Dağda bir şeyler toplamak için dolaşan köylü, zehirli bir yılanla karşılaşır. O sırada yılanı öldürmek için hamle yapan yaşlı adam; hayvanla göz göze geldiği anda insaf eder ve öldürmekten vazgeçer.

Bunu gören yılan da, kendisine yapılan iyiliği karşılıksız bırakmak istemez, “Beni öldürmedin. Ben de buna karşılık kör kuyudan sana her gün bir altın vereceğim” der.

Gerçekten de köylü, her gün gider, yılan da birer altın vererek, onu ödüllendirir. Refaha ulaşan ailenin ise bundan haberi yoktur.

Gün gelir, yaşlı adam hastalanır. Aile geçim zorluğu çekmeye başlar. Oğlunu karşısına alan köylü, sırrını ona anlatır, “Git, o yılana kendini tanıt. Her gün bir altın verecek” der.

Oğlu, babasının dediğini yerine getirir, yılanın yanına gider. Kendini tanıtıp, yine bir altını cebine koyar. Ancak kuyudakilerin tamamını almak için yılanı öldürmek ister. Attığı dev kaya parçası, yılanın kuyruğunu koparır. İntikamını almak isteyen hayvan da, çocuğu öldürür.

Oğlunun gelmediğini gören köylü ise, bin bir güçlükle o yere gider. Kuyruğu kopan yılan ve oğlunun ölüsüyle karşılaşır. Durumu öğrenen hasta adam, yılana, “Gel yeniden dost olalım” teklifini yapar.

Ancak yılan, “Sendeki bu evlat acısı, bendeki bu kuyruk acısı olduktan sonra, bir daha dost olamayız” diyerek, teklifi geri çevirir.

İşte size, “Yılan hikayesi”...

Türk futbolu da bunun benzeri çok “yılan hikayesi” mevcut...

Dostluklar baki gibi görünür ama hiç de öyle değildir. İki taraf gerçekten anlaşır fakat yan etkenler onları rahat bırakmaz.

Bir bakarsınız; “gelir” kalemlerinin artması için bir araya gelenler, “daha fazla kazanç” uğruna birbirlerinin gözünü oymuştur.

Bir bakarsınız; vasat bir transfer için karşı karşıya gelmiş, birinin kuyruğu koparılmıştır. Bu kuyruk acısı, yıllar geçse de dinmez.

Bir bakmışsınız; yıllar yılı birbirlerinin karşıtı gibi görünenler, “Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerek, dirsek temasına geçer; “Denize düşen, yılana sarılır.”

“Adalet” çığırtkanlığı yapanlar, kendi lehlerine bir durum olduğunda bunu unutur, “yılan”ın kör kuyusuna göz koyarlar.

“Yılan”ın yuvasına çomak sokanlar, ondan daha büyüktürler.

Harcama limitlerinin artması için daha önce ayağa kalkanlar, kendisi dışarıda kaldığında, "yılan"lık yapar, yeni “Kulüpler Yasası”nı ortaya atarlar.

Sadece "yılan"lar değil, yalanlar da başroldedir Türk futbolunda... Öyle ki, yılanın bıraktığı yara, yalanın yanında hiç kalır.

Bazı kişilikler vardır, insanın yanına "yılan" gibi sokulur; zehrini akıtmadan yanından ayrılmaz.

Kısacası futbolumuzda o kadar fazla “yılan hikayesi” vardır ki, “yılanlara” bile ders verecek durumdadırlar.

“Evlat acısı” ile “kuyruk acısı” da, o kadar çoktur ki, kimin ne yapacağı hiç belli olmaz.

Allah, sadece yılanlardan değil, onlardan faydalanmak isteyenlerden de korusun.