gerisinde kaldı.
Ben bu durumun tesadüf veya doğal olduğunu düşünmüyorum. Cristiano Ronaldo'nun, Sergio Ramos'un hayran olduğu Mesut gibi 'asist yapmak için doğmuş' bir oyuncunun 32 maçta 3 asist üretebilmesi zaten normal olamaz. Gözü kapalı oynasa Mesut'un 32 maçta en az 7-8 asist yapması gerekir.

Yazının devamı...

İrfan Can merkeze, Mert Hakan tribüne

13 Ocak 2022

Fenerbahçe Yönetimi, Vitor Pereira ile yolları ayırdıktan tam 23 gün sonra İsmail Kartal'ı göreve getirdi. Oysa Joachim Löw veya onun çapındaki bir teknik direktörün böyle bir takıma sezon ortasında gelmeyi kabul etmeyeceği çok netti ama tam 23 gün kaybedildi. Löw ile daha önce temas kurulsa çok farklı bir yol haritası çizilir, Pereira sonrası İsmail Kartal hemen işbaşı yapabilirdi.

Son 23 günde çok şey buharlaştı... Şaka gibi ama 1 saat 9 kişi oynayan Karagümrük'ü yenemedi Fenerbahçe! Bu maçtaki oyun ve takımın ruh hali, dibin dibiydi bence. Son 25-30 yılda daha kötü, daha kimliksiz ve daha boş vermiş bir Fenerbahçe izlediğimi hatırlamıyorum.

İkinci olarak tribünlerin sabrı taştı... Başkan Ali Koç ve yönetimi her maçta haklı olarak istifaya çağrıldı.

Obradovic, "En son umutlar ölür" demişti ama Başkan Koç yönetimindeki 3.5 yılda bırakın kupaları, şampiyonlukları falan geleceğe dair elde umut bile kalmadı...

Fenerbahçe taraftarı yıllardır tükenmişlik sendromu yaşıyor. Ne bugünden, ne de yarından umutlular. Her sezon başı yeni transferlerle geleceğe ümitle bakıp, sonra kafa üstü yere çakılıyorlar. Her sene aynı hikaye, aynı senaryo, aynı sahne...

Fenerbahçe, Adana Demir yenilgisiyle yüzde 1 falan olan şampiyonluk umudunu da tamamen tüketti. Bu saatten sonra hedefler, lig ikinciliği ve Ziraat Türkiye Kupası olabilir sadece.

Peki ateşten gömlek giyen İsmail Kartal, Fenerbahçe'yi bu hedeflere taşıyabilir mi?

Bana göre hiç kolay değil ama yanlışlarda ısrar etmezse yine de şansı olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede İsmail hocaya bazı tavsiyelerde bulunmak isterim...

Yazının devamı...

Kuntz'a bir önerim var: Mergim Berisha  

6 Ocak 2022

Visca'nın kalitesi şampiyonluğa taşır
Üç yıl önce tam bu zamanlar Abdullah Avcı ile özel röportaj yapmak için Medipol Başakşehir'in Belek kampına gitmiştim. Takım o gün İstanbul'dan gelecekti. Otele takımdan yarım saat kadar önce gittim ve resepsiyonda beklemeye başladım. Kafile lüks bir otobüsle geldi. Ben de telefonla konuşup sözleştiğim Abdullah hocayı karşılamak için otelin kapısına çıktım. Takımdaki oyuncuların tamamı bir metre yanımdan geçerek otele giriş yaptı. Yanımdan geçerken bana selam veren tek oyuncu kaptan Edin Visca oldu. Bosnalı yıldız o küçük baş selamıyla farkını gösterip bir kez daha sevgimi ve saygımı kazanmıştı...

2011'de Zeljeznicar'dan 400 bin euro bonservisle İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a transfer olan Edin Vica geride kalan 10.5 yılda hem performansı hem de oyuncu karakteriyle herkesin takdirini topladı. Dile kolay 398 resmi maçta 110 gol, 118 asiste imza attı. Şampiyonluk yaşadı, Şampiyonlar Ligi gördü, 1. ligi de tattı 2013-2014'te...

