Gel de çık işin içinden!

22 Ocak 2021

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, hafta içinde, son 6 aylık finansal tablosunu kamuoyuyla paylaştı. Bağımsız denetçilerin raporları da burada yansıtılırken, ilginç tablolar ortaya çıktı.

Ekonomi muhabirlerinin, yazarlarının kulvarına girdiysem affola... Ancak, raporlarda ilginç anekdotlar bulunuyor. En az zarardan, en fazlaya doğru gidelim.

FENERBAHÇE: 1 Haziran-30 Kasım tarihleri arasındaki zararı 48 milyon 822 bin lira... Ancak, Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği'nden alacağı; tam tamına 1 milyar 929 bin lira... Bunun karşılığında 6 ayda elde edilen faiz geliri ise 188 milyon 442 bin lira... Kısa hesap; kendi derneğinden faiz geliri olmasa 237 milyon 264 bin lira zarar yazacaktı.

GALATASARAY: 6 aylık zararı 209 milyon 305 bin lira... Onun da Galatasaray Spor Kulübü Derneği'nden alacağı; 1 milyar 152 milyon lira... Ve; onun da bu borçtan 6 aylık faiz geliri, 76 milyon 428 bin lira... Yine kısa yoldan hesap; faiz kazancı olmasa zarar 285 milyon liraydı.

BEŞİKTAŞ: Siyah-beyazlıların belirlenen dönemdeki zararı 227 milyon 764 bin lira... Onun da, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nden alacağı, 942 milyon 282 bin lira... Beşiktaş'ın dernekten elde ettiği faiz geliri de, 80 milyon 505 bin lira... Dolayısıyla, bu para olmasa zararı 308 milyon 269 bin lira olacaktı.

Raporda, bunların, ticari olmayan alacak olduğu ifade edilmekte...

Ve şimdi gelelim can alıcı konuya; bankaların konsorsiyumu ile yapılacak anlaşmaya göre; kulüplerin şirketleri ile dernekleri arasında finansal bir ayrışmaya gidilecek. Üç kulüp, bu helalleşme nasıl sağlanacak? Çünkü kulüplerin hepsi yeni yapılanma anlaşmasına imza atarken, derneğin finansal borçlanma yasağına tabi olacağını taahhüt edecek. Gel de çık işin içinden...

NOT: Trabzonspor, finansal tablosunu henüz açıklamadığı için, konuya dahil edilmemiştir.

Yazının devamı...

Mesut Özil geldi şampiyonluk garanti...

19 Ocak 2021

Türkiye'ye ne futbolcular geldi-gitti. Kariyer konusunda Mesut Özil ile boy ölçüşebilecek, yarışabilecek bazı isimlerin varlığını kabul etmek gerek. Bir Schumacher'i, Mario Gomez'i, Roberto Carlos'u, Hagi'yi, Ortega'yı, Guti'yi, Quaresma'yı, Jay Jay Okocha'yı, Robin van Persie'yi, Anelka’yı ve diğerlerini yok sayamazsınız.
Lütfen bunu ırkçılık gibi görmeyin, ancak, hiçbiri bizden değildi. Her ne kadar milli (!) ve de yerli (!) olmasa da, Mesut Özil bizimdi. Ona yapılan siyasi infaz, Uygur Türklerine verdiği destek ve Almanya'da büyümesine rağmen özbenliğini kaybetmemesi, Mesut'u Türk insanına daha da yakınlaştırdı.
Onun, Alman Milli Takımı'nda oynaması, hiç mi hiç önemli değildi. Ama ona yapılanlar, çok, ama çok önemliydi. Bir kalemde milli formasını çıkarıp astı. Ay-yıldızlı forma ile olmasa bile, diğer yanlarıyla Türkiye'nin gururu oldu.
Tıpkı, Almanya'da koronavirüs aşısını bulan Uğur Şahin ve Özlem Türeci çifti gibi... Neden? Şahin’in BBC'ye verdiği cevap yüzünden... O da aşıyı bulduktan sonra eşiyle birlikte çay içtiğini söylüyor. BBC'deki spiker, "Çayla kutlama yapmanız İngiltere'de herkesin hoşuna gitmiştir" dediğinde, Şahin'in, "Bu sadece İngilizlere has değil, Türklere de özgü bir şey" cevabını vermesi, hangi Türk'ün göğsünü kabartmadı ki?
Hem Mesut Özil hem de Uğur Şahin işte bu yüzden, yani asıllarını unutmadığı için bugün Türkiye'nin gurur listesinde...
Mesut'un saha dışındaki bu yaldızlı ışıltısı, saha içerisinde daha da parlak görünüyor aslında... 4 Mart'tan bu yana futbolu değil, Arsenal Teknik Direktörü Arteta ile didişmeleri gündem oldu. Mesut sahada yoktu. Fakat, yeşil çimlere çıktığında başarılı olacağından da çok kişinin şüphesi yoktu.
"Fenerbahçe'ye Mesut Özil geldi, şampiyonluğu garanti" diyebilir miyiz? Öyle mi acaba? Bir Özil, “mesut” edebilecek mi Fenerbahçe'yi?

