Yükselmek, zirvede yer almak; oradan inecek olmanın da bir işareti değil mi? Elbet bir gün oradan ayrılacaksın. Ama Başakşehir için bu düşüş değil, çakılma gibi oldu.

Çok kötü değilsin ama iyi de değilsin. Gol atamıyorsan, sen de yemeyeceksin.

İstatistiklere baksan, Karagümrük’ten iki kat daha fazla topa sahip olmuşsun; ancak kazanmayı unutmuşsun.

Yeniler ortada yok sakat, eskiler ortada yok vasat... Yıldızların sönmüş, senin de apoletlerin sökülmüş.

Sempatik bir takım oldu Karagümrük... En başından kaybetmeye niyetleri yok. Topu veriyor ama pozisyon vermiyor. Şut attırıyor ama kaleyi zorlamıyor. Kalede Aykut iyiyken Viviano geçti ama o da fark etmedi. Stoperler için söyleyecek bir şey yok. Hem görevlerini yapıyorlar hem de gol atıyorlar. Zukanovic yoktu ama bu kez Enzo Roco buldu. Ayrıca, Beşiktaş’ta bir türlü yakalayamadığı özgüveni de buldu.

Ama ille de Lucas Biglia... Nasıl buraya geldiğine değil, nasıl böyle oynadığı sorgulanmalı... Büyük takımların da gözüne sokmalı... Hala 6 numara arayanların içi sızlamalı... İş kalitesi belli, kariyeri belli... Yanına da Sabo iyice yakışmış. Başakşehir’i kapı önünde karşılayan vale misali! Durduruyor, içeri sokmuyor. Bir de attığı gol var ki, katmerli...

Ramazan çalışkan, Mevlüt ise elinden gelen gayreti gösterdi. Ancak bu tempo içerisinde Karagümrük’e bir santrfor şart; besbelli...
Başakşehir’de ise nereden başlasak ki! Geçen yılın zor gol yiyen takımı gitmiş, rakiplerin tuzağına düşen bir takım gelmiş. Hangisine kötü diyeceğiz bilmem; hangisine iyi diyeceğimizi ise hiç bilmem! Okan Buruk da ne yapacağını şaşırmış, elinde avucunda ne varsa bir şeyler yapmaya çalışmış. İkinci yarıda öyle değişiklikler yaptı ki, çorba oldu! Ama deva olmadı. Bu; üst üste gelen yenilgilerin çaresizliğiydi. Tek mazereti yeni gelenlerin katılamaması... Ama bu sonuçların yok bir savunması...

Geçen sene kötü oynadığında bile, “Düzelir” diyeceğimiz Başakşehir gitmiş, ruhsuz, tatsız tuzsuz bir takım gelmiş. Yarın Şampiyonlar Ligi’nde de böyle giderse, vay ülke puanlarımızın haline...