Riva'ya pikniğe bile gidemiyorlar!

5 Ekim 2021

A Milli Takımı'nda yeni bir değişim süreci başladı. Birçok kişinin düşüncesinin aksine, Kuntz, "sistem" için yola çıktığında başarılı olabilecek donanıma sahip bir isim... Sepp Piontek, A Milli Takımı'nda hiç başarılı olamadı, 26 maçtan, sadece 4 galibiyet çıkarabildi. Piontek; San Marino, Bulgaristan, Danimarka ve Lüksemburg'u yenebildi. Faroe Adaları bile Türkiye ile berabere kaldı. Ama onun döneminde Türk futbolu adına öyle bir jenerasyon yakaladı ki! Türkiye'yi 9 bölgeye ayıran, hiç kimsenin adını bile duymadığı futbolcuları ay-yıldızlı takıma kazandıran bir yapıdan söz ediyoruz. Önce, 9 bölgenin en iyileri seçilir, ardından da, onların arasından "en iyiler" milli takımları oluştururdu.

Bugün de belki, buna benzer bir sistem var, ama bugün neden en alttan gelenler yok? O gün Akdeniz Oyunları'nda başarılı olan, Piontek'in yardımcısı, bugün Türkiye'ye tek Avrupa şampiyonluğu getiren Fatih Terim'di. O gün Kilimli'den, Soma Linyit'ten, Balıkesir'den gelen futbolcular ay-yıldızla buluşuyordu, bugün dört büyüklerin altyapısına uğramayan isimlerin milli olması çok zor... Az Bursa'dan, biraz Altınordu'dan, biraz da gurbetten... O gün, menajerlik denen -her menajer için aynı söz söylenemez ama...- soygun düzeni, rant sistemi de yoktu. Bugün belli başlı menajerleri arkasına alamayan genç, bırakın TFF'nin milli takım tesislerine uğramayı, Riva'da pikniğe bile gidemiyor belki...

Geleceğin TFF Başkanı olabilir

Hamit Altıntop, A Milli Takımı için bir şans... Sporculuğunda literatüre "Çelen hareketi"ni sokan, bugün Cimnastik Federasyonu Başkanı olarak adeta devrim yapan Suat Çelen'in başarısı futbolda neden yaşanmasın ki... Belki de geleceğin Futbol Federasyonu Başkanı Altıntop... Heyecanı yüzüne o kadar yansıyor ki... Hep, "Futbolu futboldan gelenler idare etsin" denmiyor muydu? İşte kalite, karizma, yetkinlik, kariyer ve donanım... Bayern Münih'in suyunu içmiş, Real Madrid'de İspanya'nın havasını koklamış bir dev isim... Sadece biraz süreye, rahat bırakılmaya ve yardıma ihtiyacı var. Altıntop'u bazılarından ayıran, bence, çok daha önemli bir unsur var! Alman futbolunda yıldızlaşmasına rağmen "Ay-yıldız"ı koşulsuz kabul etmesi, pazarlık konusu etmemesi... Başka milli takım seçimi tabii ki tercih meselesi ama "hiç sevenle sevmeyen" bir olur mu? Kıyas kabul etmez.

Demek ki iş, Metin Tokat'ta değilmiş

Hakem olmak, hâkim olmak, hekim olmak çok zor... Üçü de, hem karar vermek hem de gerektiğinde kendi yorumlarını katmaları gerek... Zaten bu işi en iyi yapanlar, ön planda olmuyor mu? Ama Türkiye'de, futbol hakemliğinin içi boşaldı. Yıllar boyunca pamuklara sarılarak büyütülen Cüneyt Çakır da sorgulanmaya başladı. Tabii konumuz ne Çakır ne de Milan'ın feryadı... Konu; Ali Palabıyık'ın yönetim tarzı... Ne İsa'ya yaradı ne Musa'ya... Beşiktaş-Adana Demirspor maçında da tartışıldı, Çaykur Rize-Galatasaray karşılaşmasında da...

Demek ki, ya kötü hakem ya da formsuzdu. Ya da ısrarla göreve gönderenler...  Geçen sezon atamalardan şikâyet edenler, Metin Tokat'a el çektirenler, şimdi çok mu mutlu? Daha da geri gidelim; Yusuf Namoğlu beceremedi, Zekeriya Alp yapamadı, o olmadı, şu bilemedi... Demek ki iş kişilerde bitmiyor. Biraz sistem üzerinde çalışmak gerekiyor.

 

Yazının devamı...

Şeref ve haysiyet cellatlığı!