Yazının devamı...

Oğulcan'ın cezası 240 bin euroya düşebilir

12 Ocak 2021

Nurtopu gibi bir Oğulcan Çağlayan kaosumuz oldu. Başrolde; "Çaykur Rizespor ile Oğulcan var" diyeceğim ama Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ile Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, çoktan rol çaldı bile! Karar ayın 7'sinde açıklandı, 7 günlük Tahkim'e başvuru süreci daha dolmadı bile... Ne var ki, Başkan Koç, "Bakalım ne zaman bu davayı görecekler?" telaşında...
Diğer yandan Mustafa Cengiz, Uyuşmazlık Ceza Kurulu'nun sportif ceza veremeyeceğini anlatmakta... Bunu ona söyleyen, acaba hangi kafa? Bakınız, Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Talimatı'na, 30. maddenin 7. fıkrası, "Sportif cezalar ancak talep üzerine münhasıran Uyuşmazlık Çözüm Kurulu tarafından verilebilir" diyor.
Ama, burada amaç, Türk futbolunda adaletin yerine gelmesi ve en iyi kararın verilmesi değil ki... Koç'un iç sesi, "Şimdiden elimizi sıkı tutalım da, Tahkim'i abluka altına alalım. Karar ne kadar çabuk verilirse, Galatasaray'ın iki ayağı bir pabuca girer. Belli mi olur, ödeyemezse transfer tahtası kapanır. Sonradan açılır belki, ama rakip krizle uğraşır" diyor.
Karşılığında Cengiz ise, "Fenerbahçe'ye pabuç mu bırakacağım. Şimdiden Tahkim'i markaj altında tutalım. Belki 6 maçlık cezayı düşürürüz. Parayı da indirtebilirsek oh ne ala..." diyerek had bildiriyor!
Ne Oğulcan'ı düşünen var ne de Çaykur Rizespor'u... İkisinin de yaptığı, buz gibi algı operasyonu...
Zaten, kararın duyurulması da, Fenerbahçe'nin taraftar grubunun sosyal medya hesabından oldu, iyi mi!
Öyleyse ne mi olacak? Bunu ben değil; konuştuğum, görüştüğüm, inandığım hukukçular söyledi. Şöyle diyorlar: Talimatlar çerçevesinde, "sportif cezanın" tamamının veya bir kısmının kaldırılabileceği, 1 milyon 200 bin euroluk bonservis bedelinin de, Çaykur Rizespor ile 2016'da yapılan sözleşmesinin toplamındaki 5 yıla bölünerek, futbolcunun hizmet süresi olan 4 yıllık kısmının alınmayacağı şeklinde... Yani bu hesaptan şu anlam çıkıyor; Oğulcan'ın ödemesi gereken paranın, 240 bin euroya düşebileceği...