Şimdi ise 2011'de kendisini İBB'ye transfer ettiren Abdullah Avcı ile Trabzonspor'da buluştu. İkisinin hedefi de şampiyonluk. Abdulllah Avcı hoca, Başakşehir'de bir türlü kavuşamadığı şampiyonluk kupasını Trabzonspor'da mutlaka kaldırmak istiyor. Visca da ikinci şampiyonluğunu hedefliyor.

Süper Lig'in ilk yarısında tarihi bir performans ortaya koyan lider Trabzonspor, Edin Visca ile son yılların en önemli transfer hamlesini gerçekleştirmiştir. Visca'nın kalitesi, bordo-mavililere hasret oldukları şampiyonluğa kavuşma yolunda çok büyük bir güç katacaktır.
Edin Visca benim gözümde bir futbolcudan daha fazlasıdır. Abdullah Avcı ile yeniden buluşmak, dolu ve coşkulu tribünler önünde oynamak ona çok iyi gelecektir. 19 lig maçında 6-7 gol, 9-10 asiste imza atması benim için hiç de sürpriz olmaz. Kısa süre içinde bir sol bek ve stoper transferi de gerçekleştirecek Visca'lı Trabzonspor'un bu saatten sonra şampiyonluğu kaçırması çok büyük mucize olur...

Kuntz'a bir önerim var

Yazının devamı...

Beşiktaş'ta sezonun en büyük yanlışı transferler

2 Aralık 2021

Yeni sezona son şampiyon ve şampiyonluğun en güçlü adayı olarak giriş yapan Beşiktaş'ta, Şampiyonlar Ligi macerası başlayana kadar her şey yolundaydı. Ancak siyah-beyazlı takım, Borussia Dortmund'u konuk ettiği 15 Eylül Çarşamba günü ciddi bir kırılma yaşadı...

Oysa Dortmund maçı yanlışların düzeltilmesi adına büyük fırsata çevrilebilirdi ama herkes eksikleri, hataları görmezden gelmeyi tercih etti. Maçtan sonra ilk 15 dakikadaki coşkulu futbol ve Batshuayi'nin kaçırdığı goller dışında konuşulan bir şey yoktu. Sergen Yalçın, "Skordan değil ama oyundan memnunum. Öne geçseydik farklı olabilirdi. Bu seviyede yapılmaması gereken hatalar yaptık, rakip de cezayı kesti" dedi. Sadece pozitif noktalara bakan ve tribünlere oynamayı kötü bir alışkanlık haline getiren muhabirler ise Beşiktaş'ın çok şanssız bir yenilgi aldığını, kazanabileceği bir maçtan kaçan goller yüzünden eli boş ayrıldığını anlatıyordu!

Ortaya konulan fotoğraf buydu ama gerçekle ilgisi bile yoktu. Çünkü maç rahatlıkla 3-8 bitebilirdi. Dortmund elini kolunu sallayarak attığı 2 golün yanı sıra yüzde 100'lük tam 6 gol kaçırmıştı. Dortmundlu oyuncuların son vuruş hataları ve Ersin'in müthiş kurtarışları tarihi farkı önlemişti ama bunlar kimin umrundaydı! Alkışlayıp geçtiler, yanlışları el birliğiyle halının altına süpürdüler...

Filmin devamını biliyorsunuz...

Beşiktaş 15 Eylül-27 Kasım arasında oynadığı 15 maçta 11 yenilgi, 3 galibiyet ve 1 beraberlik aldı. Üç galibiyetin nasıl geldiğini de hatırlatalım... İlk yarısı 2-0 geride kapatılan Antalya maçı mucizevi biçimde 3-2 kazanıldı. Pedro Henrique son dakikada yüzde 100'lük fırsatı kaçırmasa Sivas maçı 2-2 kapanacaktı. Galatasaray derbisi de Mustafa Muhammed'in son dakikalarda kaçırdığı penaltıyla 2-1 galip bitirildi.

Özetlersek son 15 maçta 11 yenilgiye karşılık 3 galibiyet alabilen Beşiktaş çok daha vahim bir tabloyla da karşı karşıya kalabilirdi.

Sergen Yalçın hoca Galatasaray'ı yendikleri derbiden sonra, "Kaos ortamı yaratmaya çalışıyorlar ama öyle bir ortam yok. Daha ligde ilk çeyrekteyiz, çok acele etmemek lazım..." demişti.

