Adana Demirspor galibiyeti, Galatasaray Teknik Direktörü Domenec Torrent'in dilini çözdü. Aslında belli ki çok şey söylemek istedi. Ancak ağzına kadar gelip durdu mu, yoksa tercüman bunları yuttu mu bilinmez. Bu sorulara Katalanca/İspanyolca bilmek gerek.

Fakat, Torrent'in tercüme edilen kısımlarında da, aslında çok şey vardı.

"Arda'nın kondisyon olarak oynama durumu yoktu."

Basketbol sahalarında, ceket-kravat boy gösteren Arda'nın, iki ötesinde başkan adayı Metin Öztürk'ün oturması tesadüf müydü? Sizce bu durum, Torrent'i mi rahatsız eder, Başkan Burak Elmas'ı mı?

"Başkan Elmas, basın toplantısında çok büyük saygımı kazandı. Gerçekten Galatasaray'ı sevdiğini gösterdi. Çünkü birçok insan, Galatasaray'ı sevdiğini iddia eder ama yaptıklarıyla gösteremez."

Kim peki, Galatasaray'ı sevdiğini iddia edip göstermeyen? 6 ayda o anladı, biz bir türlü anlayamadık!

"Siz inanmasanız da, ne yapmak istediğimi biliyorum. Ben daha gelmeden bazı gazeteciler tarafından, tahmin ediyorum neden olduğunu, daha bizimle görüşmeden, kim olduğumuzu bilmeden eleştirmeye başladılar."

Bazı gazeteciler, daha gelmeden neden "karaladı"? Torrent neyi "tahmin" ediyor? Bu gazetecilerin Fatih Terim ile "organize çalıştığını" mı acaba? Sorulsa, "Ben demedim, siz dediniz" der.

"Burada dürüst olan herkes biliyor, neyin neden olduğunu... Cesur olsunlar, anlatsınlar. Neden böyle şeyler oluyor, neden gelen antrenör yakılıyor? İnsanlar hata yapıyorlar, kulüp bana ait diyorlar."

Sanırım burada da özne Terim ve cesur olmayanlar da, ondan korkanlar... "Kulüp bana ait diyorlar" derken, kimi kastetti acaba?

"Yunus bayıldığım bir oyuncu... Adana'da ne işi var bilmiyorum."

Alın size, çok beğendiğiniz Fatih Hocanızın seçimi dercesine bir söz...

"Bu takımda memnun olmadığım ilk kişi kendimim. Çünkü ben ilk başlarda kendimi antrenör olarak göremiyordum!"

Kinaye sanatından olgun bir örnek... Kendisini antrenör olarak görmeyenlere, böyle düşünenlere, böyle yazıp-çizenlere, böyle yorumlayanlara...

"Fatih Terim'e azıcık saygı duymuyorum, çok saygı duyuyorum. Gerçekten birçok yıl burada çalışıp, birçok başarı elde etti. Bu yüzden çok saygı duyuyorum. Fakat kim gelirse gelsin, şu anda olana yardım etmeniz lazım. Tarihte başarılara imza atmış insanlara ise her zaman müteşekkir olmak gerekiyor."

Terim'in devri geride kaldı derken, meramını yalın bir dille anlatmış bu kez...

"Nereden geldiğimi düşünün, ne görebileceğinizi tahmin edebilirsiniz."

Barcelona'nın bir parçası, Pep Guardiola'nın can yoldaşı bir teknik adam daha ne desin ki; yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.

 

Unuttuk mu?

Hey gidi günler hey...

Bir dönem, "6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleyen" bir kanunumuz vardı. Başta "şike ve teşvik" için algılansa da, daha sonra bunun, taraftar ve saha olaylarında ağırlık kazandığı bir yasa olduğunu ortaya çıkmıştı.

Küçücük bir saha olayı yaşansa, içeriye atlayan ya da atlayanların "seyirden men" olayını tartışır, polis merkezlerine imza vereceklerini konuşur, spor savcısının nasıl hareket edeceği yorumlanmaya çalışılırdı.

Bırakın saha içine yanıcı ve patlayıcı madde sokmayı, deplasmana giden ya da toplu ulaşımda yaşanan düzensizlikler bile, takip edilir olmuştu.