Yazının devamı...

Böyle şampiyon olamazsın Bulut!

8 Ocak 2021

Ligde kilometreler ilerledikçe, farklı sonuçlar arka arkaya gelmeye başladı. Sadece bir yenilgisi bulunan Gaziantep, büyük takımlarla boy ölçüşür hale geldi. Tek yenilgisini aldığı Galatasaray ardında kalırken, eleştirilen, "Bu sezonu da gitti" denen Fenerbahçe, ikinci sırada yer edindi. Hele Beşiktaş için liderlik bir mucize gibiydi.

Bunları neden yazdım? Sergen Yalçın ve Sumudica için methiyeler düzülürken, Erol Bulut için birçok kişinin kafasındaki soru işaretleri herhalde hala kalkmadı. Cem Dizdar, TRT'de program yaparken, Celal Umut Eren'in Galatasaray derbisinden sonra yaptığı haberi eleştirmiş, "Hangi teknik adam, futbolcularına, 'topu rakibe verin' der" diyerek haberin güvenilirliğini sorgulamıştı. Ancak Bulut, Aytemiz Alanya karşılaşması sonrasında böyle yaptığını söylemez mi, "Rakibe top verip, pas yollarını kapattık" demesin mi? Haydaa... Demek ki Eren'in haberi doğruymuş.
Neyse; konumuz o değil zaten... Bulut'un yaptığı hareketin doğruluğu, Alanya'nın hocası Çağdaş Atan'ın eleştirisi: "5 büyük lige bakın, topu rakibe vererek şampiyon olan takım sayısı azdır."

Bunun Türkçe'den Türkçe'ye çevirisi(!) şöyle: "Böyle şampiyon olamazsın Erol Bulut..."
Bunun kontrası Bulut'tan; "Skora baksın..."
Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek. Sadece şunları söyleyeyim; bu taktiği güden Anadolu takımları için, "Haddini bilerek oynadı" demiyor muyuz? Fenerbahçe gibi bir dev, kendine bunu söyletir mi?
Söyletmez ama ortada da bir gerçek var; topla oynama oranı yüzde 29 olan Fener'in hocası, yüzde 71 ile sadece "oynayan" ama gol atamayan Alanya'nın karşısında galip geldiği için, "Ben yaptım" diyerek böbürleniyor.

Hep o kafa!

Yazının devamı...

"Şeref" tribünü!

5 Ocak 2021

Protokol mü, yoksa şeref tribünü mü demek gerek, zaman zaman tartışılır. Yurt dışında, bu işlevdeki tribünlerin, "Honour (Onur)" diye isimlendirildiğine göre, "şeref tribünü" demek daha sıcak olsa gerek...

Galatasaray-Antalya maçında, işte bu tribünde, ilginç bir olay yaşandı. Cim-Bom'un bu tribüne layık görülen bir yöneticisi, Türkiye Futbol Federasyonu'nun "hatırını sordu!" Bu kadar sessizlik içinde çın çın çınlayan bu bağırış, Başkan Mustafa Cengiz'in yanında oturan iki TFF yöneticisini rahatsız etti. Bunlardan İsmail Erdem, yapılan hadsizliğe isyan etti, TFF Başkan vekili Ali Düşmez ise, daha aklıselim hareket etti, yılların verdiği tecrübeyle, karşılaşmanın bitimini bekledi. Neden? Belki de yüzleşmek için... Belki de, "Gel de yüzüme söyle" diyebilme adına...

Küfrün sahibi olan Galatasaraylı yönetici Mahmut Recevik, bir gün sonra özür diledi ama... Aması, "Şeref" tribününe girmeye layık bir kişi, nerede olursa olsun, iki düşünüp bir konuşacak, nerede olduğunun bilincinde olacak. Zaten o tribün kişilere değil, kişiler bu tribüne şeref verir.