15 Nisan 2021

Galatasaray'da yaşanmayan, daha önce duyulmayan, "Galatasaray Lisesi" duruşuna uymayan o kadar şeyler oldu ki... Başkan Mustafa Cengiz'in, son çıkışı, birçok kişi için sürpriz değildi.
"Günah benden gitsin"in Galatasaray TV'deki versiyonu sanki... Fatih Terim ile yolları ayırmanın değişik bir metodu gibi...
Galatasaray'da yönetim var ama, yönetme kabiliyeti yok. "Kimsesizler Yurdu"ndaki öksüz ve yetim gibi sarı-kırmızılı! Gelen vuruyor, giden vuruyor. En ağır silleyi de Başkan Cengiz'den yiyor. Bir yönetici bile çıkıp, Başkan Cengiz'e, "Sen ne yapıyorsun" demiyor.
Ne demek, "Şeref ve haysiyet" hafiyeliğine düşmek! Ne demek, cümle VAR hakemlerini, "Militan" ilan etmek!
Bir takımın oyuncuları; ikinci, üçüncü olsa, veya küme düşse, "Şerefsiz ve haysiyetsiz" mi olacak? Bu kadar kolay mı bu sözlerin karşılığı... Mustafa Cengiz, "Futbolcuların haysiyetlerini ve şereflerini hatırlamaları gerek" derken, "Oyuncular, haysiyet ve şereflerini unuttular" mı demek istiyor?

MHK Başkanı Serdar Tatlı'yı veya VAR'daki hakem Suat Arslanboğa'yı beğenmeyebilirsin, yaptığı hataları eleştirebilirsin. Ama, yapılanların planlı, organize, militanca olduğunu söyleyebilmenin "en azından" ispat gerektiğini zaten biliyordur, Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz...
Cengiz'in bu sözleri aslında tüm kamuoyuna bir ilan niteliğindedir; "Ben Florya'ya hakim değilim, baskı kuramıyorum, yetkimi kullanamıyorum."

Yazının devamı...

Başkan adayı Fatih Terim 

12 Mart 2021

Kriz kültürünün en fazla yaşandığı kulüplerin başında gelir Galatasaray... İşler iyi de gitse, kötü de olsa, mutlaka bir başrol oyuncusu çıkar, perdeyi açar! 

Bu, Belhanda, Fatih Terim ya da Mustafa Cengiz olarak düşünülmemeli... Geçmişte farklı kimlikler de rol buldu, hatta bazıları kovuldu. 

Galatasaray Yönetimi ya da Başkan Cengiz tarafından verilen Belhanda'nın gönderilmesi kararı, "Sezon sonuna kadar idare edilseydi" türünde eleştiriliyor. Tam da işte, o kafa! Yönetmek değil, idare etmeyi maharet sayan düşünce yapısı! 

Hatırlayın; rahmetli Süleyman Seba'yı; bir çek yüzünden Feyyaz Uçar'ın nasıl kulüpten gönderdiğini... Anımsayın Aziz Yıldırım'ı; Fenerbahçe kurumsal yapısını koruma adına Alex'e yol verişini... Kosecki'nin parayı havaya saçtıktan sonra gönderilmesini, bir de Adnan Polat'tan dinleyin. 

Belhanda, üzerine vazife olmayan sözlerin ağzından çıkmasıyla, "gidiş bileti"ni kendi kesmiştir. Özür hikâye... "Galatasaray" markasını korumak, 2.5 aylık parasından daha kıymetlidir sanırım. 

Belhanda işi, buzdağının üst kısmı... Gelelim Mustafa Cengiz-Fatih Terim ilişkisine... 

İyi birer satranç oyuncusu ikisi de... Başkan Cengiz'in basın toplantısında Terim'e öyle "giydirmeleri" var ki, "Çamurda Kasımpaşa'yı yenip, halı gibi sahada Ankaragücü'ne yenildiniz" diye bir köşe yazarı yazsa, hocanın "sabıkalılar" listesine girer. 

Terim farklı mı? "Hepimizin iki ayı var" diyerek, şimdiden yönetimi paketledi. Kendisini de işin içine koyuyor, ama biliyor ki, Fatih Terim istemeden kimse onu gönderemez. Herkes Ünal Aysal değil ki! 

Yazının devamı...

Türk vatandaşı ol Mesut... 

26 Ocak 2021

Mesut Özil'in, artık, Süper Lig'de yer alması, büyük bir heyecan fırtınasına neden oldu. Ali Koç'un, "elin oğlu-evin oğlu" kıyaslamasıyla başlayan tartışmada, Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, "Türklüğünü reddedene evin oğlu dememek gerek bence" diyerek topa girdi. Burak Yılmaz'ın, Mesut Özil'in Türkiye A Milli Takımı'nı seçmemesiyle ilgili laf sokması da bunun üzerine tuz-biber oldu. 