Pandemi girdi, kanun unutuldu.

Eskiden ağzı kapalı su şişesi sokamayanlar, bugün işaret fişeği atar oldu. Bunları stada ya da antrenman alanlarına sokanlar için düzenlenen, 6 aydan iki yıla kadar hapis cezası hatırlanmaz oldu.

Türkiye Futbol Federasyonu'nun PFDK kararlarında birçok kulüp için usulsüz taraftar girişleriyle ilgili cezalar kesildi. Ancak, 6222'ye aykırı olarak seyirci kabul eden ya da edilmesini sağlayan kişiler için düzenlenen, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası es geçilir oldu.

Sahaya girenler için hapis cezası, idari para cezası verilmesine hükmedilmişti. Son dönemde cirit atanlar için ise, kimse konuşmadı.

Sadece bunlar mı?

Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklamada bulunan kişilere (yönetici olsun, basın mensubu ya da yorumcu olsun), 5 bin ile 50 bin lira arasında idari para cezası verilecekti. Üstelik bunlar yönetici ise, cezanın beş katına çıkacağı hükmolundu.

Sonuç; kimse hatırlamıyor, kimse uygulamıyor.

 

Sadece gurur oldular

MERİH DEMİRAL: Kocaeli'nin şirin ilçesi Karamürsel'de futbola başlayan Merih, büyük umutlarla gittiği Fenerbahçe'de istediğini elde edemedi ve Portekiz'e gitti. Sporting, Alanya'ya kiraladı, onlar da Sassuolo'ya sattı. Türkiye'nin güney ekibine bir yıl daha kiralanan Merih, Juventus'ta kendini kabul ettirdi, bu sezon ise Atalanta'ya kiralık gitti.

KEREM AKTÜRKOĞLU: Siz onu Galatasaray'da tanıdınız, ancak onun da altyapısı Kocaeli'nin iki ekibi Gölcük ve Hisareyn takımlarında... Başakşehir tarafından transer edilen Kerem, İstanbul'da tutunamadı. Önce Bodrumspor'a kiralandı, ardından da Karacabey'e geçti. Daha sonra Erzincan'ın yolunu tutan genç oyuncu, Fatih Terim'in Galatasaray'a getirmesiyle havasını buldu.

GÖKDENİZ BAYRAKTAR: 2017'de Kocaelispor alt yapısından A takıma geçti. İki sezonda kendini kabul ettirdi ve Antalyaspor'a transfer oldu. Henüz 20 yaşında...

ERENCAN YARDIMCI: Kocaeli'nde, 41 Futbol Kulübü'nde futbola başladı. Galatasaray kolundan tutup, Florya'ya çekti. Geçen sezonun devre arasında 4 milyon 200 bin liraya Eyüpspor'a satıldı. Eyüp'te çok az süre aldı, daha sonra Alanya'ya yollandı.

Sadece bunlar mı? Yiğithan Güveli, Melih Okutan; Kocaeli Demirspor'dan Fenerbahçe'ye alındı, ikisi de sarı-lacivertlilerde tutunamadı.

Melih Bostan, Kocaeli'nin ilçesi Derince Belediye alt yapısından, Fenerbahçe'ye kaçtı. Kocaeli doğumlu Ruhan Arda Aksoy da, Fenerbahçe altyapısında gelecek aramaya başladı.

Kocaeli doğumlu Kartal Kaya Yılmaz da, Beşiktaş çatısı altında A takıma kadar yaklaştı, bu sezon Süper Lig'e çıkan Ümraniyespor'a kiralandı.

Ama bunların hiçbiri Kocaelispor'a yar olmadı, sadece Körfez'in gururu oldu. Koskoca kulüp, göz göre göre 1. Lig'den de aşağı giderken, birçok futbolcuya yuvalık eden Bursaspor da kendilerine eşlik etti. Umarım bu iki kulüp, 2. Lig'de aynı grupta olmaz.

 

Tanımıyorum!

Edebi sanatlar açısından müthiş bir zenginliği vardır Türkçemizin... Konuştuğumuz, söylediğimiz her söz, başka manalara da çekilebilir. Nitekim, edebiyat derslerinde "cinas"ın ne olduğunu öğrenmedik mi? "Niçin kondun a bülbül kapımdaki asmaya,

Ben yarimden ayrılmam götürseler asmaya" denilmesinde, iki "asma" arasındaki farkı hissetmedik mi?