Disiplin Kurulu, bunu da, "hakaret"ten sportmenliğe aykırı açıklamaya sokar mı bilemem, ama, bir de aklıma 6222 sayılı yasa geldi. Sahi, bizim bir de böyle bir kanunumuz vardı değil mi? Sporda şiddeti önleme adına!

Farklı bir olay bu kez Kayseri'de yaşandı. Küfür var mı, yok mu bilmiyoruz, ancak saldırı olduğu açıklandı. Bakalım oradaki temsilci neleri görmüş, neleri duymuş?

 

Bir düdüğün önemi...

Kayseri-Beşiktaş maçının 89. dakikası... Fırat Aydınus, penaltı noktasına gitmese, ya da penaltıya inanmasa, bugün neler konuşulacaktı biliyor musunuz?

Yazının devamı...

Alanya’dan reaksiyon

3 Ocak 2021

Ligin en geniş rotasyon imkânına sahip iki ekibin de eksikleri fazlaydı. Ama bunların hiç biri, iki ekibin de takım kurgusunu bozmazken, aksine yedek kulübelerinde oturanlar da esaslıydı. Böyle olunca da gözler, oynayanlarla birlikte oynamayanların da neden kenarda olduğuna takıldı.
Antrenmanları yaptıran teknik adamlar, elbette en iyi 11’lerini sahaya çıkaracaktı. Üstelik hafta içinde bir tur daha yapacakları için, iki karşılaşmayı birden düşünmeleri zorunluydu.
Son haftalarda eleştiri alan ve elindeki liderliği kaptıran bir takım olarak sahaya çıkan Aytemiz Alanyaspor için o maç, bu maçtı! Futbolun ‘sempatik’ takımının; beğenilen, hoş görülen özelliklerinin yeniden ortaya çıkmasının tam zamanıydı.
Nitekim turunculardan yeşilli olanı; isabetli paslarla, hızıyla, lacivertli olanın savunma zaaflarını çok iyi kullanmayı bildi. Skrtel’in olduğu dönemde de aksayan defans kurgusu, onun yokluğunda daha da kayboldu.
Babacar’ın sakatlığı belli ki Adam Bareiro’nun özgüvenini daha da yükseltmiş. Attığı röveşata golü, maçın güzelliği olarak kayıtlara geçerken, Başakşehir’in bu kadar yakın mesafeden vurmasına izin vermesi de o kadar şaşırtıcıydı.
Antrenör Çağdaş Atan, ilk yarıdaki skor üstünlüğünü sanırım yeterli buldu ve takımın ikinci yarıda oyunu kendi alanında kabul etmesine izin verdi! Ancak ne zamana kadar? Değişikliklere kadar... Salih ve Tayfur’un girişi, topla oynama yüzdesini biraz daha artırmış oldu. Nitekim oyuna sonradan giren diğer isim olan Fatih’in asisti ve Tayfur’un golü de, “kulübenin gücü” olarak göründü. Sadece onlarla değil tabii, Babacar’ın yokluğunu dolduran Bareiro’yu da bu gücün bir askeri kabul etmek gerekti.
İki beki Juanfran ile Moubandje’nin de iyi çalışması, Alanya’ya artı değer kattı. Sahanın en iyileri arasında görünen Davidson’un 80’de kendi oluşturduğu pozisyonda topun direkte patlaması, büyük talihsizlikti.

Yazının devamı...

Futbol sadece sahada kalsın

29 Aralık 2020

 

Garip bir oyun, şu futbol... Hele, bu Türkiye'de ise, daha da garip... Üstelik, bizde, artık bu oyun, sadece saha içinde de oynanmıyor!