Beşiktaş adına doğruları gündeme getirenleri kaos yaratmaya çalışmakla suçlayan Sergen hoca, derbi zaferinin tüm sorunları çözeceğini hesaplamıştı ancak yanıldı. Derbiden sonra sırasıyla Hatay, Sporting, Trabzonspor, Alanyaspor, Ajax ve Giresun'la karşılaşan Beşiktaş 6'da sıfır çekti. Yani, derbi galibiyeti herkese nefes aldırsa da hiçbir şeyi çözmedi. Çünkü inkar edilen kaos ve kriz gerçekti...

Yazının devamı...

Fizik kalite turu getirdi

13 Ağustos 2021

Rıza Çalımbay hoca, sakatlığı bulunan Yunan stoper Goutas’ın boşluğunu Koray’la doldururken, kulübeye çektiği yaşlı kurt Yatabare’nin yerine Leke James’e forma verdi. Bir diğer yeni transfer Azubuike de yine ilk 11’de yer aldı.
Gürcistan Ligi’nin 22. haftasını lider kapatan Dinamo Batum oyunun ilk dakikalarında bir hayli agresifti. Sert ve temaslı oyunla Sivas’ın maçı domine etmesini engellemeye çalışan Gürcü ekibi bu planında başarılı da oldu. Öyle ki Sivas, Dinamo kalesine etkili gitmeye başladığında oyunun üçte birlik bölümü geride kalmıştı. Sivas adına oyun anlamında ilk yarıda işler pek yolunda gitmezken, Ahmet Oğuz ve Fajr da sarı kart gördü.
Devrede değişiklik yapmayan Rıza Çalımbay 59’da oyuna müdahale etmek zorunda kaldı. Sefa’nın yerine Max Gradel’i sahaya sürdü. Aynı dakikada Leke James de yerini Yatabare’ye bırakırken, Sivas fabrika ayarlarına dönüş yaptı. Ancak rakibin orta alandaki sert presini kıramayan Yiğidolar oyunu yine kontrolü altına alamadı. 64’te direğe takılan Pantsulaia, 78’de ağları sallayınca bir anda çanlar çalmaya başladı. 81’deki Fajr-Felix değişikliği tıkanan oyuna enerji ve hız katsa da gol gelmedi ve maç uzadı.
Sivas ilk uzatma devresinde, bir hayli yorulan rakibini ilk kez baskı altına aldı ve önemli fırsatlar yakaladı. İkinci uzatmaya da hızlı ve kararlı giren temsilcimiz 109’da Felix’le aradığı golü bulmayı başardı. Dinamo Batum fizik gücüyle turu kapmaya çalıştı ama gördük ki enerjileri 90 dakikalıkmış, daha fazlasına güçleri yetmedi. İyi oyunla değil, fizik kaliteyle turlayan Sivas, play-off’ta Kopenhag’la eşleşti. Teşekkürler ve tebrikler Yiğidolar. Devamını bekliyoruz, başarabileceğinize inanıyoruz...

Yazının devamı...

