Ligde olmak ile olmamak arasındaki ince çizginin tam üzerine geldi Fenerbahçe ile Galatasaray... Belki Cim-Bom bugünlere gelmesini istemezdi ama oldu işte...
İkisi bir olur da, Trabzonspor durur mu? Ara ara tökezlese de, yapıştı ikisinin ensesine...
Ne güzel... Yıllardır iki takımın yarıştığı Süper Lig'de, Mehmet Ali Yılmaz hatırına mıdır bilinmez, zirve yarışının içine girdi Fırtına...
Her şey güzel de, böyle bir yarış içinde, Fenerbahçe-Galatasaray mücadelesinde, insanın içini çürütecek bir gelişme... Hakem ataması... Yasin Kol, bu iş için üç numara bol!
Kol nereden? Trabzon bölgesinin... Yardımcısı Abdullah Bora Özkara? Trabzon bölgesi... Kıdemsiz yardımcı, Bahtiyar Birinci... Kağıt üzerinde İstanbul bölgesinden, ancak Trabzonlu olduğu belirtiliyor.
Bak sen şu tesadüfe!
Şimdi, bu derbi berabere biterse, hele ki buna herhangi bir hakem kararı etki ederse, yandı gülüm keten helva! İki takımın puan kaybetmesi kime yarayacak? Nasıl dedikodular ortaya çıkacak hiç düşündünüz mü?
Hadi kendinizi d&uu
Siz hiç damdaki kedinin aşağıya doğru ihtiyaç giderdiğini gördünüz, duydunuz mu? Yaradan onlara öyle bir marifet vermiş ki, toprağa iner, mümkün mertebe eşeler ve işini bitirdiğinde de makul bir şekilde örter.
Ama köpek öyle mi ya... İşte bundan dolayı atalarımız, "Avludaki iti çatıya çıkarma, döner kafana eder" demişler...
Futbol dünyasında da bazılarını gereğinden fazla yüceltip, çatımıza çıkarmadık mı? Beşiktaş'ta Rafa Silva neyse, Galatasaray'da da Icardi öyle...
Oysa, kalbi siyah-beyazlılar için atanlar, Rafa'yı baştacı edip, cümlesini taca atmıştı. Futbolculuğu tabii ki iyiydi. Ancak kaçırılmaması gereken ayrıntı, Beşiktaş'ta her top Rafa Silva ile buluştu. Hep o beslendi, santrforlar garip guraba gibi boynu bükük kaldı. Immobile gibi bir golcüyü yedi bu Beşiktaş... Semih gibi işlenirse hazine olacak bir genci gönderdi bu Kartal... Ama Rafa bulunduğu yerde kaldı. Rafa sivrildi, takım devrildi. Fakat kimse bunu görmek istemedi; “En iyisi Rafa Silva” demek daha kestirmeydi.
Canı istemeyince, akşamdan
"Adalet herkese lazım" deriz ya... Yanlışı ortaya çıkarırken, yanlış yapmak da adaletsizlik değil mi?
Hakemlerin bahis konusundaki yargılanmasında ne kadar sağlıklı olduğu daha sonra ortaya çıkacak. Şimdilik, Zorbay Küçük'te "küçük" bir falso gördük. Diğerleri araştırma safhasında...
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, "Sıra futbolcularda" dedi, ardından da, futbol ailesinden herkesin kontrol altına alınacağını söyledi. O sırada aklımdan geçenleri sorgulamasam, yazmasam olmaz.
Süper Lig'de yer alan futbolcuların 263'ü yabancı... Türk olanları araştırmak kolay; Spor Toto'dan, ilgili şirketlerden TC kimlik numarasıyla sorgulamasını yaparsın, oynayanın da canını yakarsın.
Ancak, 25 Brezilyalı, 15 Portekizli, 12 Senegalli, 10 Alman, 10 Nijeryalı ve bilumum diğer ülke vatandaşı olan futbolcuları ne yapacağız? Onların acaba ülkesinde bahis üyeliği var mı? Bırakın legal olanı, bizim için yasadışı olanlardan oynayanı var mı?
Türk'ü bulduk, tamam. Ama yabancıya nasıl projeksiyon tutacağız? Rio Savcılığı'ndan araştırma mı isteyeceğiz?
Adalet terazisi her
Futbolun peşine o kadar fazla takılmışız ki, futbolcunun kılının dönmesi, yöneticilerin kapısının önünü süpürmemesi, hakemin cebindeki para, herkesin değerli vakitlerini etti heba...
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun, hafta başında bıraktığı bombanın parça tesirli olması, yine ortalığı yaktı geçti. Hakem Zorbay Küçük'ün "küçük hesaplar"ını biliyoruz da, futbol dışındaki sportif "büyük başarılar"ı es geçiyoruz.
Her zaman eleştirdiğimiz Hacıosmanoğlu ve beyin takımını bu kez alkışlamak için, bir yazı yazmak vardı.
Kendi kimliğiyle bahis sitesine üye olup, buradan oynama düşüncesizliğini; "saflık", "aptallık" veya başka bir sıfat kullanarak tartmak vardı.
Yasal bahis oynamanın sadece "futbol ailesi"nde bulunanlara yasak olduğunu, üstelik bunun, sadece diğer branşlar için geçerli olup olmadığını tartışmak vardı.
Bu 152 hakem dışında, yasadışı yoldan para kazanmaya çalışanları, hatta bu işin çeteleriyle iş tutanları, hatta ve hatta bu piyasa içerisinde menajer-yönetici-futbolcu
Futbolumuzda, hele ki Beşiktaş'ta başka dert yokmuş gibi, şimdi de kaptanlık konusu gündemin ilk sırasına oturdu.