Özil'e, ay-yıldızı tercih etmesi için bir öneri sunulup sunulmadığı, karşılığında ne pazarlıkların olduğu, yarın, bu işin aktörleri tarafından açıklanacaktır, açıklanmalıdır. Türk pasaportu taşımadığı için, "Mavi kart"la Türk statüsünü kazanan Mesut Özil, Uygur Türklerine işkenceyi dile getirdiğinde özüne sahip çıkan bir "milliyetçi", İngiltere'de evsizlere yardım ettiğinde "insan" oldu. Hatta Alman kafatasçılarının hedefi haline geldi. 

Bunlar tabii ki Özil'in saha dışı özelliklerinin dışa vurumu oldu. Henüz yeşil zeminde olmadığı için hep bunlar konuşuldu, konuşulacak. 

Ancak Mesut Özil'in elinde şimdi büyük bir fırsat var. Bütün konuşulanlara set çekebileceği, kafa karışıklığını giderebileceği bir fırsat... Gel; tez elden Türk vatandaşı ol Mesut... Nasıl olsa artık Alman Milli Takımı'nda yer almayacaksın ve 3.5 yıl Türkiye'de kalacaksın. Yap başvurunu, bul huzurunu... Üstelik bu hareket; sana tavır koyan Almanların suratına bir tokat gibi inecektir. Aynı zamanda bu, Mesut Özil için, Türklük konusunda gerçek bir samimiyet testi de olacaktır. 

'Mavi kart'tan turkuaz kimliğe geçmek için işte sana fırsat... Hadi sustur herkesi...  

(Mavi kart: Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığından ayrılan kişilere ve 3. dereceye kadar olan altsoylarına verilen resmi bir belgedir. Mavi Kart sahibi kişiler, Türk vatandaşlarına tanınan tüm haklardan aynen yararlanırlar. Ancak, bu kişilerin, seçme ve seçilme hakkı, askerlik yapma yükümlülüğü bulunmaz.) 

 

Sergen Yalçın'a ayıp etmeyin

Yazının devamı...

Gel de çık işin içinden!

22 Ocak 2021

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş, hafta içinde, son 6 aylık finansal tablosunu kamuoyuyla paylaştı. Bağımsız denetçilerin raporları da burada yansıtılırken, ilginç tablolar ortaya çıktı.

Ekonomi muhabirlerinin, yazarlarının kulvarına girdiysem affola... Ancak, raporlarda ilginç anekdotlar bulunuyor. En az zarardan, en fazlaya doğru gidelim.

FENERBAHÇE: 1 Haziran-30 Kasım tarihleri arasındaki zararı 48 milyon 822 bin lira... Ancak, Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği'nden alacağı; tam tamına 1 milyar 929 bin lira... Bunun karşılığında 6 ayda elde edilen faiz geliri ise 188 milyon 442 bin lira... Kısa hesap; kendi derneğinden faiz geliri olmasa 237 milyon 264 bin lira zarar yazacaktı.

GALATASARAY: 6 aylık zararı 209 milyon 305 bin lira... Onun da Galatasaray Spor Kulübü Derneği'nden alacağı; 1 milyar 152 milyon lira... Ve; onun da bu borçtan 6 aylık faiz geliri, 76 milyon 428 bin lira... Yine kısa yoldan hesap; faiz kazancı olmasa zarar 285 milyon liraydı.

BEŞİKTAŞ: Siyah-beyazlıların belirlenen dönemdeki zararı 227 milyon 764 bin lira... Onun da, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nden alacağı, 942 milyon 282 bin lira... Beşiktaş'ın dernekten elde ettiği faiz geliri de, 80 milyon 505 bin lira... Dolayısıyla, bu para olmasa zararı 308 milyon 269 bin lira olacaktı.

Raporda, bunların, ticari olmayan alacak olduğu ifade edilmekte...

Ve şimdi gelelim can alıcı konuya; bankaların konsorsiyumu ile yapılacak anlaşmaya göre; kulüplerin şirketleri ile dernekleri arasında finansal bir ayrışmaya gidilecek. Üç kulüp, bu helalleşme nasıl sağlanacak? Çünkü kulüplerin hepsi yeni yapılanma anlaşmasına imza atarken, derneğin finansal borçlanma yasağına tabi olacağını taahhüt edecek. Gel de çık işin içinden...

NOT: Trabzonspor, finansal tablosunu henüz açıklamadığı için, konuya dahil edilmemiştir.

Yazının devamı...