Kokoskov başardı, Bulut da yapabilir

11 Şubat 2021

Fenerbahçe Beko sezon başında Zeljko Obradovic'le vedalaştıktan sonra Igor Kokoskov'u göreve getirmişti. Bütçeyi daraltan sarı-lacivertliler; Kostas Sloukas, Gigi Datome, Nikola Kalinic, Derrick Williams ve Joffrey Lauvergne gibi pahalı yıldızlarla da yollarını ayırmıştı...
Nando De Colo ve Jan Vesely'nin üzerine inşa edilen yeni kadronun sezon başında Kızılyıldız ve Anadolu Efes'e karşı elde ettiği parıltılı Euroleague galibiyetleri geleceğe dair herkesin iştahını kabartmıştı. Ancak evdeki hesap, ilerleyen günlerde çarşıyla örtüşmedi, daha sonra çıkılan 13 maçın 10'u kaybedildi.
Kabus gibi geçen o günlerde, yönetim, Gherardini, Kokoskov ve yeni oyuncular hakkında yazılanları, söylenenleri hepiniz biliyorsunuz. Marko Guduric hamlesinden sonra takımın zincirlerini adeta parçalayarak füze gibi yükselişe geçmesini de keyifle izliyorsunuz...
Dile kolay; Euroleague'de üst üste 9 galibiyet aldı Fenerbahçe Beko... Sarı-lacivertli takımla (14), lider Barcelona (17) arasında sadece 3 galibiyet fark var artık.
Fenerbahçe'deki başarılı basketbol geleneğini 3 ayda yerle bir ettiği ileri sürülen Kokoskov ve oyuncularının 23 Aralık-5 Şubat arasında çok büyük bir uyanışa imza attıklarını açıkça ifade etmeliyiz. Takımın dibe vurduğu süreçte maçlar seyircili oynansaydı, Kokoskov'un yanı sıra bazı oyuncuların belki de çoktan Türkiye'den ayrılmak zorunda kalacakları gerçeğini de dile getirmemiz lazım...
"Fenerbahçe Beko-Igor Kokoskov örneği, futbol takımı ve Erol Bulut'la örtüşmez" diyebilirsiniz, saygı duyarım... Ancak imkansız gibi görünen galibiyet serilerinin, akıllardan bile geçmeyen performansların gerçek olabileceğini kanıtlamış bir Kokoskov ve Fenerbahçe Beko gerçeği var gözümüzün önünde...
Erol Bulut'a, futbolculara ve yönetime kızgın olabilirsiniz, anlarım... Çok sayıda haklı gerekçe sayabileceğinizi de biliyorum. Ben de sayabilirim...

Yazının devamı...

'Mesut Özil'e ahlak dersi verebilecek belki de son adamsın...'

25 Ocak 2021

Mesut Özil (Arsenal) ve İlkay Gündoğan'ın (Manchester City) Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mayıs 2018'te Londra'da bir araya geldiği buluşmaya İngiliz medyası özel bir anlam yüklemezken, Almanlar olayın üzerine balıklama atlamıştı.

Tek fotoğraf karesi üzerinden Alman televizyonları saatler süren programlar yaptı. Tüm haber bültenlerinde konu masaya yatırıldı, o buluşmayla Almanya'daki Türk toplumuna siyasi mesajlar gönderildiği ileri sürüldü ve özellikle Mesut Özil'in resmen kellesi istendi...

O günlerde Alman devlet televizyonu ARD'nin İstanbul'da yaşayan Türk muhabirinden sürpriz bir telefon aldım. Gazeteye gelerek, Mesut Özil özelinde benimle bir röportaj yapmak istediklerini söyledi. Kabul ettim, öğleden sonra Alman kameramanla birlikte geldi. Röportaj tam 45 dakika sürdü. Spor servisimizin içinden bir sürü detay görüntü de aldılar, röportajı bitirip gittiler...

Türk muhabir röportajın ertesi gün ARD'nin sabah bülteninde yayınlanacağını söylemişti, yayınlanmadı. Arkadaşı arayıp durumu sordum, "Biz hazırlayıp gönderdik, bugün yarın yayınlanır" dedi ama yine hiçbir şey ekrana gelmedi... Açıkçası yayınlamalarını beklemiyordum zaten... Çünkü röportajda onların duymak istediklerini söylememiştim. Aksine sonuna kadar Mesut Özil'in arkasında durmuştum...

Almanya Futbol Federasyonu ve medyanın, Almanya'da Türk entegrasyonunun sembolü olmuş Mesut'a çok büyük bir haksızlık yaptığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile daha önce de bir araya gelen yıldız oyuncunun bunları hak etmediğini anlatmaya çalışmıştım...

Konunun siyasi boyutunu insanlar farklı yorumlayabilir. Ancak Alman medyası ve Alman Futbol Federasyonu'nun Mesut'a karşı takındığı tavır son derece rahatsız ediciydi benim için... Sahneye koymak istedikleri film, Mesut'un balyoz gibi vedasıyla bitti ve kaybeden bence Almanya oldu... Mesut gibi bir süper yıldızı daha 29 yaşındayken kaybettiler ve hala onun klasında bir 10 numaraya sahip değiller... Belki de hiçbir zaman olamayacaklar...


Yazının devamı...