Buradan alacağımız türlü türlü dersler çıktı!
Birincisi, kaleciden kaptan olmaz. İkincisi, belli yaş grubunda olan futbolcular, takımların doğal kaptanıdır, pazubanda gerek yoktur.
Özdemir Asaf bile demedi mi, "Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler" diye... Demek ki, Beşiktaş'ta sorunların çözümündeki ilk hamle liderlerden, yani kaptanlardan başlamalıydı.
Siyah-beyazlı yönetimin savına göre; Muslera bu sezon Galatasaray'da kalsa, kaptanlığı alınması gerekirdi. Malum hem kaleci hem de doğal kaptandı.
Mert'in de en büyük şanssızlığı, Galatasaray maçındaki sarı kartıydı. Ya kaptan olmayıp, orada bulunsaydı... Ya üstüne bir de kırmızıyla cezalandırılsaydı. Vay haline...
Beşiktaş tribünlerinde, en azından bazılarının vefasızlığı belki Mert Günok'u daha fazla yıprattı. Necip oynamadığı için Mert başrolü kaptı.
İspanya maçında 6 yiyen de bu Türkiye idi, Bulgaristan karşısında 6 atan da... İki karşılaşmanın da kalesinde Uğurcan Çakır vardı. İkisinde de tribündeki kaleci Berke Özer'di.
Milli takıma bir anda sünger çeken Berke, Bulgaristan karşılaşması öncesinde ne bekledi acaba? 6 gol yediği için Uğurcan'ın kaleden alınacağını mı? Mert Günok'un artık yaşı kemale ermiş olması nedeniyle tribüne çıkacağını mı? Ya da Manchester United kalesinde yer alan Altay Bayındır'dan daha iyi kaleci olduğunu mu?
Fevri bir hareket desem değil... Bulgaristan'dan Türkiye'ye gelinceye kadar düşünme zamanı vardı. Birileri yönlendirdi desem, akıl-izan sahibi kimselerin yapamayacağı işler bunlar... Ancak Berke'ye kötülük yapacak birinin dolduruşu olabilir. O da babası ya da menajeri hiç değildir.
Volkan Demirel'den ders aldı desem; yok, o da olmaz. Volkan, Kazakistan maçını, hem de sahada olduğu halde bırakıp giderken, Berke ancak 14 yaşındaydı, ne olduğunu kavrayamazdı.
"Hakkınızı helal edin" diye iki kaleci antrenörüne mesaj atan biri, hak-hukuk-adalet kavramlarını iyi bilir diyeceğim, o
Fenerbahçeli için sezon yine ıstırap halini aldı. Takım yine "fener" değil "kandil"... Ama yine sadece kendi dibini aydınlatabiliyor. Tünelin sonundaki ışığı görmek ne mümkün...
Takım değişti, olmadı. Hoca değişti, tutmadı. Yönetim geldi, belki de geldiğine pişman oldu. Saran daha - TFF nezdinde- başkanlık koltuğuna bile oturamadı. Bırakın başkanlıkta bulunmayı, Futbol A.Ş.'de sandalye bile bulamadı. Hala bekleme odasında...
Bugün Fenerbahçe, "yapı", "kapı", "MHK" ya da "PFDK" aleyhine, yani futbolun itibarını zedeleyen, yönetim kurulu adına bir açıklamada bulunsa, ceza yine Ali Koç'a kesilecek. Koç bir kurtulamadı bu işten!
Fenerbahçe'de son yapılan genel kurulda, onaydan geçmeyen üç madde vardı ya, bunlar için yeniden kongreye gidildi. Anlaşılan eski başkan Aziz Yıldırım'ın söyledikleri biraz olsun dinlenmiş. Ne diyordu Yıldırım, "Söz konusu maddeler, genel kurul üyelerimizin, kulübün sahip olduğu varlıklar üzerindeki söz haklarını tümüyle yönetim kuruluna devretmekte, bu durum kulüp üyelerinin karar
Fenerbahçe'deki değişim rüzgarının yansımaları, Türkiye Futbol Federasyonu'na çabuk aksetti. İşte böyle bir şey, bir kalemde silinip atılmak(!) Ali Bey...
Sözünü ettiğimiz Ali Bey, Başkan Ali Koç... Mazbata törenine katılması, geçildiği rakibine koltuğu teslim etmesi, tam da onun gibi bir centilmene yakışır kalitede oldu. Seversiniz, sevmezsiniz... Başarılı olup olmadığını kendi içinizde değerlendirebilirsiniz. Ancak Koç'un Fenerbahçe aşkını tartamaz, beyefendiliğini hiç tartışamazsınız. Tarih, amatörlerle yaptıklarını da yazacak, futbolda 7 sezon şampiyon olamadığını da...
Fenerbahçe Genel Kurulu, "Sadettin Saran" diyerek kararını verdi. Hakan Bilal Kutlualp'in desteği, feragati ya da her ne derseniz deyin, Saran'ı başkanlık koltuğuna taşıdı.
Sadettin Saran, bugün Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlığını yapıyor fakat henüz futbolda koltuğa oturmadı. Çünkü, sarı-lacivertliler, Fenerbahçe AŞ olarak, yani borsada bilinen adıyla Fenerbahçe Futbol AŞ olarak Türkiye Futbol Federasyonu'na tescilli...
Ve, şu ana kadar ne