"Sahanın hakimi hakemdir" ilkesi, yavaş yavaş tozlu raflarda kalmaya başladı. Çünkü herkes hakem! Sivasspor'un Kaptanı Hakan Aslan bile, devre arasında, Arda Kardeşler'e işini öğretmeye kalkmıyor mu? Hem de akıllı telefon üzerinden... Biraz telefonu kadar kendi akıllı olabilseydi, takımını 10 kişi bırakmazdı.

Ama, o da haklı! Hakemin ne itibarı kaldı, ne gururu... Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu marifetiyle, hakemlerin karizması iyice sıfırlandı. Zaten, VAR ile birlikte foyalar da ortaya çıktı (!), kenar yönetimlerin "hakaret"leri bile yutulmak zorunda kalındı, sonunda çıkardıkları kartlar bile iptal oldu! Başakşehirli Rafael'in ikinci sarısı ve bundan kaynaklanan kırmızısı rafa kaldırıldı ya, son nokta da bu oldu. Doğrusu bilmiyorum, sadece merak ediyorum! PFDK bu kararı verirken, hakem raporunun neresine baktı? Başakşehir, verdiği savunmanın neresinde haklı?

Yeter! Futbolun yakasını bırakın! Bırakın ki sadece sahada kalsın.

İtiraf gibi!

PFDK'nın, Rafael'i oynatma çabası, Başakşehir'e çok da yaramadı. Sambacı, 63. dakikada oyundan alındı. Neden biliyor musunuz? Bunu, cezalı olan Başakşehir Teknik Direktörü Okan Buruk'un yardımcısı İrfan Saraloğlu açıkladı: Sarı kartı bulunmasından dolayı... Yani... Yanisi, her an kırmızı kart görebilecek potansiyelde de ondan... İtiraf gibi!

Krizleri fırsata çevirmeyi bilmek

Yazının devamı...

Gök de gürlese 'Şimşek' de çaksa...

25 Aralık 2020

Uzun bir süre sonra, belki de ilk kez; bir hakemin yanlışları, futbol kamuoyunun tamamını bir araya getirdi. Yaptıkları ve yapmadıkları konusunda herkes yazdı, çizdi. Fenerbahçe-Medipol Başakşehir maçının hakemi Bahattin Şimşek'in yaşattıkları, babası, eski hakem Selami Şimşek'in torpiline kadar uzandı.

Olay, doğru ya da yanlışlar değil, alınan pozisyonlar bence...

Burada en haklı taraf olan Başakşehir'in çığlığı duyulmadı bile! Sosyal medya üzerinden, Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yaşandı! Cim-Bom'un "Kara gece" diye başlatıp, Fenerbahçe'nin devam ettirdiği çocukça sataşmalar... Tencere dibin kara, seninki benden kara misali...

Galatasaray; Yeni Malatya, Çaykur Rize, Denizli veya herhangi bir takım aleyhine yapılan hataları neden görmüyor da, Başakşehir'in avukatlığına soyunuyor. Çünkü, Fenerbahçe'nin o haftaki rakibiydi! Çünkü, aynı puandalar. Çünkü, ezeli rakipler. Çünkü, çünkü, çünkü...

Biliyorlar ki Türkiye'de, adaletin gücü değil, güçlünün adaleti hakim... Kimin sesi gür çıkarsa o haklı! Yoksa Şimşek çakmış(!), gök gürlemiş kimse ona bakmıyor.

Yazık! Daha 14. haftada böyle çıngar çıkıyorsa, 40. haftaya nasıl geleceğiz?

Galatasaray, bir gün sonra, bu kez, "Herkes için adalet istiyoruz" diyor ve ekliyor: "Teknik direktörümüz Fatih Terim'e verdiği beş maçlık ceza hakkaniyet ölçülerine uygun değildir." Ha şunu bileydiniz! Terim'e verilen cezanın karşılığı 5 o-la-maz... Ama daha önceki emsallerine bakınca, bu bile fazla geliyor tabii!

Sizin istediğiniz, "ben"i kollayan adalet...

Yazının devamı...