Spor sahalarında da, zaman zaman buna benzer karşılıklar, daha doğrusu karışıklıklar oluyor. İşte Galatasaraylı Nelsson'un, MİLLİYET'teki röportajında, Fenerbahçeli Arda Güler hakkında söylediği, "tanımıyorum" sözü... Sarı-lacivertlilerin tepkisini aldı.

Çıplak baktığınızda, bu "tanımıyorum"un anlamı, Arda Güler'i küçümsemek, "kim ki o" demek değil mi? Ama şöyle bir soru soralım; "Arda Güler'i tanıyor musun?" Birinci cevap; "Hayır tanımıyorum. Hiç tanışmadık." İkinci yanıt; "Evet tanıyorum ama hiç tanışmadık." İki cevap arasında ne fark var ki...

Nelsson örneğinde geriye ne kalıyor? Niyet okumak... Nereden görmek istersen, öyle bakmak!

 

Tam Kayserili

Ligde, belki tam anlam karşılığı olmasa da, süründü Yukatel Kayserispor... Son dakikaya kadar düşme korkusunu ensesinde hissetti.

Ancak Ziraat Türkiye Kupası'nda, üç büyükleri ipe dizdi, Fenerbahçe’yi, Beşiktaş’ı ve Trabzonspor’u adeta ezip geçti. Kayserispor bugün finalde... 26 Mayıs'ta İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda, Sivasspor ile kozlarını paylaşacak.

Kayserispor Başkanı Berna Gözbaşı, göremediği desteği anlatmak için şunları söylüyor:

"STK'ların başkanları benimle, '1 otobüs mü, 2 otobüs mü?' pazarlığı yapıyor."

İnsanın aklına ister istemez, "Tam Kayserili" demek geliyor.

Sürünen bir takımı alan, nereden nerelere getiren bir kadının, sadece takımın taraftar desteğini arkasında görebilmek için istediklerini çok görmemek gerek...

Alınacak başarılı bir sonucun, şehre yapacağı katma değeri, sanırım Kayserili iş insanları yeteri kadar hesaplayabilecektir. Kayserili işini bilir.

 

Yazık, çok yazık

Hep, "Kaliteli yabancı gelsin" diye tutturulur ya... İşte o iş, öyle değil...

Ne kadar kaliteli ne kadar başarılı olsa da, adam biraz sağlam olacak. Hem fiziksel hem de karakter olarak...

İşte size Loic Remy... Premier Lig'de Chelsea ile şampiyonluğa ulaşan, Fransa'da Olympique Lyon ile iki kez zafere yaşayan bir futbolcu kötü olabilir mi?

Yaş 34 olsa bile, geçen sezon Çaykur Rize'ye gelir gelmez takıma ayak uydurdu. Sakat olmadığı dönemlerde, sahaya çıkıp, golleri buldu. 19 lig maçında 7 gol, 1 asist... Ama dediğimiz gibi; sağlam olduğunda...

Ancak Remy, kulüp doktorunun, "Oynayabilir" dediği anda bile yoktu. Ağrılarını öne sürerek, kenarda oturdu. Parasını da, tıkır tıkır cebine koydu. Ne aldığını, daha doğrusu ne verildiğini, isterse kulüp söyler.

Sezona yine Rize'de başlayıp, bir şey yapamamanın yanı sıra teknik adamlar da yaka silkince, Adana Demirspor'un yolunu tuttu Remy... Güney ekibi ne bulduysa? 8 Şubat'ta takıma katılan Fransız forvet, 2 ay sakatlığı nedeniyle takıma giremedi, Hatay maçında kulübeye geçti ama ne hikmetse bir hafta içerisinde yine gitti. Nisan ayında iki maçta kısa kısa oyuna girdi ancak yine sakatlık işin içine girdi.

Yazık, çok yazık... Kulüplerden para gidiyor, bundan öte Türkiye'nin dövizi gidiyor. unlar hep gözden kaçıyor ama bu tiplere kim bilir kaç para ödeniyor?